Peygamberimiz (asm) Ramazan’ı annenin çocuğuna hasreti gibi karşılardı

Peygamberimiz (asm) Ramazan’ı annenin çocuğuna hasreti gibi karşılardı

Risale-i Nur Enstitüsü’nün 2018-2019 Pazar Seminerleri kapsamında Muhammed Emin Yıldırım “Kur’an ve Oruç” semineri verdi

A+A-

Sunuculuğunu Hasan Said Kalınoğlu’nun yaptığı halka açık olan seminer İzzet Akada’nın Kur’an-ı Kerim tilaveti ile başladı ve devamında “Kur’an ve Oruç” seminerini gerçekleştirildi. Yıldırım’ın konuşmalarından öne çıkan başlıklar şu şekildedir:

Allah Resulü’nün (asm) Ramazan’ı karşılayışı

Her sene geldiği için galiba Ramazan’ın tam olarak kıymetini takdir edemiyoruz. Allah Resulü’nün (asm) ve sahabenin Ramazan’ı nasıl karşıladığını bir mukayese ile zihinlere sunmak istiyorum. Bir insanın hayattaki en azize varlığı annesidir. Gurbet yaşarken de en fazla insan annesini özler, annesi de evladını özler. Uzun bir süre ayrı kaldığınız anneniz yüreğinde hasret biriktiriyor biriktiriyor ve sizden “iki ay sonra geleceğim” diye haber geliyor. İki ay sonra geleceğim müjdesini anne duyduktan sonra artık askerde tezkere sayar gibi geriye doğru günleri sayma başlar. Geleceğiniz an heyecan doruktadır, o gün anne farklı bir ruh halindedir. Çocuğu neyi seviyorsa hazırlanmıştır, gözü saattedir. Tam geleceği an kapıya iner ve kucaklayarak karşılar. Allah Resulü’nün (asm) de Ramazan’ı karşılayışı bu şekildedir.

Peygamberimiz (asm) sürekli kulluğunun üstüne koyarak devam ediyor

Zamanın şartlarıyla bizler paldır küldür Ramazan’a giriyoruz ancak Peygamber Efendimiz’in (asm) Recep ile başlayan bir Ramazan heyecanı var. Allah Resulü’nün (asm) hayatında Ramazan ile başlayıp Ramazan ile biten bir kulluk yok. O her zaman nafile ibadetlerini yapıyor. Efendimiz’in (asm) var olan heyecanına Ramazan’da daha da fazla bir heyecan katılıyor. Efendimiz’in (asm) içinde evradı, ezkarı, tesbihat vs. her şeyinin olduğu bir kulluk çizgisi var. Recep ayında bu çizginin biraz üzerine çıkıyor, Şaban’da biraz daha üzerine çıkıyor. Meşhur hadisinde rahmet, mağfiret ve cehennemden azad günleri olarak 3 tane 10 güne ayırdığı Ramazan’a varınca her 10 günde kulluk seviyesinden yukarı doğru seviyesini daha da arttırıyor. Efendimiz Ramazan’ı en zirve noktada bitiriyor. Sonrası ilk başladığı kulluk seviyesine inmiyor. Sadece birazcık bir iniş gösterip her sene üstüne daha da koyarak kulluğunu devam ettiriyor.

Ramazan’da ibadetlere sonuna kadar devam etmeliyiz

İlk gün teravihte camilerimiz ağzına kadar doluyor maşaallah. 2-3 gün sonra yavaş yavaş camilerimizin çözüldüğünü göreceğiz. 10. güne gelince camilerimizdeki safların yarı, ortalara doğru gelince ya aynı ya da biraz daha az olduğunu göreceğiz. 27. gece istisna olarak yine camiler doluyor ve o günden sonra Ramazan bitiyor bizim için. İlginçtir hanımlarımız da aynı halde, onlarda şöyle bir hastalık var: hatimler, okumalar son 2-3 güne kadar bitecek. Çünkü daha önemli bir iş olan bayram temizliği var. Efendimiz’in (asm) heyecanını anlayabilsek başında başlattığımız heyecanlı yürüyüşü sonuna kadar sürdürmeye gayret ederiz.

