O, güneşi bir ışık, ayı ise bir nûr yapan ve aya yörüngeler takdîr edendir

O, güneşi bir ışık, ayı ise bir nûr yapan ve aya yörüngeler takdîr edendir

Ayet meali

A+A-

Bismillahirrahmanirrahim

Cenab-ı Hak (c.c), Yunus Sûresi 4-6. ayetlerinde meâlen şöyle buyuruyor:

4.Hep birlikte dönüşünüz O’nadır! (Bu,) Allah’ın hak bir va‘didir. Çünki O, (mahlûkātı) yaratmaya başlar (onları yoktan yaratır), sonra îmân edip sâlih ameller işleyenleri adâletle mükâfâtlandırmak için onu (o yaratmayı âhirette) tekrar iâde eder. Kâfirlere gelince, inkâr etmekte olduklarından dolayı kendileri için kaynar sudan bir içecek ve (pek) elemli bir azab vardır.

5.O, güneşi bir ışık (kaynağı), ayı ise bir nûr yapan, yılların sayısını ve (vakitlerin) hesâbı(nı) bilmeniz için de ona (aya) birtakım menziller (yörüngeler) takdîr edendir. (*) Allah, bunları ancak hak (ve hikmet) ile yaratmıştır. (Bu hakîkatleri) bilecek bir kavim için âyetleri açıklıyor.

6.Şübhesiz ki gece ile gündüzün ihtilâfında (ard arda gelmesinde) ve Allah’ın göklerde ve yerde yarattığı şeylerde, (O’na karşı gelmekten) sakınacak bir kavim için apaçık deliller vardır.

(*) “Kur’ân-ı Kerîm, bazen bir şeyin müteaddid (çok sayıdaki) gāyelerinden insanlara âid bir gāyeyi zikre tahsîs ediyor (ayırıyor). Bu, ihtâr içindir. İnhisâr (sınırlamak) için değildir. Yani o şeyin gāyeleri, yalnız zikredilen o gāyeye münhasır (o gāyeden ibâret) değildir. Ancak o şeyin nizâm ve intizâm ve sâir fâidelerine insanın nazar-ı dikkatini celb etmek (dikkatle düşündürmek) için insanlara râci‘ olan (bakan) o fâideyi zikrediyor. Meselâ, وَالْقَمَرَ قَدَّرْناَهُ مَناَزِلَ [Aya da (kendi yörüngesinde birtakım) menziller takdîr ettik] لِتَعْلَمُوا عَدَدَ السِّن۪ينَ وَالْحِساَبَ [Yılların sayısını ve (vakitlerin) hesâbı(nı) bilmeniz için] âyet-i kerîmesi ile zikredilen fâide, takdîr-i kamerin (ayın muntazam hareketlerinin) binlerle faydalarından biridir. Yoksa, takdîr-i kamer bu faydaya münhasır (sınırlı) değildir. Yani kamer, yalnız bu gāye için değildir. Bu gāye onun gāyelerinden biridir.” (Mesnevî-i Nûriye, Şemme, 195)