Onlara en büyük mu‘cize olarak Kur’ân gelmedi mi?

Onlara en büyük mu‘cize olarak Kur’ân gelmedi mi?

Ayet meali

Bismillahirrahmanirrahim

Cenab-ı Hak (c.c), Tâ-Hâ Sûresi 133-135. ayetlerinde meâlen şöyle buyuruyor:

133-(Kâfirler:) “(Muhammed) bize Rabbinden bir mu‘cize getirmeli değil miydi?” dediler. Onlara (en büyük mu‘cize olarak) önceki kitablarda olanların apaçık delîli (olan Kur’ân) gelmedi mi? (*)

134-Eğer gerçekten biz, onları bundan (kendilerini haberdâr etmeden) önce bir azâb ile helâk etseydik, elbette: “Rabbimiz! Bize bir peygamber gönderseydin de, aşağılığa ve rezilliğe düşmeden önce senin âyetlerine tâbi‘ olsaydık!” derlerdi.

135-De ki: “Herkes (kendi âkıbetini) bekleyicidir! Öyle ise (siz de) bekleyin! Artık doğru yolun sâhiblerinin kimler olduğunu ve kimlerin hidâyete erdiğini yakında bileceksiniz!”

(*) “Nübüvvetin (peygamberliğin) isbâtı, ancak mu‘cizeler ile olur. Nübüvvetin en büyük mu‘cizesi ise, Kur’ân-ı Kerîm’dir. Evet Kur’ân’ın mu‘cize olduğu, âlem-i İslâmca kabûl ve tasdîk edilmiş bir hakīkattir. (...) İ‘câzın vecihleri (Kur’ân’ın mu‘cize olduğu cihetler) ise: 
Birincisi: Gāibden (bilinmeyenden) ve istikbâlden (gelecekten) haber vermesi.
İkincisi: Âyetlerinde tenâkuz (çelişki) ve tehâlüf (tutarsızlık) ve hatâ bulunmaması.
Üçüncüsü: Nazım (şiir) ile nesir (düzyazı) arasında, edîblerce gayr-ı ma‘lûm (bilinmeyen) bir üslûbu ihtiyâr etmesi (seçmesi).
Dördüncüsü: Okur-yazar olmayan bir zâttan sudûr etmesi (ortaya çıkması).
Beşincisi: Tâkat-i beşeriye fevkinde (insan gücünün üstünde) ulûm ve hakāikı ihâta etmiş (ilim ve hakīkatleri kuşatmış) olması gibi pek çok şeylerdir. Lâkin i‘câzının en yüksek vechi, nazmındaki belâğattan (harf ve kelimelerinin tertîbindeki hârikalıktan) doğmuştur.” (İşârâtü’l-İ‘câz, 174)