muhammed_emin_yildirim1.jpg

Oruç bu ümmet ile kemale erdi

Ramazan’ın Müslümanların gündemine girmesi hicrî 2. senedir. Bakara suresinin 183. ayetiyle beraber Ramazan’la tanışıldı. Arapların eskiden “Ramad” dedikleri bir aydı, sonrasında Ramazan diye isimlendirdiler. Bu kısa ayet 3 şeyi bizim nazarımıza veriyor. Hem orucun tarihçesini veriyor hem orucun farz olduğunu bildiriyor hem de orucun hikmetini söylüyor. Kur’an az sözle çok şey söyleyen Mu’ciz-ül Beyan’dır. Buradan orucun önceki ümmetlere de farz kılındığını görüyoruz. Her şey nasıl son din ile kemale erdiyse oruç da bu ümmet ile kemale erdi. Gece nimetinden, bereketinden faydalanabilmemiz için Rabbimiz bizi 30 gün sahura davet ediyor. Efendimiz (asm) hayatımızı tanzim ediyor: “Sahurda çok yiyin, iftarda az yiyin” diyor. Dikkat ederseniz günümüzde tam tersi yapılıyor. Çok ve az tabirleri de bizim dünyamızda alt üst olmuş. Peygamberimiz’in (asm) yeme içme adabında bir nizamı var bu Ramazan’da da değişmiyor, aynı şekilde devam ediyor. Midemizi üçe ayırmamızı söylüyor; üçte biri su, üçte biri yemek ve üçte biri de boşluk. İftarda veya sahurda tıka basa yiyin diye bir şey söylemiyor.

Allah asla hikmetsiz iş yapmaz

Allah Hakîm’dir, hikmetsiz asla iş yapmaz. Bakara 183’ten orucun hikmetini de öğreniyoruz. Orucun hikmeti insanı takvaya eriştirmesidir. Aklımıza şöyle bir soru gelebilir: “Oruç tutuyorlar ama hiç sakınmıyorlar, burada bir problem yok mu?” Elbette var ama problem haşa Allah’ın buyruğunda değil. Problem bizde, biz namazı da orucu da sadece şekle indirgediğimiz için alacağımızı tam manasıyla alamıyoruz. Hayatımızı namazla tanzim ve ikame edebilseydik yani namazda “Sadece Sana kulluk ederiz” gibi sözlerimizi bir sonraki namazımıza kadar tutabilseydik hakkıyla namaz kılmış olurduk ve o namaz bizi her türlü kötülükten, çirkinlikten koruyacak. Eğer biz orucu da hakkıyla tutabilsek takvaya erişeceğiz ve takva da bizi koruyacak. O zaman oruç anında çılgına dönmüş gibi öfkeli hale gelmeyeceğiz. Oruç bilakis çirkinliklerimizi giderecek, oruç bilakis yıprattıklarımızı tamir edecek.

Cehd, cihad ve cenk

Hicrî 2’den 10’a kadar Efendimiz’in (asm) hayatında 9 tane Ramazan var. 9 Ramazan’ın 4 tanesi 29 gün, 5 tanesi 30 gündür. Efendimiz’in (asm) geçirdiği toplam 266 Ramazan gününü en ince ayrıntılarına kadar biliyoruz. 266 günün tamamını anlatmak mümkün değil ama 3 kelimeyle özetlersem bunlar: Cehd, cihad ve cenk. Uykuya, rehavete, eğlenceye karşı inanılmaz bir gayret, cehd var. Eğlence ve heyecan farklıdır. O mübarek ayda ibadetlerin ruhaniyetine aykırı eğlenceye kesinlikle yer yok. Cihad ile cenk ayrıdır. İslam ile insan arasındaki her türlü engelleri kaldırma çabasının adı cihaddır. Nefsim İslam’ı yaşamamı engelliyorsa ve ben nefsimle mücadele ediyorsam ben bir mücahidimdir. Ramazan aylarında Efendimiz (asm) birçok cenke/savaşa katılmıştır. İstanbul gibi de değil, Medine çöl sıcaklarında sahabelerle sefere çıkmıştır.

