Ittihad-ı Islâm’a Giden Yol-7

İhlâs–Birliğin Ruhu ve Ortak Gayenin Temeli-1

Bir önceki makalemizde niyetin, insanın davranışlarına yön veren temel bir unsur olduğunu; başkalarının niyetini okumaya çalışırken öncelikle kendi niyetimizi muhasebe etmemiz gerektiğini ele aldık. Şimdi bu muhasebenin bizi ulaştırması gereken temel kavrama geliyoruz: İhlâs.

Niyet, insanın ne yapmak istediğini belirler; ihlâs ise bu isteğin hangi maksatla gerçekleştirildiğini arındırır. İnsan bir hizmete başlayabilir, bir iyiliğe öncülük edebilir veya ortak bir davayı savunabilir. Bütün bunları Allah’ın rızasını kazanmak yerine şahsî itibar elde etmek, takdir edilmek ya da üstünlük kazanmak amacıyla yaparsa niyet ile ihlâs arasındaki bağ zayıflar.

Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyurulur:

“Onlara, dini yalnız Allah’a has kılarak O’na kulluk etmeleri emredilmişti.” (Beyyine, 98:5)

Bu âyet, ihlâsın temelini ortaya koyar. Amelin yönelişi Allah’ın rızası olmalıdır.

Bediüzzaman Said Nursî, Lem’alar içinde yer alan Yirmi Birinci Lem’a’da, yani İhlâs Risalesi’nde, ihlâsın önemini ve temel özelliklerini şöyle ifade eder:

“Bu dünyada, hususan uhrevî hizmetlerde;

en mühim bir esas,

en büyük bir kuvvet,

en makbul bir şefaatçi,

en metin bir nokta-i istinat,

en kısa bir tarik-ı hakikat,

en makbul bir dua-yı mânevî,

en kerametli bir vesile-i makasıd,

en yüksek bir haslet,

en safi bir ubûdiyet, İHLÂSTIR.”

Üstad, eserlerinde sahabe mesleğine ve sahabelerin örnek hayatlarına özellikle dikkat çeker. Sahabelerin yüksek ahlâkını, fedakârlığını ve hizmet anlayışını anlamak, onların rehberliğinden istifade etmek bakımından önemlidir. Bu özellikleri tefekkür ettiğimizde şu husus dikkatimizi çeker. Bu zamanda sahabe mesleğinin ahlâkını yaşamak isteyenlerin, ihlâsın esaslarını hayatlarına tatbik etmeleri gerekir. Sahabelerin derecesine ulaşamasak da onların rehberliği, dünya ve ahiret hayatımızda yol göstericimiz olur.

Üstad, Risale-i Nur’un hakikat mesleğinde ihlâsı tanimlarken en kısa, selâmetli ve geniş yollardan biri olarak göstermiş; bu hakikati kendi hayatında da yaşayarak örnek olmuştur.

İhlâs Risalesi’nin birinci düsturunda yer alan şu ifade, bu anlayışın temelini ortaya koyar:

“O râzı olsa, bütün dünya küsse ehemmiyeti yok. Eğer O kabul etse, bütün halk reddetse tesiri yok. O râzı olduktan ve kabul ettikten sonra, isterse ve hikmeti iktiza ederse, sizler istemek talebinde olmadığınız hâlde, halklara da kabul ettirir. Onları da râzı eder.”

Bu düstur, insanın Allah’ın rızasını merkeze almasını ve neticeler konusunda O’nun hikmetine güvenmesini sağlar. İttihad-ı İslâm ümidi de böyle bir teslimiyet, tevekkül ve ihlâs anlayışıyla canlı tutulur.

İhlâsın Önündeki Engel: Benlik ve Şahsî Menfaat

İnsan haklı olduğu bir düşüncenin savunuculuğunu yaparken bile nefsinin bu düşünceye kattığı şahsî payı fark etmeyebilir. Hizmette ön plana çıkmak, takdir edilmek, kendi fikrinin kabul edilmesini istemek veya başkasının başarısından rahatsızlık duymak, ihlâsı zedeleyebilen tutumlardır.

Burada önemli bir soru ortaya çıkar:

Biz hakikatin ve ortak gayenin gerçekleşmesini mi istiyoruz, yoksa o hakikatin bizim aracılığımızla gerçekleşmesini mi?

İkisi arasındaki fark, ihlâsın sınırını belirler. İhlâslı insan, hayrın kimin eliyle gerçekleştiğinden önce gerçekleşmesini önemser. Kendi katkısı görünmese de hizmetin ilerlemesine sevinir. Başkasının başarısını kendisine rakip olarak görmez.

