Merhametin temsilcisi Hz. Muhammed (s.a.v.)

Merhametin temsilcisi Hz. Muhammed (s.a.v.)

Müslüman bir toplum, şefkat ve merhametin egemen olduğu bir rahmet toplumudur.

İsmail Özcan'ın Yazısı

Bu toplumda insanları suçlarından, günahlarından dolayı ağır cezalarla sindirmek, onlara karşı kin ve intikam güdüsüyle hareket etmek hiçbir zaman genel ve temel bir yaklaşım olmamıştır.

2011, Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)'in doğumunun 1440. yılı. Diyanet İşleri Başkanlığı, 2011 yılının 'Kutlu Doğum Haftası'nın temasını "Hz. Muhammed ve Merhamet" olarak belirledi. Biz de buna uyarak yazımıza "Hz. Muhammed ve Merhamet"i konu yaptık.

"Rahmet" kökünden gelen merhamet; acımak, şefkat göstermek, iyilik ve lütufla muamele etmek gibi güzel anlamlar içermektedir. İslam dininin insana yaklaşımı ciddi bir değerlendirmeye tabi tutulduğunda bu yaklaşımda acımanın, yumuşaklığın, bağışlayıcılığın ağır bastığı; katılığın, sertliğin, kıyıcılığın bu dinde yeri olmadığı kolayca görülür. İslam merhametin kaynağıdır. Merhametin özü ve ruhu İslam'dadır. Merhametin olmadığı yerde İslam yoktur.

Bilinmektedir ki Kur'an-ı Kerim'de yer alan birçok ayet "gafûrun", "rahîmün" lafızlarıyla son bulmaktadır. Bunlar aynı zamanda Allah Teala'nın "esmâü'l-Hüsna"sındandır. Gafûr, Allah çok bağışlayıcı; rahîm, Allah çok acıyıcı demektir.

KUR'AN'DA MERHAMET

Kur'an-ı Kerim'de Yüce Allah'ın af ve merhametini ilan eden çok sayıda ayet bulunmaktadır. "De ki: Ey günah işlemekle haddi aşan, kendi nefisleri aleyhine bir yol tutmuş olan kullarım! Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin! Çünkü Allah dilerse bütün günahları bağışlar. Şüphesiz O çok bağışlayan, çok esirgeyendir" (Zümer Suresi, 53). "Rahmetim her şeyi kuşatmıştır" (Araf Suresi, 156). "Senin bağışlaması bol Rabbin merhamet sahibidir" (Kehf Suresi, 58) ayetlerİ Allah'ın merhamet ve bağışlayıcılığının apaçık belgeleridir. İslam'ın inanılmasını emrettiği Allah, kullarını çok seven, onlara çok acıyan, çok merhamet eden, çok bağışlayan, onları hep kollayan bir Tanrı'dır. Peygamberimizin ifadesiyle Allah'ın kullarına sevgisi ve merhameti, bir annenin çocuğuna olan sevgi ve merhametinden çok daha fazladır.

Yüce İslam dininin insanlığa tebliğ edicisi olan Hz. Muhammed (s.a.v.), bu dinin tüm insanlığa telkin ve tavsiye ettiği her türlü değer ve erdemin hem teoride hem de pratikte en büyük temsilcisidir. Hz. Muhammed (s.a.v.), hem bir insan hem de bir peygamber olarak doğruluk, adalet, sabır, cömertlik, hoşgörü gibi her türlü insanî erdemin olduğu gibi merhametin de en üstün ve en yetkin temsilcisidir. Bir bilgenin "İnsanlık madeninin en kıymetli cevheri" olarak nitelediği merhamet de hiç şüphesiz eşsiz ve benzersiz bir şekilde onun şahsında somutlaşır. Tereddütsüz denebilir ki onun tavsiyeleri ve uygulamaları, merhametin, benzerlerine başka hiçbir çağda ve hiçbir coğrafyada rastlanmayan örneklerini teşkil eder.

"Siz yerdekilere acıyın ki göktekiler (Allah ve melekler) de size acısın", "Merhamet etmeyene merhamet olunmaz", "İnsanlara acımayana Allah da acımaz" gibi hadisleri merhametin evrensel mesajlarıdır.