Allah bizimle konuşuyor

Ramazan’ı Ramazan yapan asıl ruhun Kur’an olduğunu söylüyor bize Bakara 185. ayet. Öyle bir ayki, o ayda Kur’an indirilmiştir. Ramazan’da oruç Kur’an’ın nazil oluşuna karşı kulun ortaya koyduğu bir şükürdür. Dolayısıyla oruç dışında Ramazan’daki en önemli ibadetlerden birisi de Kur’an’la ünsiyet kurmaktır. Gerçek dost dostuyla asla maskeli bir biçimde konuşmaz. Arkadaşlık samimiyet ister. Samimiyet saffet ister. Saffet ise her türlü maskeden arınmak ister. Aynı arkadaşlığı Kur’an ile de kurmamız gerekiyor. Hz. Osman (ra) diyor ki: “Eğer bizim kalplerimiz arınmış olsa asla biz Kur’an okumaya doymayız.” Telefonumuza gelen bir mesaja bakmadan on dakika duramıyoruz. O mesaja bakma heyecanından daha fazlasını Allah’ın bize mesaj olarak gönderdiği Kur’an’a karşı göstermeliyiz. Allah bizimle konuşuyor diye Kur’an’ı okumalıyız.

muhammed_emin_yildirim2.jpg

Kur’an’ı mehcur bırakmamalıyız

Furkan suresinin 30. ayeti “O gün Resul diyecek ki ‘Ya Rabbim! Benim kavmim Kuran’ı mehcur bıraktı’” der. Buradaki kavim Müslümanlar değil, Mekkeli müşrikleridir diye sıyrılabiliriz. Çok iyi bildiğimiz bir şey var ki, sebebin hususiliği hükmün umumiliğine aykırı değildir. Tefsir usulünde önemli bir kaidedir, Allah Resulü (asm) ve sahabe de bize bunu öğretiyor. Ayette mehcur diyor, metruk değil. Metruk terk etmektir, mehcur ise hicret etmek. Kur’an’dan hicret etmek nasıl olur? Misalen evde bir sorun yaşadınız, sorunu çözmek için Allah’ın kitabını bilen bir hakem tayin edersiniz ve onun verdiği hükümle hareket edersiniz. Eğer başınıza bir iş geldiğinde “Allah ne diyor? Resul nasıl yol gösteriyor?” diye sormazsanız Kur’an’dan hicret etmiş olursunuz. Sadece Ramazan’dan Ramazan’a Kur’an okumakla mesele hallolmuyor. O kitabın eğer ahkamıyla amel etmezsek, ahlakıyla ahlaklanmazsak Kur’an’ı mehcur bırakmış oluruz.

Din heyecan ister

Bu din heyecan ister, heyecansız yaşanmaz. O heyecanı duyduğumuz zaman ancak etrafımıza da duyurabiliriz. Bu ülke başta olmak üzere bütün İslam dünyasında çok ciddi bir imtihan var. Bu imtihanın temelinde de ümitsizlik, umutsuzluk, heyecansızlık ve neşesizlik var. 20. asrın iman mimarı da tâ o günlerde hep umut aşılıyordu. Herkesin öldük, bittik dediği zaman “Avrupa İslam’a gebe” deyip bakışları Avrupa’ya çeviriyordu. Peygamber ikliminden nasiplenmiş bir insanın ufkudur bu. O ufuk bizim de ufkumuz olmak durumundadır. Belki caddeler, sokaklar istediğimiz gibi değil, belki televizyonlar istediğimiz gibi değil, belki çocuklarımız da istediğimiz gibi değil ama alemlerin rabbi olan Allah var, O’nun indirdiği kitap var ve peygamberi var. Biz bu değerlerimize dört elle sarılacağız. Elimizden geldiğince bundan mahrum olanlara duyuracağız.

HABERE YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.