Prof. Dr. Musa Kazım YILMAZ

Prof. Dr. Musa Kazım YILMAZ

Alay Etmek Haramdır

Hucurat Suresinin ilgili ayetlerinde Müslümanlar arasında meydana gelebilecek kavgalarla ilgili emirler verilmiş, müminlerin birbirileriyle din kardeşliği gibi kuvvetli bir bağla bağlı oldukları, bu sebeple Allah’tan korkarak birbirileriyle iyi ilişkiler kurmak zorunda oldukları vurgulamıştır. Tefsirine göz atacağımız aşağıdaki ayette ise, bir toplumda insanlar arasındaki ilişkileri bozan ayıplardan ve kötü huylardan söz ediliyor. O kötü huylardan birisi müminlerin birbirileriyle alay etmeleridir.

Evet, Hucûrât Suresinin Müslümanlara öğrettiği adab-ı muaşeretten birisi de mümin kardeşiyle alay etmemektir. Allah şöyle buyuruyor: (يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا يَسْخَرْ قَومٌ مِّن قَوْمٍ عَسَى أَن يَكُونُوا خَيْرًا مِّنْهُمْ وَلَا نِسَاء مِّن نِّسَاء عَسَى أَن يَكُنَّ خَيْرًا مِّنْهُنَّ “Ey iman edenler! Bir topluluk bir diğerini alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da diğer kadınları alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler.”[1]

Ayete dikkat edildiği zaman, alay edilmemesi konusunda kadınlardan ve erkeklerden ayrı ayrı söz edildiği görülür. Bunun sebebi, İslam’ın kadınlı-erkekli karışık şekilde bir arada olma adetlerine tamamen karşı olmasıdır.[2] Çünkü İslam toplumunda Kadınlı-erkekli toplantıların yapılması ve kadınlarla erkeklerin bu karma toplantılarda birbirilerini serbestçe alaya almaları ve birbirileriyle eğlenip dalga geçmeleri şiddetle engellenmiştir. Bir diğer husus da kadınların ve erkeklerin alay etme tarzlarının farklı olmasıdır. Kadınlar kaş-göz işaretleriyle erkeklerden farklı bir şekilde muhataplarını alaya alabiliyorlar. Onun için ayet erkekleri ayrı kadınları ayrı zikretmiştir.

Peki, alay nedir ve nasıl yapılır? Mücahid’e göre bir topluluğun diğer bir topluluğu alaya almasından maksat, zenginlerin fakir insanları alaya almasıdır.[3] İbn Zeyd’e göre alay, kusurunu gizlemeye çalışan bir kimsenin kusurunu ortaya çıkarmaya çalışmaktır.[4] Ancak ayette geçen (لَا يَسْخَرْ) “alay etmesin” kelimesini herhangi bir özel manaya çekmek doğru olmaz. Çünkü ayet, asıl itibariyle müminlerin birbirilerini ayıplamalarını ve alaya almalarını yasaklamaktadır. Mümini rencide eden ve onu rahatsız eden istihzalar, hangi sebebe dayanırsa dayansın bu yasağın kapsamındadır.

Müfessir Razi’ye göre alay, bir kimsenin mümin kardeşini önemsememesi ve ona iltifat etmemesidir.[5] Alusî’ye göre alay bir kimseye aşağı gözle bakmaktır.[6] Müfessir Kurtubî’ye göre alay, bir mümini hakir görmek ve onun ayıplarına dikkat çekmektir.[7] Bu görüşlerden anlaşıldığına göre alay farklı şekillerde olabilir. Bu bazen hareketle, bazen sözle, bazen kaş-göz işaretiyle, bazen de ima yoluyla olabilir. Bazen de muhatabın sözlerine ve hareketlerine gülmekle olabilir.

Nüzûl sebebi olarak zikredilen rivayetlere göre Benû Temmim kabilesinden bazı kişiler Bilal-ı Habeşî, Ammar b. Yasir, Suhayb-ı Rumî ve Huzeyfe’nin mevlası Sâlim’le alay etmişler; ayet bunun üzerine nazil olmuştur. Bir başka habere göre bazı Müslümanlar İkrime b. Ebû Cehil için, “Ümmetin firavununun oğlu geliyor” diyerek alay etmişler; ayet bunun üzerine nazil olmuştur. Bir diğer rivayete göre, Hz. Aişe’nin kısa boylu olan Zeyneb bt. Huzeyme el-Hilalî’nin boyuna dikkat çektiği için ayet nazil olmuştur. Bir diğer rivayete göre Hz. Aişe ve Hafsa, bohçasının bir ucu yerde sürünen Ümmü Seleme hakkında, “Köpeğin diline benziyor” dedikleri için bu ayet nazil olmuştur.[8]

Rivayetlerin muhtelif olması maksadın tek olduğuna engel değildir. Hepsinde aynı maksat vardır. Rivayetlerden anlaşılıyor ki alay, bir kimsenin hoşlanmayacağı bazı şeyleri söyleyerek veya yaparak onu küçük düşürmektir. Müslüman, sadece Müslüman kardeşine değil, dini ne olursa olsun bütün insanlara saygılı davranan bir kişiliktir. Şurası iyi bilinmelidir ki, insanlarla alay eden sadece kendisini küçültmüş olur.

[1] Hucûrât, 49/11.

[2] Mevdudî, Tefhim, III/3106.

[3] Taberî Tefsir, XXVI/83; Kahire, 1975.

[4] Taberi, Tefsir, a.y.

[5] Razi, Tefsir, XXVIII/131; Tahran, tarihsiz.

[6] Alusî, Tefsir, XXVI/152.

[7] Kurtubî, Tefsir, XV/224; Beyrut, tarihsiz.

[8] Alûsî, Tefsir, XXVI/152.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.