Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır ve bizi Müslüman kimseler olarak vefât ettir!

Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır ve bizi Müslüman kimseler olarak vefât ettir!

Ayet meali

A+A-

Bismillahirrahmanirrahim

Cenab-ı Hak (c.c), A'raf Sûresi 113-126. ayetlerinde meâlen şöyle buyuruyor:

113-Nihâyet (bütün usta ve mâhir) sihirbazlar Fir‘avun’a geldiler: “Eğer galib gelenler biz olursak, doğrusu bize gerçekten bir mükâfât var (değil mi?)” dediler.

114-(Fir‘avun:) “Evet, hem elbette siz, kesinlikle (bana) yakın kılınanlardan olacaksınız” dedi.

115-(Sihirbazlar:) “Ey Mûsâ! (Hünerini ortaya) atacak mısın, yoksa (önce) atanlar biz mi olalım?” dediler.

116-(Mûsâ:) “Siz atın!” dedi. Artık ne zaman ki (onlar hünerlerini ortaya) attılar, insanların gözlerini büyülediler; onlara korku saldılar ve büyük bir sihir (meydana) getirdiler.

117-Derken (biz de) Mûsâ’ya: “Asânı (yere) bırak!” diye vahyettik. Bir de baktılar ki, o, (onların) uydurmakta oldukları şeyleri yutuyor!

118-Böylece hakikat ortaya çıktı ve yapmakta oldukları şeyler (sihirler) boşa gitti.

119-Artık orada mağlûb oldular ve (kendilerini üstün görüyorlar iken) küçük düşen kimselere döndüler.

120-Ve (bu mu‘cizenin aslâ bir sihir olmadığını anlayan) sihirbazlar, (hep birden) secde edici kimseler olarak atıl(ıp yere kapan)dılar. (*)

121, 122-“Âlemlerin Rabbine, Mûsâ ve Hârûn’un Rabbine îmân ettik!” dediler.

123-Fir‘avun: “(Ben) size izin vermeden önce mi ona îmân ettiniz?” dedi. “Şübhesiz ki bu, (buraya gelmeden önce aranızda kararlaştırarak) ahâlisini oradan çıkarmanız için şehirde kurduğunuz apaçık bir hîledir. Fakat ileride, bileceksiniz!”

124-“Mutlaka ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim, sonra kesinlikle sizi hep berâber asacağım!”

125-(Onlar) dediler ki: “Zâten biz, Rabbimize dönücüleriz!”(**)

126-“Ve (sen) sâdece, bize (o mû‘cizeler) geldiğinde Rabbimizin âyetlerine îmân ettik diye bizden intikam alıyorsun. Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır ve bizi Müslüman kimseler olarak vefât ettir!”(***)

(*)“Kasas-ı Kur’âniyeden (Kur’ân’daki kıssalardan) kıssa-i Mûsâ Aleyhisselâm, âdetâ Asâ-yı Mûsâ Aleyhisselâm (Mûsâ Aleyhisselâm’ın asâsı) gibi binler fâideleri var.
O kıssada (hikâyede), hem Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm’ı, teskin ve tesellî, hem küffârı (kâfirleri) tehdid, hem münâfıkları takbih (kötüleme), hem yahudileri tevbih (azarlama) gibi çok makāsıdı (maksadları), pek çok vücûhu (yönleri) vardır. Onun için sûrelerde tekrâr edilmiştir. Her yerde bütün maksadları ifâde ile berâber yalnız birisi maksûd-ı bizzât (asıl maksad) olur, diğerleri ona tâbi‘ kalırlar.” (Zülfikār, 25. Söz, 27)

(**) “Ticâret ve me’mûriyet için, mühim vazîfelerle bu dâr-ı imtihân olan dünyaya gönderilen insanlar, ticâretlerini yapıp, vazîfelerini bitirip ve hizmetlerini itmâm ettikten (tamamladıktan) sonra, yine onları gönderen Hâlık-ı zü’l-Celâl’ine (celâl sâhibi yaratıcısına) dönecekler ve Mevlâ-yı Kerîm’lerine kavuşacaklar. Yani, bu dâr-ı fânîden gidip dâr-ı bâkīde huzûr-ı kibriyâya (yüce huzûra) müşerref olacaklar. Yani, esbab dağdağasından (sebeblerin zorluklarından) ve vesâitin (vâsıtaların) karanlık perdelerinden kurtulup, Rabb-i Rahîmlerine makarr-ı saltanat-ı ebedîsinde (ebedî saltanat yeri olan Cennette) perdesiz kavuşacaklar. Doğrudan doğruya herkes, kendi Hâlıkı (yaratıcısı) ve Ma‘bûdu (ibâdet ettiği) ve Rabbi ve Seyyidi (efendisi) ve Mâliki (sâhibi) kim olduğunu bilecek ve bulacaklar.” (Asâ-yı Mûsâ, 10. Hüccet-i Îmâniye, 190)

(***) İbn-i Abbâs (ra)’dan gelen bir rivâyete göre: “Bu zâtlar, günün başlangıcında sihirbaz idiler. Günün sonunda şehîd oldular!” (İbn-i Kesîr, c. 2, 43)