Bediüzzaman Said Nursî, Yirmi Birinci Lem’a’da ihlâsın önemini ve onu zedeleyen sebepleri ayrıntılı biçimde ele alır. Özellikle uhuvvet, muhabbet ve tesanüd üzerinde durur; rekabetin zararlarına dikkat çeker. Bu yaklaşımda ihlâs, yalnızca bireysel bir ibadet ahlâkı değil, ortak hizmetin devamını sağlayan temel bir ilkedir.

Bir toplulukta herkes aynı gayeyi dile getirebilir. Fakat herkes kendi menfaatini, makamını veya düşüncesinin üstünlüğünü merkeze alırsa ortaklık zamanla rekabete dönüşür.

İhlâs ise rekabetin yerine dayanışmayı koyar. İnsanların birbirlerinin başarısını desteklemesini, farklı kabiliyetlerini ortak gaye için kullanmasını ve hizmeti şahısların değil, hakikatin merkezinde değerlendirmesini sağlar.

Böylece ihlâs, bireysel niyetin toplumsal güvene dönüşmesinde önemli bir köprü olur. Niyet insanı harekete geçirir; ihlâs bu hareketin yönünü korur; ortak gayeye bağlılık ise insanları bir arada tutar. Birliğin görünmeyen bağlarından biri ihlâstır.

İttihad-ı İslâm, aynı düşünceyi paylaşan insanların bir araya gelmesi değildir. Farklı meşrep, kabiliyet ve anlayışlara sahip Müslümanların ortak değerler ve müşterek sorumluluklar etrafında buluşabilmesidir.

Bunun gerçekleşebilmesi için şahsî üstünlük arzusunun, grup taassubunun ve yıkıcı rekabetin aşılması gerekir. Bir hizmetin başka bir çevrede başarılı olması, diğerinin kaybı değildir. Bir insanın katkısının görünür hâle gelmesi, başkasının değerini azaltmaz.

İhlâsın toplumsal hikmeti tam da burada ortaya çıkar: İnsan, kendi payını büyütmek yerine ortak hayrın büyümesine çalışır. Böylece farklı gayretler birbirini engellemez; birbirini tamamlar.

İhlâsın ölçüsü, hizmette ne kadar görünür olduğumuz değil, hizmetin gerçekleşmesi için ne kadar samimi olduğumuzdur.

Niyetle başlayan yolculuk, ihlâsla derinleşir. Niyet bize hedefi gösterir; ihlâs o hedefe hangi kalple yürüyeceğimizi belirler. İhlâs, birlikte yürümenin ruhudur. Ruh olmayınca bedenin hareketi nasıl anlamını yitirirse, ihlâs olmayınca da birlikteliğin şekli kalır, hakikati kaybolur.

İhlâs konusunu daha derinlemesine incelemek isteyen okuyucularımızı Erdem Akça’nın ihlâs üzerine hazırladığı yazı dizisini okumaya ve araştırmaya davet ediyoruz. (https://www.risalehaber.com/erdem-akca-ihlas-risalesi-okuma-notlari-1-29621yy.htm)

İhlas risalesinde ele alınan kavramların her birinin ayrı ayrı incelenmesi, ihlâsın bireysel ve toplumsal boyutlarının daha iyi anlaşılmasına katkı sağlayacaktır.

Bu çerçevede üzerinde durulması gereken kavramlardan bazıları şunlardır:

Hissiyat-ı süfliye, menâfi-i cüz’iye, muzır mâniler, enâniyet, nefs-i emmâre, sırr-ı ihlâs, tam ihlâs, tesanüd, ittihad-ı hakiki, tefânî (kendi hissiyat-ı nefsâniyesini unutup kardeşlerinin meziyet ve hissiyatıyla fikren yaşamaktır) ve râbıta-i mevt…vb.

İhlâsı korumak kadar, onu zedeleyen davranışları tanımak da önemlidir. Bu çerçevede özellikle şu üç hususa ve kavramlara dikkat çekmek gerekir:

1. Kardeşlerimizin hukukuna (hangi hukuklar) tecavüz etmek.

2. Hizmet-i Kur’âniye’nin (tevhid. Nübüvvet, haşr ve adalet) hürmetine taarruz etmek.

3. Hakâik-i îmâniyenin (iman esasları ve tahkiki iman) kudsiyetine hürmetsizlik etmek.

Bu hususlar, ihlâsın yalnızca kalpte taşınan bir niyet olmadığını; kardeşlik hukukuna, hizmet ahlâkına ve iman hakikatlerine karşı davranışlarımızda da görünmesi gerektiğini hatırlatır.

Devam edecek

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.