Nur talebesi siyasette de hakperest olmalı

Nur talebesi siyasette de hakperest olmalı

“Risale-i Nur ve siyaset” ilişkisini uzmanlara sorduk. 17. konuğumuz Araştırmacı-Yazar Abdülkadir Menek

A+A-

Röportaj: Nurettin Huyut-Risale Haber

 

“Risale-i Nur ve siyaset” ilişkisini uzmanlara sorduk. 17. konuğumuz Araştırmacı-Yazar Abdülkadir Menek

 

ÜSTAD İSLAMİYET VE DEMOKRATLIK ARASINDAKİ MÜSPET İLİŞKİYİ NAZARA VERİR

 

Risale-i Nur'a göre Demokratlık nedir?

 

Risale-i Nur’a göre demokratlık din ve vicdan hürriyetine taraftar olmaktır. İstibdata, zulme ve haksızlığa karşı çıkmaktır. Risale-i Nur’un birçok yerinde Üstad demokratlık meselesine din ve vicdan hürriyeti zaviyesinden bakmaktadır.  Lahikalarda bu konuya birçok mektupta atıfta bulunulmaktadır. Üstad,"Memuriyet, emirlik ise, reislik değil, millete bir hizmetkârlıktır." Demokratlık, hürriyet-i vicdan, İslâmiyetin bu kanun-u esasîsine dayanabilir’’ ifadesi ile aynı zamanda İslamiyet ve demokratlık arasındaki müspet ilişkiyi de nazara vermektedir.  Din ve vicdan hürriyeti manasındaki demokratlığın asr-ı saadette kâmil manada uygulandığının çok sayıda misali vardır. Üstad’ın‘’Meşrutiyet-i Meşrua’’ dediği mana, bugün demokratlık şeklinde tezahür etmiştir.

 

Üstad’ın ifadelerinde demokratlık bir kurum olmaktan ziyade bir zihniyet olarak ifade edilmektedir. Bunu bir parti veya kurumun inhisarına almak doğru değildir. Bu düşünceye kim sahip çıkarsa o demokrattır. Peşinen birilerini demokrat kabul edip diğer herkesi demokratlık karşıtı olarak nitelemek Risale-i Nur’un prensipleri ile bağdaşmamaktadır. Bunu ‘’Hak ve hakîkat inhisar altına alınmaz’  İfadesi ile izah etmek mümkündür. Hak, hakikat ve demokratlık nereden ve kimden gelirse gelsin taraftar olmak, hakperestliğin ve dolayısı ile Nur Talebesi olmanın bir gereğidir.

 

ÜSTAD’IN DESTEĞİ PRENSİP VE İLKELER ÇERÇEVESİNDEDİR

 

Risale-i Nur'a göre Ahrarlık nedir?

 

Bence Üstad, ahrarlığı da demokratlık manasında kullanmıştır. Demokrat Parti 1946 yılında kurulduğu zaman ‘’Ahrarlar otuz beş sene sonra yeniden dirildi’’ diyerek ahrardan kastettiği manaya da işaret etmiştir. Demokrat Parti kurulduğu zaman, din ve vicdan hürriyetine yaptığı vurgular, milletin değerlerine saygı göstereceğine dair beyanları ile zulüm ve istibdatı sona erdireceklerine dair kamuoyu ile paylaştığı düşünceler, bunların Üstad tarafından ‘’Ahrar’’ olarak isimlendirilmesine vesile olmuştur. 

 

1911’lerde İttihad ve Terakki’nin komite istibdatına karşı dayanamayan ve sahneden çekilmek zorunda kalan Ahrar Fırkası, İttihad ve Terakki zihniyetinin bir devamı olan Cumhuriyet Halk Partisi içinde bir nüve olarak yaşamış ve 1946 yılında dünyada değişen şartların da etkisi sonucu, Ahrarların devamı niteliğinde olan ‘’Demokrat Parti’’ olarak yeniden siyaset sahnesine çıkmıştır. 

