PKK'yı Ergenekon mu kullanıyor?
1 Mayıs günü Tunceli'de yaşanan karakol baskını Reşadiye'den farklı değildir. Fail bellidir ama eylem PKK'ya değil Ergenekon'a hizmet etmiştir
Murat Aksoy'un haberi
Türkiye 1 Mayıs'ı "Emek ve Dayanışma Günü" olarak 32 yıl sonra Taksim Meydanı'nda kutlarken aynı saatlerde Tunceli'den acı haber geldi. Taksim Meydanı'nda provokasyon olasılığına dikkat çekerken, esas provokasyon Tunceli'den geldi.
Filmi biraz daha geriye saralım, 7 Aralık 2009'a. Tokat'ın Reşadiye ilçesi, Sazak mevkiinde yapılan saldırıda çarşı izninden dönen 7 asker öldürüldü. Bu saldırı herkes için şok etkisi yarattı. Çünkü bu bölge PKK'nın eylem yapacak kadar lojistik açıdan güçlü olduğu yerlerden biri değildi. Abdullah Öcalan da şaşkındı, DPT'liler de. Ki o günlerde DTP Anayasa Mahkemesi tarafından kapatıldı. Nitekim PKK da saldırıyı üç gün sonra üstlendi. Merkezi bir kararla değil, yerel bir inisiyatifin kendi iradesi ile gerçekleştirdiği bir eylem olarak açıklandı. Birkaç hafta önce Amberin Zaman'ın Murat Karayılan ile yaptığı söyleşide Reşadiye ilgili soru üzerine; "Reşadiye olayı bizim hareketimizin merkezi olarak düzenleyip tertiplediği bir eylem değildi. Bizim tasvip etmediğimiz bir şey olarak eleştirilmiştir. Biz açıklama istedik. 'Neden?' diye sorduk" diye açıklama yaptı. Zaman'ın eylemi yapanlara ceza verilip verilmediği konusundaki sorusu üzerine de; "Detaylara tam hâkim değilim. Ama somut ceza yok" açıklaması yaptı.
PKK'NIN KAFASI KARIŞIK
Aslında bu bile durumu kısmen açıklamaya yetiyor. Karayılan aradan geçen 4 ayda ne saldırının detaylarını biliyor ne de konuyla ilgili bir gelişme olup olmadığını. Bu açıdan bakınca PKK'nın durumu biraz daha netlik kazanıyor. Açık ki, kendi içlerinde ciddi bir tartışma içindeler ve içinde olunan süreç konusunda somut siyaset üretmekte yetersizler.
Kabul etmek gerekiyor ki, Reşadiye saldırısı, Habur dönüşü yaşananlardan sonra kısmen rölantiye alınan demokratik açılım sürecinin de daha da dikkatli yürütülmesi konusunda hükümet üzerinde caydırıcı bir etki yaptı. Ardından gelen Reşadiye saldırısı da sürece duyulan kuşkuların ve hükümete yönelik eleştirilerin artmasına yol açtı. Daha açık ifade etmek gerekirse, Reşadiye saldırısı DTP'nin kapatma davası öncesinde hassas dönemde hem açılım sürecini hem de hükümete yönelik manipülasyonların malzemesi oldu. Üstelik bugüne kadar üzerindeki soru işaretleri ortadan kalkmaması da dikkate alırsak, bu eylemin "doğrudan" PKK tarafından değil, demokratik açılımı ve hükümeti hedef olan karanlık güçlerin bir provakasyonu olması daha güçlü ihtimaldir.
