Kur'ân‑ı Hakîm, öyle zâhir temsîller ve mesellerle ins ve cinni isyandan zecreder ki, kâinâtı titretir
Günün Risale-i Nur dersi
Bismillahirrahmanirrahim
ONBEŞİNCİ SÖZ
...
Altıncı Basamak
Beşer ve cin, nihâyetsiz şerre ve cühûda müstaid olduklarından, nihâyetsiz bir temerrüt ve bir tuğyan yaparlar. İşte bunun için Kur'ân‑ı Hakîm, öyle i'câzkâr bir belâğatla ve öyle àlî ve bâhir üsluplarla ve öyle gâlî ve zâhir temsîller ve mesellerle ins ve cinni isyandan ve tuğyandan zecreder ki, kâinâtı titretir.
Meselâ: “Ey ins ve cin! Emirlerime itâat etmezseniz, haydi hudud‑u mülkümden elinizden gelirse çıkınız!” meseline işâret eden 1 يَا مَعْشَرَ الْجِنِّ وَالْاِنْسِ اِنِ اسْتَطَعْتُمْ اَنْ تَنْفُذُوا مِنْ اَقْطَارِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ فَانْفُذُوا لَا تَنْفُذُونَ اِلَّا بِسُلْطَانٍ فَبِاَىِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ يُرْسَلُ عَلَيْكُمَا شُوَاظٌ مِنْ نَارٍ وَنُحَاسٌ فَلَا تَنْتَصِرَانِ âyetindeki azametli inzara ve dehşetli tehdide, şiddetli zecre dikkat et. Nasıl ins ve cinnin gayet mağrûrâne temerrütlerini, gayet mûcizâne bir belâğatla kırar, aczlerini ilân eder. Saltanat‑ı Rubûbiyet’in genişliği ve azameti nispetinde ne kadar âciz ve bîçâre olduklarını gösterir. Güyâ şu âyetle, hem 2 وَجَعَلْنَاهَا رُجُومًا لِلشَّيَاط۪ينِ âyetiyle böyle diyor ki:
“Ey hakareti içinde mağrûr ve mütemerrit‥ ey zaaf ve fakrı içinde serkeş ve muannit olan cin ve ins! Nasıl cesâret edersiniz ki; isyanınızla öyle bir Sultan‑ı Zîşan’ın evâmirine karşı geliyorsunuz ki; yıldızlar, aylar, güneşler, emirber neferleri gibi emirlerine itâat ederler. Hem tuğyanınızla öyle bir Hâkim‑i Zülcelâl’e karşı mübâreze ediyorsunuz ki, öyle azametli mutî askerleri var; farazâ şeytanlarınız dayanabilseler, onları dağ gibi güllelerle recmedebilirler. Hem küfranınızla öyle bir Mâlik‑i Zülcelâl’in memleketinde isyan ediyorsunuz ki, ibâdından ve cünûdundan öyleleri var ki; değil sizin gibi küçücük âciz mahlûkları, belki farz‑ı muhâl olarak dağ ve arz büyüklüğünde birer adüvv‑ü kâfir olsaydınız arz ve dağ büyüklüğünde yıldızları, ateşli demirleri, şuvazlı nühâsları size atabilirler, sizi dağıtırlar. Hem öyle bir kanunu kırıyorsunuz ki, o kanun ile öyleler bağlıdır; eğer lüzum olsa arzınızı yüzünüze çarpar. Gülleler gibi küreniz misillû yıldızları üstünüze yağdırabilirler!”
Evet, Kur'ân’da bazı mühim tahşidât vardır ki; düşmanların kuvvetli olduğundan ileri gelmiyor. Belki haşmetin izhârı ve düşman şenâatinin teşhîri gibi sebeplerden ileri geliyor.
Hem bazen kemâl‑i intizamı ve nihâyet adli ve gayet hilmi ve kuvvet‑i hikmeti göstermek için, en büyük ve kuvvetli esbâbı, en küçük ve zayıf bir şeye karşı tahşid eder ve üstünde tutar, düşürtmez, tecâvüz ettirmez. Meselâ; şu âyete bak: 3 وَاِنْ تَظَاهَرَا عَلَيْهِ فَاِنَّ اللّٰهَ هُوَ مَوْلٰيهُ وَجِبْر۪يلُ وَصَالِحُ الْمُؤْمِن۪ينَ وَالْمَلٰٓئِكَةُ بَعْدَ ذٰلِكَ ظَه۪يرٌ
Ne kadar Nebî hakkına hürmet ve ne kadar ezvâcın hukukuna merhamet var. Şu mühim tahşidât, yalnız hürmet‑i Nebî’nin azametini ve iki zaîfenin şekvâlarının ehemmiyetini ve haklarının riâyetini rahîmâne ifâde etmek içindir.
1-Ey ins ve cin cemaati! Mülkümden hariç bir memlekete çıkıp kurtulmak için semâvat ve arzın aktarından çıkmaya kuvvetiniz varsa çıkınız. Amma ancak bir sultan ile çıkarsınız. Artık Rabbinizin nimetlerinden hangi birini inkâr edersiniz? Üzerinize saf ateşten bir alevle bakır gibi kızıl bir duman salınır da, birbirinize hiçbir yardımınız da dokunmaz. (Rahmân Sûresi, 55:33-35)
2-Ve onları (yıldızları) şeytanlara atılan mermiler yaptık. (Mülk Sûresi, 67:5)
3-Eğer (siz iki hanım) Peygambere karşı birbirinize arka çıkarsanız, şüphesiz ki Onun dostu Allah'tır, Cebrâil'dir ve salih mü'minlerdir. Üstelik melekler de onun yardımcısıdır. Tahrîm Sûresi, 66:4
Bediüzzaman Said Nursi
Sözler
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.