Sadece fişlemişler

Sadece fişlemişler

EMASYA Protokolü'nün yürürlüğe girmesinden sonra protokol çerçevesinde yapılan tek şey 'sakıncalı' bulunanların fişlenmesi olmuş.

Protokol ile her ildeki askeri birim içinde oluşturulan "Asayiş Güvenlik Merkezleri”nden toplumun her kesiminden binlerce insanın fişlendiğini ortaya koyuyor. En azından kamuoyuna çıkanlar bunu gösteriyor. Bugün yapılması gereken şey prokolün iptali olmalıdır.
Kamuoyunda “Fişleme Skandalı” olarak da bilinen ilk olay 2004 Mart'ında medyaya yansıdı. “Sosyetik Fişleme” olarak bilinen istihbarat toplama işleminin yapılışı, kimi güvenlik örgütlerinin, anayasa üstü bir konuma kavuştuklarını göstermesi açısından tartışmalara yol açtı. Hürriyet Gazetesi'nin 10 Mart 2004'de manşetten verdiği bir haberde, Kara Kuvvetleri Komutanlığı 2. Zırhlı Tugay Komutanlığı'nın askerî birlikler ve kaymakamlara gönderdiği yazı ile “bölücü ve yıkıcı” faaliyetlerde bulunan kişi ve kurumlar hakkında bilgi toplanmasını istediğini yazdı. Bu kişi ve kurumlar arasında şaşırtıcı bir biçimde, Türkiye'deki Klu Klax Klan üyeleri, AB ve ABD yanlısı kişiler, sanatçılar, yüksek sosyete grupları, satanistler, masonlar, azınlıklar ve internet grupları da yer almaktaydı.
Konunun basında açığa çıkmasının ardından Başbakan Erdoğan, bilgi toplama işleminin TSK'nın görevi olmadığını belirtirken fişlemenin bir suç olduğunun altını çizdi.

GENELKURMAY: FİŞLEME YASAL

Buna karşılık, Genelkurmay Başkanlığı fişleme olayını doğrulayarak, 10 Mart 2004 şu açıklamayı yaptı: “5442 Sayılı İl İdaresi Kanunu çerçevesinde, Mülki İdare Amirleri, çıkabilecek ve çıkmış olayların önlenmesi maksadıyla, gerekli gördükleri hallerde, en yakın Kara, Deniz ve Hava Birlik Komutanlıklarından kuvvet talebinde bulunabilirler. Çıkabilecek olaylara karşı etkin tedbirlerin alınabilmesi için, önceden planlama yapılması bir ihtiyaçtır. Söz konusu haberde (Sosyetik Fişleme) konu edilen faaliyetin (istihbarat toplama) bu çerçevede değerlendirilmesi gerekmektedir.”

Protokolü Türkiye'de ilk kez gündeme getiren gazetemizin yazarı Ali Bayramoğlu Radikal'den Neşe Düzel'e 12.4.2004'de verdiği söyleşide protokol ile fişleme arasındaki bağlantıyı net biçimde şu cümlelerle ifade etmiştir; “Bu protokol, aslında bu fişlemelere yasal dayanak sağladı. Kara Kuvvetlerine bağlı EMASYA birlikleri, bu protokolün verdiği yetkilerle, istihbarat toplayan, valiliklerden bilgi talep eden, neredeyse valilikleri yönlendirebilecek birimler haline dönüştü. En son fişleme de, işte bu zemin üzerine oturdu. Çünkü bu protokolle, valiliğin, kaymakamlığı ve emniyetin etki alanı bir anlamda “askere” terk edildi. EMASYA birlikleri herhangi birlikler değil. Türkiye'nin her ilinde garnizonlardaki örgütlenmeler bunlar. Bütün toplumu takip etme yetkisine sahipler. Böyle bir yetki olmaz, bu çılgın, korkunç bir şey. Denetimsiz bir faaliyet bu. Yargı, hukuk devrede değil.”

TÜM TÜRKİYE İZLENİYOR

Hürriyet Gazetesi'nin 20.02.2006 tarihli internet nüshasındaki “Jandarmanın fişi müftüden döndü” başlıklı yer alan habere göre Jandarma Genel Komutanlığı'nın Ankara ve Gaziantep'teki bazı kaymakamlıklara ve müftülüklere Ocak ve Şubat 2005 tarihinde gönderdiği soru formlarıyla hem düzenlenen Kuran Kursları hem de bu kurslara katılanlar hakkında bilgi istemiştir. Öğrenciler ve aileler hakkında da istenen bilgilerin görevli personele elden verilmesi istenmiştir. Yine haberden öğrencilere ait bilgilerin sonradan jandarmaca talep edilmediği anlaşılmaktadır.

