Nizamettin MELİKOĞLU
Rasyonalizm, modern insan ve sürü psikolojisi (1)
Rasyonalizm kitaplarda ve okullarda anlatılırken hep pozitif bir şekilde anlatılır. Bu düşünce akımının toplumsal ve bireysel yaşam üzerinde olumlu ve veya olumsuz etkileri üzerine konuşup esaslı eleştirilerini yöneltmiş sayılı bilim insanı vardır.
İslam dünyasında Nursi, Batı dünyasında Jung, bugün bilinenin tersine, rasyonalizmin insanı kökünden kopararak sürü psikolojisine mahkum edip kolay yönetilebilir bireyler haline getirdiğini en iyi tespit eden düşünürler arasında gelirler.
Nursi, İnsan hürriyetinin anlam ve önemi, hürriyetin iman ile olan pozitif bağını, hürriyetin en güzel bir şekilde imanın güçlendirilmesiyle elde edilebileceğini, istibdad ve despotluğun ise insanı robotlaştırdığını, modern dönemde insanların kendilerini okuyup bilinçlendirerek kitle/sürü psikolojisinin etkisi altında erimekten muhafaza edebileceklerini eserlerinde detaylı bir şekilde işlemiştir. Yani iman hürriyeti parlatırken küfür insanı sefahet ve eğlencelerin dolayısıyla sürü psikolojisine mahkum edip hakiki hürriyetini elinden almaktadır.
“Küfr-ü mutlakın üstü istibdad-ı mutlak, altı anarşilik” derken imandan soyutlanmış bir yaşam biçiminin Rusyada olduğu gibi insanı esarete mahkum eden idarede mutlak otoriterleşmeyi, toplumsal yaşamda ise anarşiyi, yani gelenekle, dinle, ahlakla savaşmayı doğurur. Dolayısıyla dinsizlik adına hareket eden militan rasyonalizm veya bilimselcilik akımları, olsa olsa nefsin, zevk, sefahet ve eğlencenin prangalarıyla süslenmiş modern köleler doğurabilirler ki şu anki göstergeler de bu hakikatın bir tezahürüdür.
Jung, psikanalizin metodolojisini yazarken modern dönemde insanın manevi dert ve sorunlarıyla da ilgilenmiş, bu sorunların insanı hangi girdaplara sokabileceğinin analizini kitaplarında yeri geldiğinde yapmayı ihmal etmemiştir.
Jung, Batıda gelişen Rasyonalist akımın dinsizlik ve materyalist akımlarını geliştirdiğini, bunun neticesi olarak toplumun manevi kurallarla değil materyalist normlarla idare edileceğini ve bunun insanı modern bir köle haline getireceğini görmüştür.
Şayet insanın tanımı maddi yönüyle sınırlı bırakılırsa, insanın madde ve mananın toplamından ibaret olduğu hakikatı baz alınarak insan tanımlanmazsa insanın istatiksel verilerin bir rakamı olmaktan öteye gidemeyeğini Jung, şu ifadelerle teyid etmiştir;
"İnsan, giderek salt istatistiksel bir birime dönüşüyor."[1]
"Devasa kitlelerin bir araya yığılmasının yanı sıra... psikolojik kitle zihniyetinden (sürü psikolojisinden) sorumlu olan en temel faktörlerden biri, bireyi kendi temellerinden ve onurundan mahrum bırakan bilimsel akılcılıktır (rasyonalizmdir)."[2]
Rasyonel akıl her şeyi açıkladığını iddia edince, insan ruhsal köklerini keser.[3]
“Rasyonalizm bireyi izole eder, izole birey kitlede erimek ister.”[4]
Oysa insan Allah c.c. tarafından eşref-i mahlukat olarak ve ‘şu kitabı kebiri kainatın bir mütalaacısı ve şu alemdeki mucizat-ı sanat-ı Rabbaniyenin bir seyircisi, Sultanı ezelinin muhatabı’ olacak seviyede yaratılmıştı. İnsanın mana ve misyonu çok yüksekti.