Her türlü İslamî güzelliği şahsında somutlaştıran Yüce Peygamberimiz kendisine ve getirdiği dine karşı en büyük düşmanlıkları yapanları bile affetmiştir. Hicretten kısa bir süre önce müşriklerin baskısının iyice arttığı, en büyük destekçileri olan değerli eşi Hz. Hatice'yi ve amcası Ebu Talib'i kaybettiği en üzgün döneminde Mekke'nin kasvetli havasından bir süreliğine kurtulmak amacıyla Arap aristokratlarının yaşadığı Taif 'e gitti. Niyeti hem burada yaşayan hatırlı insanlara İslam'ı tebliğ etmek hem de birazcık dinlenmekti. Ama Taifliler Hz. Peygamberin davetini duyar duymaz reddettiler. Bununla da kalmadılar, onu Taif'ten çıkardılar. Daha da ileri giderek köle ve cariyelerine taşlattılar. Peygamberimiz yaralandı. Ayakkabılarının içi yaralarından akan kanlarla doldu. Yanında bulunan yardımcısı Zeyd de yaralandı. Bu sırada Cebrail (a.s.) karşısına çıktı ve "Allah beni Taiflileri senin istediğin gibi cezalandırmam için görevlendirdi." dedi.

Peygamberimiz kendisine bu kadar eza cefa yapan kavmine karşı yine de kin ve intikamı aklından geçirmedi. Belaya uğramalarını istemedi. Tam tersine şöyle dua etti: "Ey Rabbim! Bu insanlar cahil. Onları cezalandırma. Onlara doğru yolu göster. Bana görevimi yerine getirebilmem için güç kuvvet ver!" diye dua etti.

İnsan nefsine, insan doğasına en zor gelen şeylerden biri de intikam almaya muktedirken bundan vazgeçebilmektir. Sıradan insana çok zor gelen bu işi Hz. Muhammed (s.a.v.) her fırsatta yapmıştır. Nitekim Mekke'nin fethinde hiçbir müşrik daha önce Müslümanlara karşı işledikleri birçok suça ve cinayete rağmen cezalandırılmadı. "Allah'ın aslanı" diye anılan amcası Hz. Hamza'nın katili Vahşi, Hz. Hamza'nın ciğerini dişleyen Ebu Süfyan'ın karısı Hind, Peygamberimizin kızı Zeyneb'i yaralayıp sonunda ölümüne sebep olan Habbar, Ebu Cehil'in oğlu İkrime bile affedilenler arasındaydı.

O yüce peygamber; kâfirlere, İslam düşmanlarına karşı beddua etmensini isteyenlere şöyle derdi: "Ben yeryüzüne Allah'ın gazabını değil rahmetini indirmek üzere görevlendirildim."

Çünkü o âlemlere rahmet olarak gönderilmişti ve kendisi de "Ben rahmet peygamberiyim!" buyurmuştu.

RAHMET İNSAN KAZANMA ARACIDIR

Müslüman bir toplum, şefkat ve merhametin egemen olduğu bir rahmet toplumudur. Bu toplumda insanları suçlarından, günahlarından dolayı ağır cezalarla sindirmek, onlara karşı kin ve intikam güdüsüyle hareket etmek hiçbir zaman genel ve temel bir yaklaşım olmamıştır. Esas politika suçlu, kusurlu, günahkâr insanları doğru yola getirmek ve kazanmaktır. Merhamet bunun en büyük aracıdır.

İlk Müslüman ve ilk halife olan, İslam'a ve onun peygamberine en büyük sadakati göstermesi ve en samimi desteği vermesiyle tanınan Hz. Ebu Bekir, dinî erdem ve incelikleri de çok iyi bilir ve yaşardı. Onun söz ve uygulamalarının oluşturduğu çok güzel tablolar vardır. Bunlardan bir de onun engin merhametini ve ne kadar güçlü bir İslamî feyiz sahibi olduğunu gösteren şu ünlü duasıdır: "Ya Rabbi! Öldüğüm zaman benim cesedimi o kadar büyüt, o kadar büyüt ki cehennemi yalnızca ben doldurayım, orada benden başka hiçbir kuluna yer kalmasın!"
Yeni Şafak