Medya'da Aile algısı var mı?
Başbakanlık Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü (ASAGEM) tarafından bir süre önce yapılan "Medya ve Medya Profesyonellerinin Aile Algısı" çalışması hayli ilginç verileri ortaya koyuyor
Toplam 360 medya mensubunun katıldığı ankette, medya çalışanlarına medyanın aile değerlerine etkisi, cinsellik, anne çocuk ilişkisi, çocuğun aile açısından değeri, evliliğe bakışları, kariyer, akraba ilişkileri, evlenme, boşanma, birlikte yaşama, aldatma, sadakat ve şiddet konularında sorular yöneltildi.
Genel olarak medyanın aile üzerinde büyük etkisi olduğunu düşünen medya mensupları, Türkiye'de medyanın aile değerlerine önem vermediği ve toplumu olumsuz yönde etkilediği konusunda birleşiyor.
Ancak işin ilginç yanı ortada bir suçun olduğunu kabul eden medya mensupları, sorunun hep diğer medya kuruluşunda olduğunu, hatayı diğer gazetelerin ve televizyonların yaptığını söylüyor. Dolayısıyla öteki medyayı "tukaka" diye nitelerken, kendi çalıştığı medya kuruluşunu sütten çıkmış ak kaşık olarak değerlendiriyor.
Ankete katılanların yüzde 90'ı kendi kurumunun aile değerlerini önemseyerek yayın yaptığını söylüyor. Fakat soru "diğer medya kuruluşlarının aile değerlerine önem verdiğini düşünüyor musunuz?" şeklinde sorulduğunda evet diyenlerin oranı yüzde 28'lere geriliyor.
Çocuk sahibi olmak zor
Medya çalışanlarının büyük bir çoğunluğu tek çocuğa sahip olduklarını ifade ederken, yüzde 53'ü "aileler mutlaka çocuk sahibi olmalıdır" görüşünü dile getiriyor. Dört çocuklu medya çalışanlarının oranı ise sadece yüzde 1,9.
Katılımcıların yüzde 46'sı "ailenin en önemli görevinin çocuk yetiştirmek" olduğunu, yüzde 41'i de "çocuklar için yapılabilecek fedakârlıkların sınırı" bulunduğunu düşünüyor. Dikkat çekici bir husus, ankete katılanların birçoğu aile kurmayı hayatın öncelikleri arasında yer vermiyor "Evlenmek hayatın önceliklerin biridir" önermesine katılanların oranı yalnızca yüzde 30 civarında. "Eşlerin her biri diğerinin çıkarını kendi çıkarı önüne koymalıdır" önermesine katılanlarla katılamayanların oranı ise aşağı yukarı aynı. "Birlikte yaşamak için evlilik şarttır" diyenler ise yalnızca üçte bir oranında.
Evleneceğim ama inanın, zamanım yok!
Mülakat yapılanlar arasında konuyu yorumlayan bir kadın televizyon programcısına göre, medya çalışanlarının çocuktan kaçış sebebi korkaklık. Hayat tarzı modernleştikçe, insanların yalnız kalmaktan, yaşlanmaktan, fiziksel güzelliğin kaybolacağından, işten atılmaktan ve hayat standardına bir zarar gelmesinden korkulduğunu ifade ediyor. Televizyon programcısı olarak iletişim sektöründe görev yapan televizyoncu, "kimse kimseye çok bağlanmamaya çalışıyor. O yüzden herkes evlenmekten kaçıyor. "Çocuk yapmak istiyorum" ya da "evlenmek ve güzel bir aile kurmak istiyorum" gibi niyetlerini söylemiyor" diyor.
Yoğun iş temposu boşanma nedeni
Medyanın boşanmaya etkisi konusunda ortaya çıkan sonuç da düşündürücü. Araştırmaya katılanlar çoğu bireysel mutluluk için engel oluşturmaya başlamış bir evliliğin sonlandırılması gerektiğine inanıyor. Medya çalışanları için boşanma nedenleri arasında yoğun iş temposu da yer alıyor. Katılımcılar arasında boşandıktan sonra ikinci evliliğini yapan erkekler olmasına rağmen, boşandıktan sonra bir daha evlenen kadın bulunmuyor.
Sadakat en önemli aile değeri
Katımcıların yüzde 76'sı "medyanın, aile değerleri üzerinde etkili olduğuna", yüzde 59'u medyanın "geleneksel cinsiyet rollerini değiştirebilecek bir yapıya sahip olduğuna" inanıyor. Medyanın genel olarak aile değerlerinin korunmasına özen gösterdiğine inanların oranı ise yüzde 28'de kalıyor. "Medyanın ailenin korunması gibi bir kaygısı yok" yargısı yüzde 57 oranında destek görüyor.
Evde son sözü baba söylemiyor
Araştırmaya katılanların yarısı, geleneksel rol paylaşımını terk ettiklerini belirtiyor. "Evde son sözü baba söylemelidir" diyenlerin oranı yüzde 26'da kalıyor. Katılımcıların yarıya yakını, annenin çocuk bakımında birinci derecede sorumlu olmadığını düşünüyor. Medya çalışanlarının yüzde 81'i aileye ilişkin kararların tüm aile bireylerince alınması gerektiğine inanıyor.
Katılımcıların üçte biri çocuğunun farklı din, mezhep ve etnik gruptan biriyle evlenmesinin sorun olmayacağını ifade ediyor. Büyük bir çoğunluk ise sevmeden evlilik yapılamayacağını düşünüyor.
(Bekir Fuat, Sayha)
