Muhyiddin-i Arabi ve Said Nursi, Karanlık Madde'yi çözdü

Muhyiddin-i Arabi ve Said Nursi, Karanlık Madde'yi çözdü

Günümüzde Bilim İnsanlarının üstüne yapılan her keşfe ilgi duyduğu ve heyecanla karşıladığı Karanlık Madde, Muhyiddin İbn Arabi ve Bediüzzaman Said Nursi'nin de gündemindeydi

A+A-

Ömer Çiftçi'nin haberi

RİSALEHABER- İslam Tarihi'nin en büyük tasavvuf önderlerinden biri olarak anılan ve TRT 1'de yayınlanan Diriliş Ertuğrul'da da kendisine yer verilen Muhyiddin İbn Arabi'nin tasavvuf dışında bilim ile ilgili keşifleri de bulunuyor. Bu keşiflerde sıkça ayna metaforu kullanan Arabi, Fususu'l Hikem, Hususu'l kerim, Futuhatu'l Mekkiye, Fi Esraru'l Malikiye ve'l Mulkiye gibi önemli eserleri yazdı.

İbni Arabi'nin Futuhatu'l Mekkiye ve Fususu'l Hikem eserlerinde geçen bazı kısımlar, Bilim Dünyasının 21. yüzyıldaki en önemli keşfi olarak gördüğü ve hala üzerine araştırmalarına süren; "Karanlık Madde" adı verilen ve maddenin zıddı olan olguyu işaret ediyor olabilir.

Karanlık madde ile ilgili ilk çalışmalar, kainatta görünen maddelerin, kainatın kilosunu tam olarak karşılamaması ile başladı. Yani kainatta görünen maddeler kainatı doldurmuyordu. Ant-i madde olarak da bilinen karanlık madde, herhangi bir baryon kökenli madde ile etkileşime girmiyor. Bu nedenle 'madde' haline dönüşmeyen Karanlık Madde, bildiğimiz kainatın yüzde 98'ini oluşturuyor. Yani bizim 5 duyu organımızla algıladığımız maddeler, kainatın sadece yüzde 2'sini oluşturuyor.

Böyle önemli bir keşif, İslam dünyası tarafından bin sene öncesinde haber verildi. İbn-i Arabi'nin Futuhat'ı Mekkiye adlı eserinin 8. cildinin 107. kısımında geçen şu kısım karanlık maddeyi tarif ediyor;

"Sonra tümel karanlık cevheri öğrenir. Bu cevherde parça olmadığı gibi bir suret de bulunmaz. Bu, âlemin maverasındaki her şeyden gizlidir. Oradan, cisimler âlemine nurlar ve aydınlıklar çıkar. Bunlar, bu cevherden soyutlanmış bileşik ruhlardır. Böylelikle gündüz geceden çıkartılıp karanlık ortaya çıktığı gibi bu cevher de karanlık kalır. O, âlemdeki karanlığın aslı olduğu gibi aklî hükümlerde âlemin aslı da odur."

1.Karanlık maddenin akıl yoluyla idrak edilemeyen, görünmeyen olması ile  "Bu, âlemin maverasındaki her şeyden gizlidir" sözleri birebir tutmaktadır. Karanlık madde gerçekten kendisini araştıran bilim adamlarının idrakine ulaşamadığı bir olgudur.

2. "Böylelikle gündüz geceden çıkartılıp karanlık ortaya çıktığı gibi" sözleri, uzayı karanlık ile dolduran maddenin karanlık madde olması ile alakalı olabilir.

3. "Alemin aslı da odur" sözleri, karanlık maddenin bilinen kainatın yüzde 98'ini oluşturması ile alakalı olabilir.

Bütün bunların bağlandığı nokta ise, kainatın bizlere görünmeyen yüzünün İlahi bir evrene ait olduğu düşüncesidir. Bu da Ortaçağ İslam bilginlerinin düşünce dünyasına uymaktadır.

Yine İbn Arabi'nin Füsus'ul Hikem adlı eserinde geçen şu sözler de karanlık maddeyi işaret ediyor olabilir;

"Allah, isimlerinin ve özündeki sırrın görülmesini, anlaşılmasını istedi. kendisinin bütün gizlerinin, bir aynadan kendisine bakar gibi, kendisine görülmesini arzu etti ve evren olarak tezahür etti.” Bu cümlede de evrenin büyük kısımlarını oluşturan karanlık maddenin İlahi bir evrene ait olduğu görülüyor. (Kaynaklar: Ekşi Sözlük, Archive.org
ibnarabisociety.org)

Karanlık Madde, Esir Madde ve Bediüzzaman

12. Lem’a’da Bediüzzaman bu nedenle “esir” maddesi hakkında şöyle bir temel kaide dile getiriyor:

“Birinci kaide: Fennen ve hikmeten sabittir ki, bu haddi yok feza-yı âlem, nihayetsiz bir boşluk değil, belki “esir” dedikleri madde ile doludur.”

Önceleri “Esir” maddesi adıyla anılan ve kainatın temel maddesi olarak tahayyül edilen bu gizemli madde, Modern Fizik tarafından reddedilmiş gözükse de, aslında farklı terimlerle yaşamaya devam etmektedir.

