Onlar Allah'ı unuttu, bunun üzerine Allah da onları unuttu

Onlar Allah'ı unuttu, bunun üzerine Allah da onları unuttu

Ayet meali

A+A-

Bismillahirrahmanirrahim

Cenab-ı Hak (c.c), Tevbe Sûresi 67-69. ayetlerinde meâlen şöyle buyuruyor:

67. Münâfık erkekler ve münâfık kadınlar birbirlerindendir. Kötülüğü emrederler, iyilikten men' ederler ve ellerini sıkı tutarlar (hayır yapmazlar). (Onlar) Allah'ı unuttular,bunun üzerine (O da) onları unuttu (lütfundan mahrûm etti)! Şübhesiz ki münâfıklar,fâsıkların ta kendileridir.

68. Allah, münâfık erkeklere, münâfık kadınlara ve kâfirlere, içinde ebediyen kalıcı oldukları Cehennem ateşini va'd etti. (*) O, onlara yeter! Allah ise onlara lâ'net etti! Ve onlar için dâimî bir azab vardır.

69. (Ey münâfıklar! Siz de) sizden öncekiler gibisiniz; (hâlbuki onlar) kuvvetçe sizden daha şiddetli, mallar ve çocuklar cihetiyle daha çok idiler. Böylece (onlar dünyadan) kendi nasibleriyle faydalanmak istediler; sizden öncekiler kendi paylarına düşenle nasıl zevk sürmek istedilerse, artık siz de kendi kısmetinizle faydalandınız ve (bâtıla) dalanlar gibi (siz de o batağa) daldınız. İşte onlar dünya ve âhirette amelleri boşa gidenlerdir. Ve yine onlar gerçekten hüsrâna uğrayanlardır.

70. Onlara kendilerinden öncekilerin; Nûh, Âd ve Semûd kavminin, İbrâhîm kavminin, Medyen halkının ve (Lut kavmi gibi) alt üst olan (şehir)lerin haber(ler)i gelmedi mi?Peygamberleri onlara mu'cizeler getirmişti. Böylece Allah onlara zulmediyor değildi; fakat(onlar bu inkârlarıyla) kendilerine zulmediyorlardı. (**)

(*) “Ateş ile yapılacak azab, Kur’ân’a imtisâl etmeyen (uymayan) kâfirlere hazırlanmıştır. Hem bu ateş, tûfân vesâir musîbetler gibi mü’min ve kâfir bütün insanlara şâmilmusîbetlerden değildir. Ancak bu ateş musîbetini celb edenler (çekenler), ehl-i küfür ve ehl-i inkâr olanlardır. Onların bu belâdan kurtulmaları, ancak Kur’ân-ı Kerîm’e imtisâl etmeleriyle (uymalarıyla) mümkündür.” (İşârâtü’l-İ‘câz, 181)

(**) “Kavm-i Nûh ve Semûd ve Âd ve Fir‘avun ve Nemrûd gibi bütün muârızlar (karşı çıkanlar) gadab-ı İlâhîyi (Allah’ın gazabını) ve azâbını ihsâs edecek (hissettirecek) bir tarzda gaybî tokatlar yedikleri gibi, kāfile-i kübrânın (bu büyük kāfilenin) Nûh, İbrâhîm, Mûsâ, Muhammed Aleyhimüssalâtü Vesselâm’lar gibi bütün kudsî kahramanları dahi, hârika ve mu‘cizâne (mu‘cize olarak) ve gaybî bir sûrette mu‘cizelere ve ihsânât-ı Rabbâniyeye (Allah’ın ihsanlarına) mazhar olmuşlar. Bir tek tokat, hiddeti; bir tek ikram, muhabbeti (sevgiyi) gösterdiği gibi, binler tokat muârızlara (karşı tarafdakilere) ve binler ikram ve muâvenet (yardım) kāfileye gelmesi, bedâhet derecesinde (apaçık) ve gündüz gibi zâhir (görünen) bir tarzda o kāfilenin hakkāniyetine (haklılığına) ve sırât-ı müstakîmde (doğru yolda) olduğuna şehâdet ve delâlet eder.” (Şuâ‘lar, 6. Şuâ‘, 92)