1. HABERLER

  2. NUR TALEBELERİ

  3. Osman Demirci Hocanın Risale-i Nur’a yakalandığı olay
Osman Demirci Hocanın Risale-i Nur’a yakalandığı olay

Osman Demirci Hocanın Risale-i Nur’a yakalandığı olay

Vefatının 11 yıldönümünde Osman Demirci anısına...

A+A-

Ömer Özcan’ın haberi:

RİSALEHABER-Bugün, 19 Ağustos 2004 tarihinde vefat eden Osman Demirci hocaefendiyi ölümünün 11. yıldönümünde rahmet dualarıyla anıyoruz. Bu vesile ile merhum Demirci hoca efendinin Risale-i Nur’u ilk defa tanıma hikâyesini vesile olanların dilinden okuyucularımıza aktarıyoruz.

OSMAN DEMİRCİ KİMDİR?

1927 yılında Erzurum'un Ovacık Nahiyesi Sırlı köyünde doğdu. Hafızlığını köyünde tamamladı. Çeşitli hocalardan aldığı derslerle dini eğitimini itmam ettikten sonra Erzurum'da muhtelif camilerde müezzinlik, imamlık ve vaizlik yaptı. Çok sayıda talebe yetiştirdi. 27 Mayıs 1960 ihtilalından sonra 3 ay hapis yattı. Aynı sene içinde Risale-i Nur ile tanıştı.

osmandemirci_kirkinci_sungur.jpg(Osman Demirci, Mehmet Kırkıncı ve Mustafa Sungur ağabeyler...)

Artık yılmaz ve yorulmaz bir nur talebesi olan Demirci hocaefendi 1970'den sonra İstanbul Merkez Vaizliği'ne tayin edildi. İstanbul Suffa Vakfı’nı kurdu, iman ve Kur'an hizmetlerini orada da sürdürdü. 1977-1980 yılları arasında Erzurum Milletvekili olarak görev yaptı. Emeklilikten sonra fahri vaizlik vazifesini sürdürdü. Demirci hoca efendi 19 Ağustos 2004 tarihinde Erzurum’da vefat etti. Rahmet dualarıyla anıyoruz.

Merhum Osman Demirci hoca efendinin Risale-i Nur ile nasıl tanıştığı merak konusudur. Onu Risale-i Nur ile ilk defa tanıştıran Matematik/Fizik Öğretmeni Mehmed Güleşçi Ağabeydir. Bu hizmet Mehmed Kırkıncı hoca efendinin ince bir planı ile oluyor. Demirci hoca efendi daha sonra Erzurum’da girdiği Medrese-i Yusufiye’de Risale-i Nur ilmini ilerletmiştir.

Mehmed Güleşçi’nin Osman Demirci ile alakalı bize anlattıkları hatıraları Mehmed Kırkıncı hoca efendiye okudum. Kırkıncı hocam aynen teyid etmiştir. (Yayına hazırlanmakta olan Ağabeyler Anlatıyor-7 kitabından…)

MEHMED GÜLEŞÇİ AĞABEYİ ANLATIYOR:

1935 Isparta/Senirkent doğumluyum. İlkokul ve ortaokulu Senirkent’te okuduktan sonra, Balıkesir’de yatılı olarak lise ile beraber Necati Bey Eğitim Enstitüsü’nü bitirdim ve Matematik/Fizik öğretmeni oldum. Sene 1957.

mehmet_gulesci.jpgBalıkesir Eğitim Enstitüsünde okurken ‘Felsefe’ ile meşgul oldum... Bendeki metafizik düşünce nihayet felsefeye doğru gitti... Bacon, Dekart, Ogüst Komt, Immanuel Kant gibi filozofları okuduğum gibi, ruh bilimi ile alakalı bazı eserleri de tedkik ettim. Kendime göre hakikati arama yoluna girmiştim... Ama felsefe benim kafamı iyice karıştırarak, neticeye ulaşamadan ortada bıraktı. Bir uykusuzluk rahatsızlığı başladı bende. Okul revirinde yattım. Doktora gittim, uyku ilacı verdi. Felsefenin verdiği uykusuzluğu ilaçlarla biraz giderebildik… Bu şekilde okuldan mezun oldum.

RİSALE-İ NUR BANA ŞİFA OLDU

1957 senesinde Elazığ’a öğretmen olarak tayin olundum. O sene Risale-i Nur’u tanıdım. Risale-i Nur bana şifa oldu, beni tedavi etti. Üstadımız Bediüzzaman hazretlerine ziyaretim var… 1959’da tayinimi memleketim Senirkent’e çıkarttım. 27 Mayıs 1960 ihtilalı olunca okulda Nurculuk faaliyeti yaptığımdan dolayı aynı sene içinde Kars’a sürgün öğretmen olarak gönderildim. İstemeyerek gittim. Üç ay kalıp istifa edip dönecektim.