Yapılan sadece basit bir kelime değişikliğidir, maharetli bir illüzyondur. Eskilerin “Mavi Madde” (Esir) dediğini şimdiki bilim adamları, “Kara Madde” (Karanlık Madde) olarak adlandırmaktadır.

Kainatın kütlesinin yüzde 90’ını oluşturan bu Karanlık Madde, Bediüzzaman’ın terminolojisinde gelenekten tevarüs bir kullanımla “Esir Maddesi” olarak telaffuz edilir.

Adına ister Esir, ister Mavi Madde, isterseniz de Karanlık Madde deyin, kainatın unsurlarını oluşturan bütün atom altı parçacıkların hammaddesi olan bir temel parçacık vardır ve bilim CERN gibi deneylerle işte o maddeyi bulmaya çalışıyor bugün.

Bilimin bugün keşfettiği “Higgs Bozonu”nun varlığı, o temel hedefe, yani bütün parçacıkların esası olan Karanlık Maddeyi keşfe büyük bir kapı araladığından dolayı çok değerlidir.

Bediüzzaman, bugünkü bilimin Karanlık Madde için ortaya koyduğu iddiaları daha o günlerde Esir adı altında dile getirir:

“Madde-i esiriye, esir kalmakla beraber, sair maddeler gibi muhtelif teşekkülâta ve ayrı ayrı suretlerde bulunduğu tecrübeten sabittir. Evet, nasıl ki buhar, su, buz gibi havâî, mâyi, câmid üç nevi eşya aynı maddeden oluyor. Öyle de, madde-i esiriyeden dahi yedi nevi tabakat olmasına hiçbir mâni-i aklî olmadığı gibi, hiçbir itiraza medar olmaz.”

Bediüzzaman, eskilerin hareketsiz, bölünemez, hayali ve ulaşılamaz bir madde olarak kabul ettiği Esirin “madde” cinsinden bir parçacık olduğunu, Modern Fizik’in “Karanlık Madde” anlayışına paralel bir şekilde şöyle zikreder:

“Arşı su üzerindeyken...” Hûd Sûresi, 11:7. âyeti, şu madde-i esiriyeye işarettir ki, Cenâb-ı Hakkın arşı, su hükmünde olan şu esir maddesi üzerinde imiş. Esir maddesi yaratıldıktan sonra, Sâniin ilk icadlarının tecellîsine merkez olmuştur. Yani esirii halk ettikten sonra, cevâhir-i ferde (parçacıklara) kalb etmiştir. Sonra bir kısmını kesif kılmıştır ve bu kesif kısımdan, meskûn olmak üzere yedi küre yaratmıştır. Arz, bunlardandır. (İşaretül İcaz Bakara 29)

Bediüzzaman’ın yukarıdaki izahlarında kullandığı “Cevahir-i Ferd” (temel parçacıklar) kavramı oldukça manidardır.

Karanlık Maddenin bütün atom altı parçacıklara kaynaklık ettiğini gösteren bu tefsir, tamamıyla Modern bilimin verileriyle uygunluk arz etmektedir.  

29. Lem’ada da geçen bu Cevahir-i Ferd terimiyle Bediüzzaman yıldızların, güneşlerin bu temel parçacıklardan oluştuğunu şöyle ortaya koyar:

"Hem nasıl ki cevâhir-i ferd üzerine esir zerrâtıyla bir Kur'ân-ı hikmet yazmak, semâvat sayfaları üzerine yıldızlar ve güneşler mürekkebiyle bir Kur'ân-ı azîm yazmaktan cezalet itibarıyla daha aşağı değildir.”

Bu tefsirinde Bediüzzaman açık bir şekilde “esir zerratıyla” tabirini kullanarak “Esir” maddesinin zerrelerden (parçacıklardan) oluşan bir madde olduğunu da ortaya koymuş olur.

Bediüzzaman’ın 16. Söz’de dile getirdiği hakikatler ise “Esir” maddesinin modern bilimin “Karanlık Madde” tanımlarına uygun bir şekilde hareketli olduğunu ortaya koyar:

“Evet, nasıl cismâniyâta cam ve su gibi şeyler ayna olur; öyle de, ruhâniyâta dahi hava ve esîr ve âlem-i misâlin bâzı mevcûdâtı ayna hükmünde ve berk ve hayal süratinde bir vâsıta-i seyir ve seyahat sûretine geçerler. Ve o ruhânîler, hayal süratiyle o merâyâ-i nazîfede, o menâzil-i latîfede gezerler. Bir anda binler yerlere girerler.”

Yukarıdaki ifadelerde geçen “berk” tabiri Karanlık Maddeden müteşekkil fotonlar gibi kimi parçacıkların “ışık” hızında hareketini resmeder.

Yine aynı ifadelerde geçen “hayal süratinde” tabiri ise “Esir” maddesinin (Karanlık Madde) ışıktan daha yüksek hızlarda hareket edebilme kabliyetine de vurgu yapar.  