1 Mayıs günü Tunceli'de yaşanan karakol baskını da bu açıdan Reşadiye'den farklı değildir. Aslında Tunceli saldırısı, bu süreçte belki dozajın arttığı bir ara duraktır. Çünkü, bu süreç Samsun'da Ahmet Türk'e yumuruklu saldırı ile başlamış, ardından Kayseri'de Enerji Bakanı Taner Yıldız'a yine yumruklu saldırı ile devam etmiş, Samsun Ladik'te polis noktasına (PKK'nin yine üç gün sonra üstlendiğini hatırlatalım) ve Giresun'daki mayınlı saldırı ile sürmüştür. Tunceli'de karakola yapılan saldırı bu provokasyon sürecinin bir parçasıdır. Neredeyse birbirini düzenli takip eden bu olaylar PKK'nın merkezinden değil, Reşadiye'yi yapan Tunceli yerel inisiyatifinin planladığı eylemlerdir. Ve bütün bu provokasyon kokan eylemlerin arkasında Duran Kalkan'a bağlı olan yerel inisiyatif vardır.
Şöyle bir notu da hatırlatalım. Son kabul edilen "İrticayla Mücadele Eylem Planı" iddianamesinde Ergenekon'un hâlâ faaliyette olduğuna dikkat çekilirken; yaşanan son olayları Türkiye'de sürmekte olan demokratikleşme sürecini kesintiye uğratmak isteyenlerin "karanlık senaryoları"nın bir parçası olduğunu düşünmek hayalcilik mi olur?
BDP NE DÜŞÜNÜYOR?
Bu süreçte bu karanlık senaryolarının parçası olup olmama konusunda BDP büyük bir sorumluluk taşımaktadır. Son dönemde yaşanan bütün bu karanlık olayların şu anda TBMM'de ikinci turu görüşülmeye başlanan anayasa değişiklik paketi ile doğrudan ilişkilidir. Anayasa değişikliliği adım adım sona yaklaştıkça olayların sayısında artışın dikkate alınması gerekiyor. Bu açıdan BDP'nin TBMM'de anayasa konusunda alacağı tavır çok önem kazanıyor. Bu sadece kendi gelecekleri için değil, üzerinde siyaset yaptıkları toplumsal taban açısından da önem taşıyor. Çünkü kimi kamuoyu araştırmaları ve bölgede yaptığımız görüşmelerden edindiğimiz izlenim, BDP tabanının anayasa konusunda TBMM'deki vekillerden farklı düşündüğüdür. Kaldı ki, 1980 Darbesi sonrasında "Diyarbakır Cezaevi"ni yaşamış bir siyasal geleneğin, bu anayasanın değişmesi konusunda gösterilen siyasal iradeye muhalefet etmeleri sadece tabanda değil, bizatihi BDP Meclis grubu içinde de garipseniyor. Kulislere yansıyan bilgilere göre grubun serbest bırakıldığında 13-15 arasında milletvekilinin anayasa değişiklik paketine "evet" oyu vereceği yönünde. Yine kulisler yansıyan bilgiler göre, iş referanduma kaldığında kimi Kürt BDP'li eski siyasetçilerin partiden bağımsız bir "evet" kampanyası başlatması bile söz konusu.
Kürt sorunu bağlamında ve karanlık senaryolar konusunda bir başka kafa karışıklığının ise Kandil'de yaşandığını söylemek mümkün. Murat Karayılan'ın bu anlamada merkezi yapıdan bağımsız yerel inisiyatiflerle eylem koyan yapıların "Ergenekon" uzantıları tarafından kullanıldıkları kuşkuları bu kadar yoğunken acaba hâlâ "barış ve çözüm istedikleri" konusunda nasıl inandırıcı olmayı bekliyorlar. Anlaşılan o ki, Kürt sorununu siyaseten temsil eden BDP'nin yaşadığı kafa karışıklığının daha ağırını Kandil gibi İmralı da yaşıyor. Ancak bu süreçte legal siyaset içinde çözümsüzlük yanında olmak, illegal eylemler konusunda Ergenekoncuların eylemlerine teşne olan yerel uzantılar sorunun çözülmesine sadece zarar vermekle kalmaz, Türkler ve Kürtleri birbirinden biraz daha ayırır. Samsun'da polislere kurulan tuzak, Giresun'da yola döşenen mayın, Tunceli'de karakol baskını içinde olduğumuz açılım sürecinde; Ergene-kon hedeflerine hizmet ediyor. BDP, Kandil ve İmralı bunu görmüyor mu?
Yeni Şafak