Sabah Gazetesi'nin 31.03.2006 tarihli internet nüshasındaki “Jandarma, valiyi bile fişledi” başlıklı habere göre; Diyarbakır'da vali, hâkim, savcı, vali yardımcısı, kaymakam, il ve ilçe müdürlerinin jandarma talimatıyla fişlendiğini, uygulamanın eskiden beri devam ettiği, fişlemelerin Genelkurmay Başkanlığı'nın 29 Aralık 2005 günlü, Jandarma Genel Komutanlığı'nın 5 Nisan 2001 günlü emirlerine ve Jandarma Genel Komutanlığı Kurmay Başkanı Mehmet Çavdaroğlu imzasıyla yollanan ve eski fişlerin güncellenmesini isteyen bir yazıya dayandığı; bu işlemin gizlilik esasına uygun olarak yapılması, bu bağlamda hiçbir resmi ya da özel kurumla yazışma yapılmaması çıktı alındıktan sonra tüm verilerin imha edilmesi, disketin kurye ile gönderilmesi v istendiği ortaya çıkmıştır.

Yine Sabah Gazetesi'nin 01.04.2006 tarihli internet nüshasındaki 'Urfalılar da fişlenmiş' başlıklı haberi, Urfa ve Diyarbakır ilinde de vali, vali yardımcısı, kaymakam ve bazı ilçe müdürlerinin fişlendikleri anlaşılmaktadır.

Zaman gazetesinin 02.04.2006 tarihli internet nüshasındaki 'Jandarma Mardin'de de bürokrat fişlemiş' başlıklı habere göre Mardin ilinde de, Diyarbakır ve Şanlıurfa illerindeki gibi vali, vali yardımcısı, kaymakam ve bazı ilçe müdürlerinin fişlendikleri anlaşılmaktadır.

Genelkurmay Başkanlığı bu haberler üzerine açıklama yaparak; haberde söz edilen iki emir 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu gereğince hazırlanmış olan ve askeri birliklerin valinin talebi üzerine nasıl kullanılacağının esaslarını belirleyen EMASYA planları gereğince ihtiyaç duyulan bilgilerin toplanması amacına yönelik olup, hiçbir şekilde kişilere ilişkin bilgi talebi içermediği açıklamasında bulunmuştur. (http://www.tsk.mil.tr/10_ARSIV/10_1_Basin_Yayin_Faaliyetleri/10_1_Basin_Aciklamalari/2006/BA_08.html)

EMASYA ŞEMDİNLİ'DE İLÇEYE İNDİ

Şemdinli'de Ağustos 2005te patlamaya başlayan bombalar 9 Kasım'da Umut Kitabevi'nin bombalanması ile bıçak gibi kesildi. Umut Kitapevi'nin bombalanması sonrasında başlayan araştırmalar, jandarmanın bölgede sivil polisin yetkilerini kullanarak şehir merkezinde izleme, takip işini yaptığını gösterdi. Seferi Yılmaz adlı bir kişiye ait Umut Kitabevi'ne düzenlenen el bombalı saldırının ardından Jandarma istihbarat astsubayları Özcan İldeniz ve Ali Kaya, olaydan 20 gün sonra, devletin birliğini bozmak suçundan tutuklandılar. Orgeneral Büyükanıt verdiği demeçte, astsubaylardan birini tanıdığını, iyi biri olduğunu belirtip bir yandan yargıyı etkilemeye çalışmakla suçlanırken diğer yandan da asayişten sorumlu Jandarma görevlisi ile TSK arasındaki resmi bağı da itiraf etmiş oldu.

Olayda iki kişi ölürken çok sayıda kişi de yaralandı. Üzerlerinden çıkan not defterinden, bu iki astsubayın, Seferi Yılmaz'la ilgili hazırladıkları dosyayı savcılığa bildirmedikleri ortaya çıkmıştır. Dava sürecinde açık biçimde ortaya çıkan jandarmanın şehir merkezine inerek emniyet güçlerinin yerini almaya soyunmasıdır. Bu ve benzer olayların tek dayanağı ise EMASYA Protokolü olmuştur.

Sonuçsuz bir iptal girişimi

İçişleri Bakanlığı mülkiye müfettişlerinin 2005 yılında hazırladığı raporda “İç güvenlikten birinci derecede sorumlu olan İçişleri Bakanlığı bir tarafa bırakılarak, hükümeti bilgilendirm ek görevini bile üstlenen Genelkurmay Başkanlığı bünyesinde İç Güvenlik Harekât Merkezi kurulmuş olmasının İçişleri Bakanlığının tamamen dışlanmasından başka bir şey olmadığı”, EMASYA Protokolü'nün kanuna aykırı olması nedeniyle İçişleri Bakanlığının “Birden Fazla İli İçine Alan Olaylarda Valilerin Askeri Birliklerden Yardım İstemesine İlişkin Esasları” düzenleyen taslak bir metin hazırladığı ve 4 Mart 2005'te Genelkurmay'a gönderildiği, Genelkurmay'ın cevabında ise terör olaylarındaki yükseliş öne sürülerek yürürlükteki protokolün değiştirilmesinin istenmediği ve güncellenmeye ihtiyaç duyulması halinde bunun, Genelkurmay Başkanlığı ve İçişleri Bakanlığınca oluşturulacak bir çalışma grubu tarafından yapılabileceğini belirtti.

