Kürtlerle Türklerin birlikteliğine Bediüzzaman vurgusu

Kürtlerle Türklerin birlikteliğine Bediüzzaman vurgusu

Bulut: 'Türkiye’yi idare edenler, Kürt meselesine Bediüzzaman'ın fikirleriyle yaklaşmış olsalardı, milletin sinesine bu yaralar açılmayacaktı'

RisaleHaber-Haber7 Yazarı Mehmet Ali Bulut, DTP Eşbaşkanı Ahmet Türk'ün mecliste Kürtçe konuşmasıyla ilgili "Ahmet Türk'ün dedesi de oradaydı" başlıklı yazısında, Kürtlerle Türklerin birarada yaşamasının önemine dair Bediüzzaman'ın fikirlerini yazdı. Bulut, yazısında özetle şu cümleleri kullandı:

"Tam bir asır önce, içinde Ahmet Türk’ün dedelerinin de bulunduğu aşiretler, Türklerden ayrı bir devlet kurmayı ‘Seyda’ dedikleri Bediüzzaman’a teklif ettiler. 

O da ‘zinhar!’ dedi, ‘Türk havuzdur havuz kalmalı.” Yani ‘Şu kadar ayrı kavimlerden gelen Türk ve Türkleşmiş unsurları bir arada tutacak bir kap lazımdır ki o kap Türktür. Biz o havuzu dolduran çeşmeleriz ve çeşmeler de bizde kalmalı.” (Münazarat)

Yazdığı makalelerde de Türklerle Kürtlerin beraber ve birlikte yaşamaları gerektiğine vurgu yaptı...

“Kürtlere verilecek muhtariyetten bahsediliyor. Kürtler, ecnebi himayesinde bir muhtariyeti kabul etmektense, ölümü tercih ederler\' diyerek \'Kürtlük davası’nın Türklük davası gibi manasız olduğunu söylüyordu.

Bu propagandanın Kürtleri aldatmaktan başka bir işe yaramayacağını ve onlara bağımsızlık getirmek yerine tam tersine, onları ‘bir millet-i tâbie’ (boyunduruk altında bir millet) haline getireceğini dile getiriyordu. Onun düşüncelerinin isabetini görmek isteyenler, I. Dünya Savaşı’ndan sonra bağımsızlık arzusuyla Osmanlı’dan koparak kurulması teşvik edilmiş (!) devletlerin akıbetine bir baksınlar. 

Türkiye’yi idare edenler, Kürt meselesine bu çerçeveden yaklaşmış olsalardı milletin sinesine bu yaralar açılmayacaktı. Ama olan oldu. Artık meseleye bu hakikatler noktasından bakılmalı ve onların da müstakil bir çeşme olma hakkı tanınmalı. Ve hem de çeşme tamir ve ıslah edilmeli. ‘Çeşme’ler gürül gürül aktığında ‘havuz’ da güç kazanır.

Evet, cidden rahatsız olmadım Türk’ün Kürtçe konuşmasında. Onun, ‘çeşme’sini gürleştirme arzusunu anlıyorum. Ama o konuşmayı, çeşmenin sularını, Bediüzzaman’ın söylediği ‘Havuz’a değil de ‘yabana’ akıtmak niyetiyle yapıyorsa, bilsin ki ne müsaade edilir ne de temsil hakkını elde tuttuğuna inandığı halka bir yararı olur?

Bir asır önce Bediüzzaman Türk gibilere şöyle sesleniyordu:

“Türkler bizim aklımız, biz onların kuvvetiyiz. Mecmuumuz iyi bir insan oluruz. Hodserâne (başı buyruk) yapmayacağız. Bu azmimizle başka unsurlara (topluluklara) ders-i ibret vereceğiz” (age,53) 

Umarım Türk de Kürt de bu ibret dersinden nasibini alır!"