KIRKINCI HOCA EFENDİDEN ARAPÇA ÖĞRENMEK İÇİN ERZURUM’A GİTTİM

Velhasıl on beş günlük tayin mühletim doldu, okul başladı… Okulun durumu perişan… Çocukların çoğu oyun salonlarında…  Her dersin hocası da yok, boş geçiyor dersler…

Kars’ta üç ay kalma kararımı bir seneye uzattım. Erzurum’da camilerde Arapça dersi veriliyordu. Yaz aylarında Isparta yerine Erzurum’a gideyim de Arapça öğreneyim dedim. Zaten Isparta uzak, iki günlük yol… O sene yaz tatilinde geçtim Erzurum’a. Palandöken Oteli’nde Mehmed Kırkıncı hoca efendiyi buldum. Daha önceden tanımıyordum, duyuyordum ama görmemiştim. “Buraya üç aylık Arapça okumaya geldim” dedim. “Hemen başlayalım” dedi. Daha sonra bir hikmete binaen Kırkıncı Hoca beni Osman Demirci hocaya götürdü. Osman Demirci, Erzurum Derviş Ağa Camisi’nde imam ve vaiz... Caminin karşısında da bizim ‘Kümbet Dersanesi’ var. Kümbet Dersanesi’nin sıvası henüz yapılmış, camları takılmamış daha. İhtilal olunca dersaneye kimse gelmiyordu. Ben burada yatarım dedim. Yaz ayı zaten. Camiye derse gidiyorum, Kümbet’e geliyorum, kimseler gelmiyor.

OSMAN DEMİRCİ HOCA BENİ TARİKATA ÇEKMEYE ÇALIŞTI

Osman Demirci ile İzhar’dan başladık. Osman hoca tarikatta… Bana dedi ki: “Benimle beraber tarikata zikir çekmeye geleceksin, yemeği de bizimle beraber yiyeceksin...” “Benim param var, yatacak yerim de var, ben gelmem” dedim. “O zaman ben de okutmam” dedi. “Peki, kabul” dedim. Başladık muhtelif evlerde yapılan tarikata, zikirlere… Defleri var, def çalıyorlardı. Işığı söndürüyorlar “Lâ ilâhe illallah” şeklinde tevhid çekiyoruz. Semaverleri, çayları var. O açık çaydan otuz-kırk bardak içiliyordu. Yirmi kişi kadar oluyorduk. Gelenler daha çok çarşı esnafındandı, memur yok. Oraya girmek aklımda olmayınca hangi tarikat olduğunu ne sordum, ne de öğrendim. Benim aklım, fikrim burayı nasıl değiştiririmde… Cebimde de kitap götürüyorum hep.

ŞEYHTEN İZİN AL KİTAP OKUYACAĞIM

Bir zikrin arkasından Osman Demirci hocaya dedim ki: “Bu insanlar biraz kalın enseli, bu zikirle bunlara tesir edilmez.” “Ne olacak?” dedi. “Ben kitap okuyacağım. Sen git şeyhe söyle, izin al, ben kitap okuyacağım” dedim. Şeyh güzel ama cazip bir adamdı. Gitti söyledi. “Okusun” demiş. Çıkardım cebimden kitabı, başladım okumaya. Ne okuduğumu hatırlamıyorum şimdi. Ama o yirmi kişi yerinde dondu kaldı. Böyle bir şey ne duymuşlar, ne de görmüşler. Şaştılar, tutuldular kaldılar. Bunlara bir merak sardı. Bakalım ne olacak sonunda diye ben de merak ediyorum. Sonraki toplantıda bir daha okudum, yine aynı şey oldu. Şeyh Efendi de hiç seslenmiyor, aynı tutukluk onda da var.

Baktım Osman Demirci hocadan cami vaazlarında, kürsüde Risale-i Nur’dan cümleler çıkmaya başladı. “Tamam, bunu yakalamışız” dedim. Sonradan öğrendim ki, Osman hoca hemen Külliyatı almış ve okumaya başlamış.

KIRKINCI HOCA DEMİRCİ’YE ŞARTLI GÖNDERDİ

Mehmet Kırkıncı hoca, beni Osman Demirci’ye götürürken demişti ki: “Ben seni götürüyorum ama sen de Osman hocayı buraya, Kümbet’e getireceksin.” O şartla beni oraya göndermişti. Demirci hoca bundan sonra tarikata gitmedi artık. Kümbet’te Kırkıncı hoca ile görüşmeye başladılar. Üç ay Osman Demirci hocadan Arapça okumuş oldum.

 

HABERE YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
2 Yorum