ÇAĞLAYAN'DA EMASYA TATBİKATI

 Hürriyet gazetesinin 17.01.2007 tarihli internet nüshasındaki 'Askerin tatbikat hassasiyeti' başlıklı habere göre,
1. EMASYA Protokolü'ne göre İstanbul'daki 52. Tümen bünyesinde kurulan EMASYA birliğinin Çağlayan Meydanı'nda tatbikat yapmayı planladığı;

2. Komuta kademesinin, tanklı toplu birliklerin, medyaya yansımasından ve görüntülerin yanlış anlaşılmasından endişe ettiği için hukukçulardan görüş aldığı;

3. Tatbikatın tarihinin henüz kesinleşmediği ama görev alacak askeri birlikler ve teçhizatlara kadar tüm planlamaların yapıldığı anlaşılmaktadır.

Haberde ayrıca “EMASYA nedir?” alt başlığı altında EMASYA Protokolüyle;

1. Askere, kendisinin gerekli gördüğü durumlarda toplumsal olaylara el koyma yetkisi verildiği;

2. Kara Kuvvetleri'ne bağlı EMASYA birliklerinin, istihbarat toplayan, valiliklerden bilgi talep eden, neredeyse valilikleri yönlendirebilecek hale dönüştüğünün iddia edildiği;

3. EMASYA'nın 24 saat düzenli çalışan askeri birliklerden oluştuğunun iddia edildiği bilgisi de verilmiştir.

Zaman gazetesinin 17.01.2007 tarihli internet nüshasındaki “1. Ordu Komutanı Tuncel, 'Çağlayan'da EMASYA tatbikatı'nı yalanladı” başlıklı habere göre, 1.Ordu Komutanı Orgeneral Fethi Tuncel'in, o gün bulunduğu bir etkinlikte Emniyet Asayiş Yardımlaşma Birliği'nin (EMASYA) Çağlayan Meydanı'nda tatbikat yapacağı yönündeki haberleri yalanladığı, toplumsal olaylarda ancak valilerin talepleri doğrultusunda müdahalede bulunacaklarını kaydettiği anlaşılmaktadır.

Sivilleşme için protokol iptal edilmeli

Balyoz Güvenlik Harekât Planı ile yeniden gündeme gelen EMASYA Protokolü bu kez daha yüksek sesle tartışılıyor. Hükümet kanadından gelen açıklamalar bu konuda bir adım atılacağı yönünde. Ancak bu adım, yeni bir protokol müdür, yoksa protokolün kaldırıması mıdır henüz bilinmiyor. Ancak protolün hukuki ve şekli yönlerden yasalara aykırılığı konusu bu kadar açıkken yapılması gereken protokolün kaldırılmasıdır. Bu protokolün kaldırılması İçişleri Bakanlığı'nın yayınlayacağı bir genelge ile mümkündür.

Ülkemizde açık mevzuatta demokratik standart sadece askeri birliklerden yardım isteyecek makamların sivil olması gerektiğidir. Ancak yardıma çağrılan askeri birliğin çapı ve görevde kalış süresinin münhasıran sivil makamlara bırakılmamış olması, yardıma çağrılan askeri birliğin yardıma çağrıldığı işin yönetimine geçmesi, askeri birlik mensuplarının suç işlemeleri halinde yargılamanın çoğunlukla askeri mahkemelerde yapılması sorunlu alanlardır.

Birden çok ili içine alan olaylar halinde askeri birliklerin dahilde kullanılmasını düzenleyen ancak uygulamada aynı il içindeki olaylarda da kullanıldığı anlaşılan gizli EMASYA protokolü kurallar hiyerarşisinde üstünde bulunan tüm kurallara aykırı bir yapı oluşmasına yol açmıştır. Askeri birliklerden yardım istemede sivil makamların münhasır yetkileri yok edilmiştir. Askeri birliklere kendiliklerinden olaylara el koyma hakkı verilmiştir. Olağan iç güvenlik birimlerinin, yardıma gelen askeri birliklerin emrine girmesi öngörülerek, Sıkıyönetim Kanunun bile sınırlı bir yer için verdiği böyle bir yetki protokolle tüm Türkiye için verilerek TBMM'nin yetkisi ikame olunmuştur. Sonuç olarak sivil-asker ilişkilerinin ülkemizdeki genel dengesizliği tüm boyutlarıyla bu alana olabildiğince yansımıştır.

Üç günlük bu yazı dizisinde EMASYA Protokolü'yle ilgili var olan durumu resmetmeye çalıştık. Eybette ki eksikliklerimiz vardır. Ancak şu çok açıktır ki, protokol yarattığı fiili durumlar ile emniyet, valilik, kaymakamlık gibi mülki idareyi devre dışı bırakmakta ve sistemin askerileşmesine yol açmaktadır. Protokolün yarattığı bütün defacto durumların sona ermesinin tek yolu protokolü kaldırmaktan geçer.
Yeni Şafak