Madem çözülecekti; üç gün önce neden veto dediniz?

Madem çözülecekti; üç gün önce neden veto dediniz?

Yüksek Seçim Kurulu, dün akşam saatlerinde üç gün önce verdiği karardan geri döndü. Veto ettiği BDP destekli 7 isimden 6'sının adaylığına onay verdi.

Ali Akkuş

Bir yanda YSK'yı protesto gerekçesiyle şehirleri savaş alanına çevirenler; diğer yanda bu görüntüler nedeniyle burnundan soluyanlar... Türkiye, dün derin bir nefes aldı. Ancak rehavete kapılmamakta fayda var. Çünkü birileri üç günde, ülkenin kaotik hale getirilebileceğini net bir şekilde göstermiş oldu. Aynı sorunla bir daha karşılaşmamak için 'hasar raporu' çıkarmakta fayda var.

Yaşanan sorunu 'devletin akıl tutulması' şeklinde değerlendirmek fazla iyimserlik olur. Çünkü ortada aklın almadığı noktalar var. Mesela, son ana kadar BDP'lilere 'adaylarınızda sorun yok' diyen YSK yönetimi, neden veto etti? Gösterilen kanuni gerekçeler, istenen belgeler kimseyi tatmin etmiyor. Aynı durumdaki adaylara farklı muamele yapılması Kurul'un inandırıcılığını zedeledi. Şimdi herkes soruyor: "Madem, üç gün sonra 'tamam' denebilecek bir meseleydi. Bu krizi neden çıkardınız? Bunun faturasını kim ödeyecek?" Cevabını biz verelim. Yüksek kurullarımızda 'istifa' gibi erdemli bir davranış olmadığı için hesap yine millette kalacak.

YSK dün olduğu gibi üç gün önceki kararlarını da kanuna dayandırıyor. Ama emekli cumhuriyet savcısı Reşat Petek gibi kimi hukukçular, Kurul'un adaylık sürecini yasalara uygun olarak sürdürmediğinde ısrarlı. Dolayısıyla mesele hukuki olmaktan çok siyasi nitelikli. Parti kapatma davasında, cumhurbaşkanlığı seçimindeki 367 skandalında da böyle olmadı mı? O günün karar vericileri de yine bol miktarda kanun maddesini dayanak göstermedi mi?

Yaşananları seçime yönelik 'ince mühendislik' olarak yorumlayanlar oldu. Amaç milliyetçi duyguları tahrik edip 12 Haziran'da oya tahvil etmek olsa da tuzak deşifre oldu. Cumhurbaşkanı başta olmak üzere, AK Parti'den CHP'ye, sivil toplum kuruluşlarından yerel mahkemelere kadar herkes, verilen karara karşı çıktı. Geçen dönemlerde yaşadığımız krizlerde çokça duyduğumuz 'karara saygı duymalıyız' sözünü sadece MHP dillendirdi. Haklarının gasp edildiğini gerekçe göstererek sokağı ateşe verenlerin gerçek yüzleri iyice netleşti. İstanbul'da ambulânsı taşlayacak kadar insanlıktan uzaklaşanların ellerinden çıkan molotof, az kalsın Van'da hamile bir Kürt kadınını öldürüyordu. BDP destekli adayların temsil hakkı için, Diyarbakırlı esnafın yaşam hakkına kastedenler hiç bu kadar açığa düşmemişti.

Kirli tezgâhlara, karanlık odaklara rağmen ferasetini kaybetmeyen bu ülkenin makul Türkleri, Kürtleri, Lazları, Çerkezleri... üç günde çok şey gördü. Yaşananlar, yeni bir anayasa talebiyle gittiğimiz 12 Haziran seçimlerinin ne kadar önemli olduğunu göstermeye yetiyor. Öyle bir anayasa hazırlanmalı ki; kanunlar kriz ve kaos için gerekçe olmamalı.
Zaman