Rabbim, kardeşliğimizi adalet, merhamet, fedakârlık, vefa ve hizmetle kuvvetlendir
29. Lem’a Tefekkürname’den ilhamla dualar
Bismillahirrahmannirrahim
Ey bütün zamanlarda yaşananları hakkıyla bilen Yâ Alîm! Ey kullarının gayretlerini ve niyetlerini gören Yâ Basîr! Ey geçmişi, şimdiyi ve geleceği hikmetinle kuşatan Rabbim! Bana geçmişin iman ve hizmet mirasını tanımayı, bugünün sorumluluklarını yerine getirmeyi ve geleceğe hayırlı eserler bırakmayı nasip eyle. Kardeşlik anlayışımı yalnızca kendi ömrümle ve yakın çevremle sınırlama. Beni, kendisinden önceki müminlerin hayırlı mirasına vefalı, bugün yaşayan kardeşlerine karşı merhametli ve gelecekte yaşayacak nesillere karşı sorumlu kullarından eyle.
Ey kalpleri hak ve iman etrafında birleştiren Yâ Câmi‘! Ey kullarına sevgi ve muhabbet veren Yâ Vedûd! Ey rahmeti bütün varlıkları kuşatan Yâ Rahmân! Geçmişte yaşamış müminlerin güzel amellerini tanımayı, onların hayırlı mirasından istifade etmeyi ve onlar için dua etmeyi bana nasip et. Bugün yaşayan kardeşlerimle aramıza kibir, haset, menfaat ve ayrılık sokma. Kardeşliğimizi yalnızca sözde bırakma; onu adalet, merhamet, fedakârlık, vefa ve hizmetle kuvvetlendir.
Ey kullarına doğru yolu gösteren Yâ Hâdî! Ey her işi hikmetle takdir eden Yâ Hakîm! Ey kullarına lütuf kapılarını açan Yâ Fettâh! Geçmişin hatalarından ders almayı, güzel mirasını korumayı ve bugünün ihtiyaçlarını doğru değerlendirmeyi nasip eyle. Bizi geçmişin hatıralarına hapsolanlardan değil, geçmişten ibret alıp bugünde hayır üretenlerden eyle. İman kardeşliğini kuru bir iddia olmaktan çıkararak hayatımıza, davranışlarımıza ve hizmetlerimize yansıtmayı nasip et.
Ey kullarının iyiliklerini zayi etmeyen Yâ Şekûr! Ey her türlü hamde lâyık olan Yâ Hamîd! Ey bütün mahlûkatın ihtiyaçlarını karşılayan Yâ Rezzâk!
Bizden sonra yaşayacak nesillere iman, ilim, güzel ahlâk ve kardeşlik mirası bırakmayı nasip eyle. Çocuklarımızı ve gençlerimizi hakikatle tanıştırmayı, onların kalplerinde merhameti, akıllarında tefekkürü ve hayatlarında sorumluluk bilincini güçlendirmeyi bize lütfet. Bizi yalnız kendi zamanımızın ihtiyaçlarıyla meşgul olanlardan değil, geleceğin emanetini de gözetenlerden eyle.
Ey bütün fânîlerin ardından bâki kalan Yâ Bâkî! Ey ölüleri yeniden diriltecek olan Yâ Bâis! Ey hayatı veren Yâ Muhyî! Dünya hayatımızın sınırlılığını ümitsizliğe değil, kulluk şuuruna vesile kıl. Hayırlı amellerimizi rızana uygun eyle; kardeşliğimizi imanla, hizmetimizi ihlâsla ve gayretimizi hikmetle bereketlendir. Geçmişten geleceğe uzanan iman kardeşliğinin içinde bize de hayırlı bir yer nasip et.
Âmin.
رَبِّ زِدْنِي عِلْمًا وَفَهْمًا وَحِكْمَةً، وَاجْعَلْ هٰذَا الْعِلْمَ نُورًا وَإِخْلَاصًا وَنَفْعًا.
"Rabbim! İlmimi, anlayışımı ve hikmetimi artır. Bu ilmi benim için bir nur, ihlâs vesilesi ve insanlığa faydalı bir hizmet eyle."
سُبْحَانَكَ لَا عِلْمَ لَنَٓا اِلَّا مَا عَلَّمْتَنَٓا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلٖيمُ الْحَكٖيمُ
"Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Muhakkak ki Sen, ilmi ve hikmeti herşeyi kuşatan Alîm-i Hakîmsin." Bakara Sûresi, 2:32.
DİPNOT:
Beşinci Nokta – Beşinci Cümle
وَأُخُوَّةُ أَهْلِ الْإِيمَانِ تَمْتَدُّ مِنْ مَبْدَإِ الْمَاضِي إِلَى مُنْتَهَى الِاسْتِقْبَالِ.
“İman ehlinin kardeşliği ise geçmişin başlangıcından geleceğin sonuna kadar uzanır.”
Bu cümle, bir önceki cümlede anlatılan dalâlet nazarının darlığına karşılık, iman kardeşliğinin genişliğini ortaya koymaktadır. “Nesiller arası iman sürekliliği” kavramı oluşur.
