Kur’ân’da, insanlara her çeşit misâlden ve manâdan muhtelif şekillerde açıkladık

Kur’ân’da, insanlara her çeşit misâlden ve manâdan muhtelif şekillerde açıkladık

Ayet meali

A+A-

Bismillahirrahmanirrahim

Cenab-ı Hak (c.c), İsrâ Sûresi 88-93. ayetlerinde meâlen şöyle buyuruyor

88 . (Habîbim, yâ Muhammed!) De ki: “Yemîn olsun ki, eğer insanlar ve cinler bu Kur’ân’ın bir benzerini getirmek üzere bir araya gelseler, birbirlerine yardımcı da olsalar, (yine) onun benzerini getiremezler.”(1)

89 . Şânım hakkı için, bu Kur’ân’da, insanlara her çeşit misâlden (ve ma‘nâdan) muhtelif şekillerde açıkladık. Yine de insanların çoğu, inkârdan başka bir şeyi kabûl etmediler.

90 . Ve dediler ki: “Bize yerden bir pınar fışkırtmadıkça sana aslâ îmân etmeyiz!”

91 . “Veya senin hurma ağaçlarından ve üzüm bağlarından bir bahçen olmalı da aralarından şarıl şarıl nehirler akıtmalısın!”

92 . “Yâhut iddiâ ettiğin gibi, göğü üzerimize parça parça düşürmelisin; veya Allah’ı ve melekleri (açıkça buna) kefîl olarak getirmelisin!”

93 . “Yâhut, altından bir evin olmalı veya göğe çıkmalısın! Fakat bize okuyacağımız bir kitab indirmedikçe, göğe çıkmana da aslâ inanmayacağız!” De ki: “Rabbimi tenzîh ederim; (ben) sâdece peygamber olan bir insan değil miyim?”

(*) “(Bu âyetin) ifâde ettiği azîm ma‘nâ ve büyük hakîkat, kāsırü’l-fehm (anlayışı kısa) olanlarca ve dikkatsizlikle mübâlağalı bir belâğat (abartılı bir ifâde tarzı) için muhâl bir sûret (imkânsız bir şekil) zannediliyor. Hâşâ! (Aslâ!) Mübâlağa değil, muhâl bir sûret değil, ayn-ı hakîkat (hakîkatin ta kendisi) bir belâğat ve mümkün ve vâki‘ (olmuş) bir sûrettedir. O sûretin bir vechi (yönü) şudur ki, yani ‘Kur’ân’dan teraşşuh etmeyen (süzülmeyen) ve Kur’ân’ın malı olmayan ins ve cinnin (insanların ve cinlerin) bütün güzel sözleri toplansa, Kur’ân’ı tanzîr edemez (benzerini yapamaz)’ demektir. Hem edememiş ki, gösterilmiyor.” (Zülfikār, 25. Söz, 40-41)