Ancak Rasyonalizm, insanı tanımlarken manevi boyutunu ihmal edip maddi boyuta indirgeyerek yaklaşınca Jung’un dediği gibi insanı sürü psikolojisinin mahkumu yapmıştır. Yani İnsanı ruhundan soyutlarsanız, insan düşünen bir hayvandır, derseniz onu sürü olmaya mahkum etmişsinizdir, demektir. Dolasıyla rasyonalizm insanı özne durumundan nesne durumuna geçirmiştir.
Evet, Pavlov’un köpekler üzerinde başlattığı ve daha sonra "Davranışçılık" (Behaviorism) ekolüyle insanlara uyarlanan bu çalışmaların nihai amacı, insanı uyarıcılara öngörülebilir tepkiler veren, manipüle edilebilir istatistiksel bir veri (veya makine) haline getirmek değil miydi?
Kapitalizmin ve insanı sadece istatiksel bir veri olarak olarak gören, idarede sadece güvenlikçiliği esas alan devlet anlayışının baskısı altında erimekten kendini muhafaza etmenin yolu, Jung’a göre bireyi bilinçlendirmekten geçmektedir. Bediüzzaman da bireyi erimekten muhafaza edip korumanın, cüzü ihtiyarinin özgürlüğünü muhafaza etmekten geçtiği şeklinde ifade eder;
‘Bir ince tel gibi her tarafa heva ve hevesin tehyici ile çevrilmeğe müstaid olan re'y-i vâhid-i istibdadı; lâyetezelzel bir timur direk gibi, lâyetefellel bir elmas kılınç gibi olan efkâr-ı âmmeye tebdil eder. Siz de Sefine-i Nuh gibi emniyet ediniz. Herkesi birer padişah hükmüne getiriyor. Siz de hürriyetperverlikle padişah olmağa gayret ediniz. Esas-ı insaniyet olan cüz-ü ihtiyarı temin eder, âzad eder. Siz de câmid olmaya razı olmayınız.’[5]
Rasyonalizmin yaptığı gibi, İnsanı ruhundan soyutlacak olursak veya Allah c.c. nün isim ve sıfatlarını anlayabilecek pozisyonu inkar edilirse, insan antika bir sanat eserinden kaba demirciler çarşısında sadece metal ağırlığına göre değer görecektir. Jung da aslında "Opus/ruhsal dönüşüm, aşağı insanı yukarı insana, adi kurşunu felsefi altına dönüştürmekten ibarettir."[6] "İnsanın kişiliğinin dönüşüme uğrayıp değer kazanması, simyadaki altın yapma işleminin ta kendisidir."[7] diyerek insanın değerini yükselten şeyin manevi açıdan yükselmesine bağlı olduğunu ifade eder.
Dolayısıyla insanın manevi misyonu görmezden gelinerek yapılan insan tanımları insanı değersizleştirmiştir. Rasyonalizm, kilisenin yanlış uygulamalarına karşı çıkması gerekirken militanca tavır alarak maneviyat adına ne var ne yok herşeyi inkar edince insan, artık kapitalizmin cenderesinde ezilmeye mahkum olmuştur.
Ancak Bediüzzaman hazretlerinin ifade ettiği gibi, insanlık kendi hürriyetini sınırlayan vahşet ve bedeviyet, kölelik ve esirlik dönemlerini fıtratında devamlı olarak insana layık hürriyeti iş’ar eden manevi sensörler yardımıyla yırtıp aşmıştır. Kapitalizmin hali hazırda insanlara sunduğu ücretli çalışma modelinin, zengin bir azınlığın faydasına göre ayarlandığı için beşerin bunu da kabul etmeyip hürriyet ve malikiyetini isteyeceğini söylemiştir.
Netice olarak, rasyonalizmin insan fıtratına ters bir şekilde oluşturduğu seküler ve materyalist birey/toplum modelinin uzun vadeli yaşayamayacağını Rusya’daki komunist sistemin çöküşü, insanlığa nasıl göstermişse, zengin azınlığın menfaatini esas alan kapitalizm zincirini de beşer kabul etmeyecektir. Avrupa’da son günlerdeki gençlerin protestolarını biraz da bu zaviyeden okuduğumuzda adalet-i mahza ve hürriyet-i şer’i gibi yüksek değerlerin insanlığın ortak değerleri olduğu ve insanlığın mecazi hürriyetleri ve izafi adaletleri fıtrat ve yaratılışı gereği asla ve asla baştacı etmeyeceğidir.
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.