 

Üstad’ın bu hareketi desteklemesi ve talebelerine de bunlara ‘’ehven-işer’’ olarak bakmaları ve destek vermeleri yolundaki vasiyetinin, prensip ve ilkeler çerçevesinde olduğu,  gözden uzak tutulmamalıdır.  Bu desteğin körü körüne ve isme dayalı bir destek olmadığı açıktır. Aksi bir düşünce, Üstad’ın meselelere cihanşümul ve prensip bazında bakan yaklaşımını da inkâr anlamına gelir.  Manasız isim ve resimden ibaret olan bir görüntüyü, demokrat veya ahrar çerçevesine oturtmak imkânsızdır.

 

SAİD NURSİ CHP’Yİ BİLE İKAZ ETMİŞTİR

 

Risale-i Nur'a göre siyaset nedir ve nerede durulmalıdır?

 

abdulkadir_menek_haberici3.jpgSiyaset millete hizmet için yapılmalıdır. Millete hizmeti esas alan bir siyaset değerlidir. İdareci olmak, emir olmak, millete hizmetkâr olmak demektir.  Büyük ve sorumluluk gerektiren bir yükün altına girmek demektir. İslam tarihine bakıldığı zaman İslam âlimlerinin çok büyük bir ekseriyeti böyle bir yük ve mesuliyetin altına girmekten çekinmişlerdir. Fakat yöneticilere yol göstermek, yardımcı olmak ve yüklerini hafifletmek için de üzerlerine düşen görevi de yapmışlardır. İkaz vazifesini yaparken yanlış anlaşılan ve yöneticilerin tepkilerini çeken, husumetlerine hedef olan çok sayıda İslam âlimi mevcuttur. Said Nursi de, sözlerine kulak verecek bir muhatap bulacağı zamanlarda bu görevini hakkıyla yerine getirmiştir.

 

Eski Said ve Üçüncü Said döneminde dikkatle bakıldığı zaman bu ikaz vazifesinin bihakkın yerine getirildiği görülecektir. Hatta İkinci Said’in son yıllarında biraz yumuşama görüldüğü dönemde de bizzat Cumhuriyet Halk Partisi Genel sekreteri Hilmi Uran’a bir mektup yazarak bu görevinin gereği olan ikaz vazifesini yerine getirmiştir.

 

RİSALE-İ NUR’UN TALEBELERİNE ÖĞRETTİĞİ SİYASİ YAKLAŞIM

 

Risale-i Nur'a göre cemaat-siyaset mesafesi nasıl olmalıdır?

 

Üstad’ın hayatı dikkatle incelendiği zaman cemaat-siyaset ilişkisinin nasıl olması gerektiği gayet açık bir şekilde görülmektedir. Üstad siyasete bizzat girmediği gibi cemaat adına da girilmesine taraftar olmamıştır. Bazı kişilerin mukteza-yi hal ve konumları gereği olarak siyasete girmelerine ses çıkarmamıştır. Şahısları namına siyasete girilmesine müsamaha göstermiş, fakat cemaatin şahs-ı manevisinin siyasi bir görüntüye bürünmesine ve siyasete dâhil edilmesine asla izin vermemiştir. İnsanların böyle bir duruşu yanlış anlayacaklarını ‘’nurla celbedip, topuzla vurmak istiyorlar’’ gibi bir anlayışa kapı açabileceğini ifade etmiştir. Bu mana Risale-i Nur’un bütününde çok bariz bir şekilde tezahür etmiştir.

 

Nur Talebeleri olarak bizim dikkat etmemiz gereken husus budur. Cemaate, siyasetçi bir görüntü vermek, bence Risale-i Nur’a ve şahs-ı maneviye zarar verir. Siyaset her zaman mütehavvil olabilir. Rüzgarların başka türlü esmesi karşısında cemaate zarar verecek bir angajman içine girmek, Risale-i Nur hizmetine ve cemaatin şahs-ı manevisine menfi etkileri olabilir.

