1. HABERLER

  2. RİSALE-İ NUR

  3. Münafıkların nuru nerede?
Münafıkların nuru nerede?

Münafıkların nuru nerede?

Günün Risale-i Nur dersi

A+A-

Bismillahirrahmanirrahim

Bakara Sûresi 17-20. âyetin tefsiri

Sual: Temsilde nurdan bahsedilmiştir. Münafıkların nuru nerede?

Elcevap: Kendisinde nur olmayan bir insan, muhitinde bulunan nurdan istifade eder. Muhitinde bulunmasa kavminde, kavminde bulunmasa nev’inde, nev’inde bulunmasa fıtratında, fıtratında mümkün olmasa dünya menfaatleri için lisanında vardır. Bu da olmasa, evvelce iman edip sonra irtidat edenlerin evvelki nurlarına işarettir. Bu da olmasa dünyaya ait gördükleri istifadelerine işarettir. Ateşin, fitnelerine işaret olduğu gibi. Bu da olmadığı takdirde daire-i imkânda olan nurları, vücut dairesine indirilmiştir. 1 اِشْتَرَوُا الضَّلاَلَةَ بِالْهُدٰى’daki hidayet gibi.

Sonra cümlelerin arasındaki cihet-i irtibata gelince:

2 ﴾مَثَلُهُمْ كَمَثَلِ الَّذِى اسْتَوْقَدَ نَاراً﴿ Yani, “Onların meseli, ateş yakan adamın meseli gibidir.” Bu cümlenin mevki ve makama olan münasebeti, şöyle tasvir edilebilir ki: Âyette beyan edildiği şekil üzerine, ateş yakan adamın hali, Ceziretü’l Arapta sâkin Kur’ân’ın muhataplarından birinci tabakadaki adamların hallerine tetabuk ediyor.

Zira o tabakadaki adamlar, bu ateşi yakan adamın halini ya bizzat görmüşler veya işitmişlerdir. Ve o halin ne derece müessir ve feci olduğunu hissetmişlerdir. Zira onlar çok defa güneşin zulmünden gecenin zulmetine kaçarak gecenin serinliğinde yollarına devam ettikleri sırada, şiddetli yağmurlara rast gelerek çok zahmetlere düşmüşlerdir. Ve keza çok defa yollarını kaybederek muzır hayvanlarla dolu mağaralara girmişlerdir. Ve arkadaşlarını görüp onlarla ferahlanmak ve eşyalarını görüp, muhafaza etmek veya muzır hayvanları görüp onlardan tahaffuz etmek için ateş yakmışlardır.

Ateşin ziyasından istifade ederlerken, semavî bir âfetle ateşleri söner ve reca ve ümitleri tamamen ye’se ve hüsrana inkılâp eder. İşte, Kur’ân-ı Kerim onların bu durumuna 3 ﴾فَلَمَّا اَضَآءَتْ مَا حَوْلَهُ ذَهَبَ اللهُ بِنُورِهِمْ﴿ cümlesiyle işaret etmiştir. Yani, “Vakta ki o ateş etrafı ışıklandırdı; birden bire Cenâb-ı Hak, nurlarını söndürerek ziyalarını zulmete çevirdi.” 4 فَلَمَّا’da ف kelâmın siyakı, kelâmın şu şekilde olduğunu iktiza ettiğine işarettir ki, ziyasından istifade için ateş yaktılar. Ateş onları ziyalandırdı. Onlar da mutmain ve müferrah oldular. Sonra bir hüsrana uğrayıp yere düştüler.

Sonra bu cümle-i şartiyenin, şart ve ceza denilen her iki cümlesi arasında lüzumun vücudu lâzımken, izâe ile nurun zehabı arasında hiçbir lüzum görünmüyor. Binaenaleyh, bu gizli lüzumu dışarıya çıkarıp göstermek için bazı mukadder cümlelere ihtiyaç vardır. Şöyle ki: Vakta ki ateş onları ışıklandırdı. Onlar da ışıklandılar. Fakat ateşe ehemmiyet verip muhafaza etmediler ve o nimetin kadrini bilip devam ettirmediler, o da söndü gitti. Evet, ziyayı muhafaza etmekten gaflet, adem-i devamını istilzam eder. Adem-i devam ise intifasını, yani sönmesini istilzam eder. Nurların sönmesiyle uğradıkları hüsrandan sonra 5 وَتَرَكَهُمْ فِى ظُلُمَاتٍ cümlesiyle, zulümata düşmek gibi ikinci bir hüsrana mâruz kaldıklarına işaret edilmiştir.

6 ﴾لاَ يُبْصِروُنَ﴿ cümlesi ise üçüncü bir hüsranlarına işarettir. Çünkü insan zulmete düşmekle yolunu kaybettiği zaman, arkadaşlarını ve eşyasını görmekle bir derece mütesellî olur. Fakat bunları da görmediği gibi, onun o karanlıkta durması ve yürümesi bir musibet ve bir vahşettir.

1 : “Onlar hidâyet karşılığında inkârcılığı satın aldılar.” Bakara Sûresi, 2:16. 
2 : Bakara Sûresi, 2:17.
3 : Bakara Sûresi, 2:17. 
4 : Ne zaman ki. 
5 : “Allah onları karanlıklar içine bırakır.” Bakara Sûresi, 2:17.
6 : Görmezler. 

Bediüzzaman Said Nursi
İşaratü'l-İ'caz