O Kürtlükten istifamı veriyorum, bu Kürtlükle iftihar ediyorum

O Kürtlükten istifamı veriyorum, bu Kürtlükle iftihar ediyorum

Divânelerin hekîmine dedim: "Eğer müdahane, temelluk, tazarru-u sinnurî, tabasbus-u kelbî, menfaât-ı umumiyeyi...

A+A-

(Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin DİVAN-I HARB-İ ÖRFÎ adlı eserinden bölümler.)

Yedinci Hakîkat:

Kulüp ki, efkâr-ı umumiyenin ma'kes ve mevcûdiyet-i kavmiyenin mir'at ve mihrakıdır. Biz -ki güya akıl ve mârifetimiz, kuvvet ve cesaretimizde mündemiç ve münteşirdir.- mevcudiyetimiz ve efkâr-ı umumiyemizin kıymetini rakibimiz ile müvazene ederek tenzil edeceğiz. Bize lâzım Türklerle -ki; güya mazlumiyetle zayi' olan eski şanlı kuvvetleri akıl ve mârifetlerine inzimam etmiştir- ittihad edeceğiz. Onlar bizi müdafaa etsin. Zîrâ onlara çok ücret vermişiz.

Yahû bu güzel hakâiki eğer fehmetmişsen; bak ne pis te'ville rağbet-i umumiyeye karşı sed çekmişler. Şöyle: Güya ben (Kürdlerin ve ittifakında başkasının beyliğini intac edeceğim gibi) kelimât-ı lâya'kilâne ile ve kat'iyyen bir madde-i rekabet mabeynimizde olmayan zatlara hased ve garaz ve kendim için usandığım şöhretten ve çirkin gördüğüm riyaseti istiyorum... gibi hodperestâne ile kıymet-i zâtiyelerini gösterdiler.

Ben şimdiye kadar hilâf ile vifâkı yapmak fikrindeydim. Enaniyete karşı gelmek, daha ziyade kabarmak havfiyle ve اِنَّ لِلْبَاطِلِ صَوْلَةً ثُمَّ تَضْمَحِلُّ emeliyle hakikatı sükût içinde sakladım... Ve şimdi tam görünmeyen ve müstakbel tarlasında mazarrat ile sünbüllenen ağrazın, zürrâ'ının boynunu zamanın sillesine havale eyledim.

مَنْ لَمْ يُوَدِّبْهُ الْاَبَوَانُ اَدَّبَهُ الزَّمَانُ

Eğer dâiye-i teferrüd, ihtilâf, hodfuruşluk, meyl-ül ağalık, milleti istihdam, aldanmak ve aldatmak, sun'î Kürtlük muktezasından gösterilse; şâhid olunuz, o Kürtlükten istifamı veriyorum... Ve cesaret, ve sadakat, ve diyanetin ünvanı olan tabiî Kürtlükle iftihar ediyorum. Nasıl ki, zaman-ı istibdatta bu tabiî Kürtlük için timarhâneye düştüm.

Divânelerin hekîmine dedim: "Eğer müdahane, temelluk, tazarru-u sinnurî, tabasbus-u kelbî, menfaât-ı umumiyeyi menfaat-ı şahsiyeye feda etmek aklın muktezasından addedilmek lâzım gelirse; şâhid olunuz, ben o akıldan istifamı veriyorum ve divanelikle iftihar ediyorum."

Ey Kürdler!.. Timarhaneyi kabul ettim, Kürdlüğü lekedâr etmemek için irade-i pâdişahı ve maâş ve ihsan-ı şahâneyi kabul etmedim.

{(HAŞİYE) Not: Medar-ı ibret ve hayrettir ki: 1324 senesinde Hürriyetin üçüncü gününde İstanbul'da.. Hem sonra Selânik'te Meydan-ı Hürriyette binler siyasîlere karşı dava ettiği ve bütün kuvvetiyle Şeriatı istediği; ve Hürriyeti ve Meşrutiyeti Şeriata hizmetkâr yaptığı halde; sonra 31 Martta Hareket Ordusu gâyet dehşet ve şiddetle şeriat isteyenleri mes'ul ettikleri zamanda, Divan-ı Harb-i Örfî'de Said'in bu münteşir nutuklarından tam berat verildiği halde; şimdi ise, siyaseti otuz seneden beri(*) bıraktığı ve o nutuklarına nisbeten siyasete pek az teması için yirmi yedi sene dinsizlik hesabına işkenceler, gaddarane azab ve ceza verenler, elbette din namına zulüm etmiş engizisyondan daha zalim olduklarını isbat eder. -Said-i Nursi-

(*) Bu beyanı Üstad Hazretleri 1951 yılında buraya kaydetmiştir. -Naşir-}

Muvaffakiyet, niyet-i halisenin refikidir.

مَنْ كَانَ لِلّٰهِ كَانَ اللهُ لَهُ

vesselâm... Mâ temme'l-kelâm.