 

Burada önemli bir noktaya işaret etmeden geçmek istemiyorum. Burada ifrat ve tefritten kaçarak ‘’vasat’’ çizgide bir duruşa ihtiyaç vardır. Siyasi değişim ve dönüşümler karşısında ifrat ve tefritler her zaman zarar verme potansiyelinde olurlar.  Bu mesafe muhafaza edilmediği zamanlarda, cemaat hep zararlı çıkmıştır. Ki böyle durumları, Nur cemaatinin yakın ve uzak dönemlerinde maalesef defalarca yaşanmıştır.

 

Ön yargılar, peşin kabuller, bazı şeyleri görmek ve anlamak için engel teşkil ederler. Siyaset için bu konu biraz daha fazla önem taşır. Ön yargılı muhabbet duyulan kişilerin elinden ve dilinden sadır olan hataları hoş görmek ve tevil etmek yoluna sapmak, tarafgir düşüncenin bir sonucudur. Hakkı tutan ve yere düşmesinin engelleyen kişilere yardım etmek gerektiği gibi, düşmeye yüz tutan insanların düşmeleri halinde ellerindeki hakikatleri daha kuvvetli insanlara tevdi etmeleri ve onlara yardım etmeleri de hakperest olmanın bir neticesidir. Risale-i Nur’un talebelerine öğrettiği siyasi yaklaşım budur. Hak nereden ve kimden gelirse gelsin desteklemek ve yardımcı olmak gerekir. Aksi bir yaklaşımdan Rabbim cümlemizi muhafaza etsin.

 

ZAMAN ‘’CEMAHİR-İ MÜTTEFİKA-YI İSLAMİYEYE’’ YOLUNA KATKIDA BULUNMAK ZAMANIDIR

 

Risale-i Nur'da, Hac bahsinde geçen "Siyaset-i Aliye-i İslamiye" ışığında, Nur talebelerinin siyasete bakışları hangi çerçevede olmalıdır?

 

Hac bahsinde geçen "Siyaset-i Aliye-i İslamiye"  tabiri, bir müminin siyasi duruşunu çok güzel ve net bir şekilde anlatan bir ifadedir. Nur Talebeleri, siyasi yaklaşımlarını bu mihenk ile tartmalıdırlar.  İslamiyet siyaseti, günübirlik ve basit yaklaşımlarla değil, insanların menfaatlerini, huzurlarını, saadetlerini ön plana alan ali ve cihanşümul düsturlar çerçevesinde değerlendirir.

 

Hac bahsinde bu meselenin geçiyor olması, bütün Müslümanları içine alan ve topyekûn İslam âleminde birliğin, beraberliğin, kardeşlik ve sevginin yolunu açacak bir metot takip etmek anlamına gelir. 20. Yüzyılın İslam âlemine vurduğu darbeler, İslam âleminde tezgâhlanan oyunlar, müminler arasında meydana getirilen fitne ve nifak hareketleri, 21. yüzyılın başından itibaren büyük oranda gerilemeye başlamıştır. 21. Yüzyıl, inşallah bütün Müslümanların kardeş olduklarının farkına vardıkları, birlik ve beraberliği tesis ettikleri, yakın, dostane ve mürüvvetkarane münasebetlerin her alanda geliştirildiği bir zaman dilimi olacaktır.  İslam âleminde yaşanan bu büyük sancı, böyle kutlu bir doğum ile neticelenecektir.  Benim ‘’siyaset-i aliye-i islamiye’’ tabirinden anladığım budur.

 

Nur Talebeleri de bu çerçeve içerisinde Üstad’ın işaret ettiği hedefe ulaşmak için ellerinden gelen gayretleri göstermeli ve bu manada çalışanlara yardımcı olmalıdırlar. Zaman ‘’armudun sapı, üzümün çöpü’’ zamanı değil, ‘’Cemahir-i Müttefika-yı İslamiyeye’’ doğru uzanan yola katkıda bulunmak ve bu yolu gücümüz nispetinde açmaya çalışmaktır.

 

www.RisaleHaber.com