Meksika'da gökten balık 'yağdırıldı'

Meksika'da gökten balık 'yağdırıldı'

Meksika'da yağmur sırasında gökten küçük balıklar düştüğü bildirildi.

Cenab-ı Hakkın tabiatta tecelli eden kudretine bir örnek de Meksika'dan geldi.

Meksika'da Tamaulipas eyaleti sivil savunma ajansı yetkilileri, Tampico kentinde gökten yağmurun yanı sıra balık "yağdığını" kaydetti.  Ajansın sosyal medya hesabından paylaşılan fotoğrafta, bir poşette 4 ufak balık ve kaldırımda da bir balık görülüyor. 

Aslında eski zamanlardan bu yana görülen bu olayı bilim adamları, fırtına sırasında havaya çekilen balıkların yağışla yere inmesi olarak açıklıyor. AA

ALLAH'IN KUDRET SIFATI: TABİAT

Tabiatın iki yüzü vardır. Birisi maddeci felsefenin iddia ettiği ve batıl olan muhayyel bir İlah tasavvurudur. Yani bunların vehmine göre kainatın umumunda cereyan eden kanunların ve sebeplerin toplamından hasıl olan ve bu kanunları ve sebepleri ve ondan sudur eden neticeleri yaratan ve tedbir eden bir tabiat var ki, her şeyin tedbir ve dizgini bu tabiatın elindedir. Bu tabiat anlayışı tamamen maddeci felsefenin uydurduğu batıl bir vehimdir.

Bu ahmaklar, Allah’ın, kainat ve sebepler üstünde harika bir şekilde tecelli ve tezahür eden rububiyetini uzaktan uzağa hissetmişler ve buna da kendilerince tabiat demişlerdir. Tabiat dedikleri şey bu vechesi ile yoktur ve hayali bir kurgudur. Temsildeki “sukut etmek” tabiri de bu fikrin çürütülmesine bir işaret ediyor.

Tabiatın ikinci yüzü ise, sebepler ve alemdeki umumi mizan ve nizamdır ki, bu var ve mevcuttur. Bütün bu sebepleri ve sebepler üstünde parlayan intizam ve mizanları icat edip yaratan, Allah’ın kudret sıfatıdır. Bütün eşyanın ve maddenin denge ve manalarını da bu intizam ve mizana bağlamıştır. Tabiri yerinde ise, tabiat denilen şey bir tuval ise, eşya da bu tuval üstünde duran nakış ve resimlerdir. Tuvalı ve tuval üstündeki nakış ve resimleri icat edip resmeden de Allah’ın kudreti ve sıfatlarıdır. İşte tabiatın kabul ve infial olması ve isminin fıtrat-ı İlahi ve sanat-ı Rabbaniye olması da bu cihetledir.

RİSALE-İ NUR'DAN

Tabiat, âlem-i şehadet denilen cesed-i hilkatin anasır ve a'zasının ef'alini intizam ve rabt altına alan bir şeriat-ı kübra-yı İlahiyedir. İşte şu şeriat-ı fıtriyedir ki, sünnetullah ve tabiat ile müsemmadır. Hilkat-ı kâinatta cari olan kavanin-i itibariyesinin mecmu ve muhassalasından ibarettir.

Kuva dedikleri şey, her biri şu şeriatın birer hükmüdür. Ve kavanin dedikleri şey, her biri şu şeriatın birer mes'elesidir. Fakat o şeriattaki ahkâmın yeknesak istimrarına istinaden vehim, hayal tasallut ederek tazyik edip, şu tabiat-ı hevaiye tevazzu' ve tecessüm edip mevcud-u haricî ve hayalden hakikat suretine girmiştir. Hayali, hakikat suretinde gören, gösteren nüfusun istidad-ı şûresinden, fâil-i müessir tavrını takmıştır. Halbuki kör, şuursuz tabiat, kat'iyyen kalbi ikna edecek ve fikre kendini beğendirecek ve nazar-ı hakikat ona ünsiyet edecek hiç bir mülâyemet ve münasebet yok iken ve masdar olmaya kabiliyeti mefkud iken,sırf nefy-i Sâni' farazından çıkan bir ızdırar ile veleh-resan-ı efkâr olan kudret-i ezeliyenin âsâr-ı bahiresinin tabiattan sudûru tahayyül edilmiş.

Halbuki tabiat misalî bir matbaadır, tâbi' değil; nakıştır, nakkaş değil; kabildir, fâil değil; mistardır, masdar değil; nizamdır, nâzım değil; kanundur, kudret değil; şeriat-ı iradiyedir, hakikat-ı hariciye değil. Meselâ: Yirmi yaşında bir adam birdenbire dünyaya gelse, hâlî bir yerde muhteşem ve sanayi-i nefisenin âsârıyla müzeyyen bir saraya girse, hem farzetse kat'iyyen hariçten gelme hiç bir fâilin eseri değil. Sonra içindeki eşya-yı muntazamaya sebeb ararken tanziminin kavaninini câmi' bir kitab bulsa, onu ma'kes-i şuur olduğundan, bir fâil, bir illet-i ızdırarî kabul eder. İşte Sâni'-i Zülcelal'den tegafül sebebiyle böyle gayr-ı makul, gayr-ı mülayim bir illet-i ızdırarî olan tabiatla kendilerini aldatmışlar.

Şeriat-ı İlahiye ikidir:
Biri: Sıfat-ı kelâmdan gelen bir şeriattır ki, beşerin ef'al-i ihtiyariyesini tanzim eder.
İkincisi: Sıfat-ı iradeden gelen ve evamir-i tekviniye tesmiye edilen şeriat-ı fıtriyedir ki, bütün kâinatta cari olan kavanin-i âdâtullahın muhassalasından ibarettir. Evvelki şeriat nasıl kavanin-i akliyeden ibarettir; tabiat denilen ikinci şeriat dahi, mecmu-u kavanin-i itibariyeden ibarettir. Sıfat-ı kudretin hâssası olan tesir ve icada mâlik değillerdir.

Şu ehl-i dalaletin gösterdikleri esbab-ı tabiiye, hem müteaddid, hem birbirinden haberi yok; hem kör, iki elinde iki kör olan tesadüf-ü a'ma ve ittifakıyet-i avrânın eline vermiştir. (Mesnevi-i Nuriye)

HABERE YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.