Önceki cümlede dalâlet ehlinin kardeşliği, binlerce yıllık yabancılık içinde bir dakika gibi tasvir edilmişti. Burada ise iman ehlinin kardeşliği, geçmişin başlangıcından geleceğin sonuna kadar uzanan bir mânevî bağ olarak anlatılıyor.
Karşılaştırma iki farklı zaman anlayışını ortaya çıkarır:
Dalâlet nazarı: Kardeşlik, kısa bir şimdiki zamana sıkışır.
İman nazarı: Kardeşlik, geçmişten geleceğe uzanan geniş bir zaman ufkuna kavuşur.
Buradaki “geçmişin başlangıcı” ve “geleceğin sonu” ifadelerini, insanın bütün zamanları fiilen yaşaması şeklinde anlamamak gerekir. Kastedilen, iman kardeşliğinin yalnızca aynı dönemde yaşayan insanlarla sınırlı olmaması; geçmişteki iman mirasını ve geleceğe yönelik sorumluluğu da içine alan bir genişliğe sahip olmasıdır. Cümlenin özü şudur: İman, insanın kardeşlik ufkunu kendi ömrünün sınırlarından çıkararak daha geniş bir mânevî devamlılık içinde değerlendirmesini sağlar.
Haşir Suresi, 59:10
وَالَّذِينَ جَاءُوا مِنْ بَعْدِهِمْ يَقُولُونَ رَبَّنَا اغْفِرْ لَنَا وَلِإِخْوَانِنَا الَّذِينَ سَبَقُونَا بِالْإِيمَانِ
“Onlardan sonra gelenler şöyle derler: Rabbimiz! Bizi ve imanla bizden önce geçmiş kardeşlerimizi bağışla.” Bu ayet, cümlemizin geçmişe uzanan kardeşlik boyutunu açık biçimde gösterir. Sonraki müminler, kendilerinden önce iman etmiş olanları kardeşleri olarak anar ve onlar için dua ederler. Böylece iman kardeşliği, aynı dönemde yaşama şartını aşar. Burada geçmişte yaşamış müminlerle kurulan bağ, yalnızca tarihî bir hatırlama değildir; dua, vefa ve iman ortaklığı üzerinden devam eden mânevî bir münasebettir.
Enbiyâ Suresi, 21:92
إِنَّ هٰذِهِ أُمَّتُكُمْ أُمَّةً وَاحِدَةً وَأَنَا رَبُّكُمْ فَاعْبُدُونِ
“Şüphesiz bu, sizin ümmetiniz olan tek bir ümmettir. Ben de sizin Rabbinizim; öyleyse Bana kulluk edin.” Bu ayet, peygamberlerin tebliğ ettiği kulluk hakikatinin ortaklığına dikkat çeker. İman kardeşliğinin temelinde yalnızca toplumsal yakınlık değil, Allah'a kulluk gayesi de bulunur. Bu ortak gaye, farklı zamanlarda yaşamış müminleri aynı iman çizgisinin tarihî devamlılığı içinde düşünmeye imkân verir.Bununla birlikte ayet, bütün dönemlerin tarihî ve hukukî şartlarının aynı olduğu anlamına gelmez. Vurgu, Allah'a kulluk ve tevhid esasındaki ortaklıktır.
Haşir Suresi, 59:10
وَالَّذِينَ جَاءُوا مِنْ بَعْدِهِمْ يَقُولُونَ رَبَّنَا اغْفِرْ لَنَا وَلِإِخْوَانِنَا الَّذِينَ سَبَقُونَا بِالْإِيمَانِ
“Onlardan sonra gelenler şöyle derler: Rabbimiz! Bizi ve imanla bizden önce geçmiş kardeşlerimizi bağışla.”
Bu ayet, cümlemizin geçmişe uzanan kardeşlik boyutunu açık biçimde gösterir. Sonraki müminler, kendilerinden önce iman etmiş olanları kardeşleri olarak anar ve onlar için dua ederler. Böylece iman kardeşliği, aynı dönemde yaşama şartını aşar. Burada geçmişte yaşamış müminlerle kurulan bağ, yalnızca tarihî bir hatırlama değildir; dua, vefa ve iman ortaklığı üzerinden devam eden mânevî bir münasebettir.
Asr Suresi, 103:1–3
وَالْعَصْرِ إِنَّ الْإِنْسَانَ لَفِي خُسْرٍ إِلَّا الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَتَوَاصَوْا بِالْحَقِّ وَتَوَاصَوْا بِالصَّبْرِ
“Asra yemin olsun ki insan gerçekten ziyan içindedir. Ancak iman edenler, salih ameller işleyenler, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesnadır.” Bu sure, zamanın geçişi içinde insanın neyle kurtuluşa ulaşacağını bildirir.
İman, salih amel, hakkı tavsiye ve sabır konusunda yardımlaşma, insanın kendi ömrünü yalnızca şahsî menfaatleri için yaşamamasını gerektirir. Burada kardeşlik, zaman içinde ortak bir hakikat ve sorumluluk etrafında yaşamakla anlam kazanır. Mümin, hem kendi hayatını hem de kardeşlerinin hak ve sabır üzere kalmasına yardımcı olmayı önemser.
Hazırlayan: Nuran Şahin
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.