Prof. Dr. Şadi EREN
Bazı Miras Konuları
Ölüm hak, miras helaldir. Cenab-ı Hak miras taksimiyle ilgili şöyle bildirir:
“Evladınıza miras taksiminde Allah size şunu tavsiye ediyor: Mirasta erkeğe, kadının iki katı pay vardır.”[1]
Âyette “tavsiye ediyor” denilmesi bunu bir emir olmaktan çıkarmaz. Mesela üst makamda olan biri alt makamda olan birine “şöyle yapılması ricasıyla” diye bir yazı gönderdiğinde, bu rica bir emir olarak değerlendirilir.
Kur'an-ı Kerimde yer alan bu hüküm, İslam’ı tenkit etmek isteyenlerce zaman zaman gündeme getirilir, kadına yarı pay verilmesi kadının hakkının tam verilmemesi gibi değerlendirilir.
Bediüzzaman bu konuda şunları nazara verir:
“Muhakemesiz medeniyet, Kur'an kadına sülüs verdiği için âyeti tenkid eder. Hâlbuki hayat-ı içtimaiyede ekser ahkâm ekseriyet itibariyle olduğundan, ekseriyet itibariyle bir kadın kendini himaye edecek birisini bulur. Erkek ise, ona yük olacak ve nafakasını ona bırakacak birisiyle teşrik-i mesaî etmeye mecbur olur. İşte bu surette bir kadın, pederinden yarısını alsa, kocası noksaniyetini temin eder. Erkek, pederinden iki parça alsa, bir parçasını tezevvüc ettiği kadının idaresine verecek; kız kardeşine müsavi gelir. İşte adalet-i Kur'aniye böyle iktiza eder, böyle hükmetmiştir.”[2]
İslam’a göre evin masraflarını karşılamak erkeğin omuzlarındadır. Böyle olunca mirasta kadından fazla alması yükünü hafifletecek, evin iaşesini daha kolay temin edecektir.
Öte yandan evin hanımı her ne kadar kendi ailesi tarafından gelecek mirasta erkeğin yarısını alsa da, kocasının alacağı fazlalıkla bunu telafi edecektir.
Bediüzzaman’ın “adalet-i Kur'aniye böyle iktiza eder” demesi ve adalete vurgu yapması önemli bir noktaya dikkat çeker. Şöyle ki: Eşitlik ve adalet aynı şeyler değildir. Küçük bir çocukla güçlü bir delikanlıya aynı yükü yüklemek eşitliktir, ama adalet değildir. Benzeri bir şekilde mirasta kadına ve erkeğe aynı payı vermek eşitlik olur, ama adalet olmaz. Çünkü maddi meselelerde erkeğin yükü daha ağırdır.
Bununla beraber, şu noktalar da göz ardı edilmemelidir:
-Kadına mirastan pay verilmeyen cahiliye toplumunda erkeğin yarısı kadar verilmesi çok ileri bir adımdır.
-İslam’da miras hukuku “feraiz ilmi” adıyla meşhurdur. Bu ilim incelendiğinde, kadının erkekle aynı payı aldığı durumlar olduğu da görülecektir.
-Miras, günümüzde rızaya dayalı olarak varisler arasında eşit olarak bölüştürülebilir.
-Hatta varislerden bir kısmı kendi rızalarıyla bazı erkek veya kız kardeşleri lehinde fedakârlık yapabilir.
-Kur'an kadına erkeğin payının yarısını verirken, bazı Müslüman kimselerin kız çocuklarına mirastan hiç vermemeleri, tam bir cahiliye zihniyetidir.
Anneye mirastan pay
Kur'an-ı Kerim miras taksiminde annenin evladına varis olduğu durumları da nazara verir. Mesela şöyle bildirir:
“Eğer ölenin çocuğu yok da mirasçı olarak ana-babası kalmışsa, annenin payı üçte birdir.
Eğer ölenin kardeşleri varsa, terekenin altıda biri annenindir.”[3]
Bediüzzaman, bu âyet münasebetiyle şöyle bir soru-cevaba yer verir:
“Neden fedakâr, yüksek bir şefkati taşıyan valide; bu zamanda veledinin malından irsiyet almasından mahrum edildi?
Valideler bu asırda, bir aşılama suretinde şefkatlerini yanlış bir tarzda sarfetmeleridir ki; “evlâdım şan, şeref, rütbe, memuriyet kazansın” diye, bütün kuvvetleriyle evlatlarını dünyaya, mekteplere sevkediyorlar. Hatta mütedeyyin de olsa, Kur'anî ilimlerin okumasından çekip dünya ile bağlarlar. İşte bu şefkatin bu yanlışından, kader bu mahrumiyete mahkûm etti.”[4]
Kanunlar zaman zaman değiştiğinden günümüzde daha farklı bir durum olabilir. Ancak öyle anlaşılıyor ki, Bediüzzaman’ın sürgünde olduğu Kastamonu hayatı yıllarında (1935-1943) bu gibi durumlarda anneye mirastan pay verilmemiştir.
Mirasta kaderin bir cilvesi
Kur'ana göre erkeğe mirastan pay üçte iki iken, günümüz kanunlarına göre kadınla aynı payı almaktadır. Bediüzzaman bir soru-cevap olarak bunu şöyle değerlendirir:
“Şu asırda öyle acib bir aşılamakla, ebeveynine hürmet ve peder ve vâlidesinin şefkatlerine mukabil bilâ-kayd u şart kemal-i hürmet ve itaat lâzım iken; ekseriyetle o hakikî hürmet ve itaat bozulduğundan, iki sülüs almaktan zulmen mahrum edildiler. Kader, onların kusuruna binaen müsaade etti. Kızlar ise; gerçi başka cihetlerde kusurları çok, fakat za'fiyetlerine binaen, himayetkâr ve şefkatkâr ellere ziyade muhtaç bulunduklarından hürmetlerini, peder ve vâlidelerine karşı ihtiyaçlarını hassasiyetle bir cihette ziyadeleştirdiklerinden, beşerin zalim eliyle kardeşlerinin kısmen haklarını muvakkaten onlara vermeye müsaade etti.”[5]
Bediüzzaman’ın cevabında odak nokta, erkek çocukların bu zamanda anne-babalarına genelde isyankâr olmaları, kızların ise daha hürmetkâr olmalarıdır. Bu durumu “hüküm çoğunluğa göredir” esasıyla anlamak gerekir. Yoksa anne-babalarına hürmetkâr erkek evlatlar olduğu gibi, isyankâr olan kızlar da bulunmaktadır.
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.