1970'li yıllarda Washington Carnegie Enstitüsü'nden Vera Rubin ve arkadaşları yaptıkları bilimsel deneylerde yıldızların hızlarının düşmek yerine sabit kaldıklarını ortaya koyarak karanlık maddenin varlığını bilimsel olarak da ispat etmiştir.

Bilim adamları Magellan Bulutsusunda bir yıldızın yavaşça parladığını ve yavaşça da parlaklığını yitirdiğini gözlemlerler ve bu olayı “Karanlık Madde”nin varlığı için delil gösterirler.

Bilim adamları kendi çekirdekleri etrafında dönen galaksilerin sadece çekirdeğin çekim kuvvetiyle değil “karanlık madde” olarak anılan maddenin çekim kuvvetiyle dağılmaktan kurtulduğunu ortaya koymuşlardır.

Galaksilerin hareketlerini, galaksi kümelerinde bulunan sıcak gazların varlığını da  “Karanlık Madde”nin varlığına delil olarak gören bilim adamları, galaksi hareketleri için karanlık maddenin çekimine ihtiyaç olduğunu bilimsel delillerle ortaya koymaktadırlar.

Yine bilim adamlarına göre, galaksi kümelerinin etrafında bulunan sıcak gazlar da “Karanlık Madde”nin çekim kuvvetinden kurtulamadıkları için galaksi kümesini terk edememektedirler.

Bediüzzaman bu kanıtların benzerlerini çok önceleri kullandığını aşağıdaki ifadelerden açıkça anlarız:

“Evet, senin gibi aklı gözüne inmiş ve gözüne perde çekilmiş adamlara söz anlatmak ve bir şey göstermek elbette müşküldür. Fakat, hak o kadar parlaktır ki, körler de görebildiği için biz de deriz ki: Fezâ-i ulvî, bilittifak esir ile doludur. Ziyâ, elektrik, hararet gibi sâir seyyâlât-ı latîfe, o fezâyı dolduran bir maddenin vücuduna delâlet eder. Meyveler, ağacını; çiçekler, çimenlerini; sümbüller, tarlalarını; balıklar, denizini bilbedâhe gösterdiği gibi; şu yıldızlar dahi, bizzarûre, menşe'lerini, tarlasını, denizini, çimengâhının vücudunu aklın gözüne sokuyor.

Esirden yapılmış; elektrik, ziyâ, hararet, câzibe gibi, seyyalât-ı lâtifenin medârı olmuş ve hadîste “Sema, dalgaları karar kılmış bir denizdir.”  işaretiyle, seyyarat ve nücumun harekâtına müsaid olmuş ve Samanyolu denilen mecerretü's-semâ'dan tâ en yakın seyyareye kadar, muhtelif vaziyet ve teşekkülde yedi tabaka, herbir tabaka âlem-i Arzdan, tâ âlem-i Berzaha, âlem-i misâle; tâ âlem-i âhirete kadar birer âlemin damı hükmünde birer semanın bulunması, hikmeten, aklen iktiza eder.  (31. Söz)

Bediüzzaman’ın 12. Lema’da Modern Bilimin Karanlık Maddeyi ispat için kullandığı “çekim (cazibe) ve itim (dafia)” terimlerini daha o dönemlerde, Esir maddesinin varlığını ispat için kullanması ise oldukça ilginçtir:

“Fennen ve aklen, belki müşahedeten sabittir ki, ecrâm-ı ulviyenin câzibe ve dâfia gibi kanunlarının rabıtası ve ziya ve hararet ve elektrik gibi maddelerdeki kuvvetlerin nâşiri ve nâkili, o fezayı dolduran bir madde mevcuttur.” (12. Lema)

Karanlık maddeyi ortaya koyabilmek için yapılan bilimsel çalışmalardan birisi olan “çekimsel mercek olgusundan” tam da bu noktada bahsetmekte yarar var sanırım.

Bildiğimiz gibi güneş ışınları dünyaya gelene kadar epey bir yol kateder. Eğer karanlık madde ışık fotonlarını nakletmeyen bir madde olsaydı belki de hayat da devam etmeyecekti.

Ancak ışınlar farklı maddelere çarptıklarında bükülmektedirler haliyle. İşte çekimsel mercek olgusu yöntemiyle bu bükülmeye sebep olan maddelerin bir haritası çıkarılabilmektedir. Bu yöntemle “karanlık maddenin” varlığı da tespit edilebilecektir.

Bu arada Bediüzzaman’ın kullandığı Esir maddesi kavramının “Karanlık Enerji” kavramını da kapsadığını söylemekte yarar var sanırım.

Bediüzzaman’ın ayetlerin ışığında serdettiği “karanlık maddeden 7 çeşit parçacığın oluşabileceği” görüşünü tekrar hatırlayalım:

“Evet, nasıl ki buhar, su, buz gibi havâî, mâyi, câmid üç nevi eşya aynı maddeden oluyor. Öyle de, madde-yi esiriyeden dahi yedi nevi tabakat olmasına hiçbir mâni-i aklî olmadığı gibi, hiçbir itiraza medar olmaz.” (Oğuz Düzgün-RisaleHaber)

HABERE YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
11 Yorum