Kavaklı’dan Postmodernite’nin Panoraması

Kavaklı’dan Postmodernite’nin Panoraması

Postmodern Romancı Ali Erkan Kavaklı, “Ben Batılı değilim. Bu nedenle kendi kültürümle ve sanatımla beslenen bir Postmodernite oluşturmam gerektiğine inandım ve faydalı olmayı esas edindim.” dedi.

Risale Haber- Haber Merkezi

Edebiyat alanında roman, hikâye ve şiir çalışmaları bulunan Ali Erkan Kavaklı, ihtisas alanı olan Postmodern Romancılık hakkında Timaş Kitapkahve’de bir sohbet gerçekleştirdi. ESKADER’in “Bâbıâli Sohbetleri” çerçevesinde gerçekleşen ve derneğin yönetim kurulu üyesi, gazeteci yazar Recep Arslan’ın yönettiği program, edebiyat dünyasının önemli isimlerini bir araya getirirken Postmodernite’nin gündeme ilişkin dinamikleri üzerine soru-cevaplarla gelişen bir beyin fırtınasına dönüştü.

“POSTMODERNİZM ELEŞTİRİ İLE BAŞLAR”

Recep Arslan’ın Postmodernizm’in ne olup ne olmadığı sorusuna ilişkin açıklamalarla başlayan Ali Erkan Kavaklı, Postmodern yazı anlayışının, süregelen basın-yayın organlarındaki anlatımlardan bütünüyle farklı olarak okuyucuya şaşırtıcı şeyler söylemeyi amaçladığını ve çeşitlilik arz ettiğini belirtti. Modern sonrası sanat anlayışını ortaya koymayı ve inşa etmeyi amaçlayan bir sanat ekolü olduğunu dile getiren Kavaklı, Postmodernite’ye dair detaylı bir tanım ortaya koyarken şunları söyledi:
“Posmodern anlayış eleştiri ile başlar. Dünyada bugün Batı merkezli bir modernite oluşturuldu. Buna bağlı olarak bakış açısı daralıp sanat atlası fakirleşince dünya sanatı da fakirleşti. Modernite tek merkezli, tek kutuplu bir medeniyet inşa etti, ama kapsadıklarını mutlu edemedi. Ortaya koyduğu Kapitalizm, inançtan ve insandan yoksundu. Buna karşılık bilimle ortaya konulan Pozitivizm de hiçbir şey ifade etmez. Çünkü tamamıyla gözlemlerin ispatına dayalıdır. Bilimden başkasını tanımaz. Oysa biz gözlemleyemediklerimizin de var olduklarını biliriz. Postmodernizm, Batı medeniyetinin üstünlüğünün yıkılışı ve çoğulcu bir kültür anlayışının başlangıcıdır.”

SEZGİ, İNANÇ VE ESRARENGİZLİK

Postmodern düşünceyi zorunlu kılan dünya şartlarını değerlendiren Ali Erkan Kavaklı, Batı demokrasisinin Türkiye’deki yerleşiminin tabana ve halka yayılmaktan ziyade “elit zümre demokrasisi” şeklinde gerçekleştiğini vurgularken; bunun halkın aşamayacağı bir mesafe oluşturduğunu kaydetti. Postmodernite’nin bilimin mutlu etmediği insanları duygu ve inançla mutlu etmenin yolunu aradığına dikkat çeken Kavaklı, Umberto Eco’nun bu anafikri romanlarında işleyebilen örnek bir yazar olduğunu belirtti. Sezgi, inanç ve esrarengizliğin postmodern sanatçıların işlediği konular olduğunu, bu nedenle daha çok polisiye ve benzer türdeki yapıtlar ve karmaşık bir kurgu ile işledikleri romanlar ortaya koyduklarını ifade eden Kavaklı, sözlerine şöyle devam etti:

POSTMODERNİTE LAİKLİĞİ REDDEDER

“Postmodern yazı anlayışı, romancılığın yanı sıra medya eleştirisini de içeriyor ve yeni bir anlatım biçimi benimsiyor. ‘Aklın yolu bir’ düşüncesi terk ediliyor. İslâm’ın da vurguladığı, herkesin beyninin özel olduğu görüşünü kabul ediyor. Bu nedenle bu bize yabancı bir akım değildir. İslâm’daki mezhep adamlarının, düşünürlerin ve yazarların çoğulculuğunu yeniden güdeme getirir. İnsanın kendisini bulabileceği eserleri ortaya koyar. Eleştirel ve didaktiktir. Sanatın ne için olduğu Postmodernite’nin konusu değildir. Reklamların ve Kapitalizm’in bütün dayatmalarına koskocaman bir ‘Hayır!’ der. Laiklik’i sivil ateist bir tekelcilik olduğu için reddeder. Bizdeki Laiklik Batı’daki gibi uygulanmaz. Laiklik, 30 Yıl Savaşları’ndan sonra Avrupa ülkelerinin her birinin Hıristiyan mezheplerinden birini seçmesi ve halkının inancını da bu yolla belirlemesi şeklinde ortaya çıkar. Tek doğrucu bir anlayıştır Laiklik.”

Agnes Heller’in Yürüyüşün Soluğu adlı kitabından bir pasaj okuyan Ali Erkan Kavaklı, bugünkü GDO’ların ve kanser türündeki hastalıkların tedavisinin, kapitalizmin dayattığı ölümcül çareler olduğuna dikkat çekti. Reklamlar ve televizyonlarla toplumun maniple edildiğine değinen Kavaklı, Postmodernizm’in buna karşı çıktığını belirtti. Jorge Luis Borges’in Babil Kütüphanesi’ni kurmak isterken bütün eski eserleri yeniden günümüze kazandırarak Postmodern anlayışa en iyi örnek teşkil etiğini, geçmişin güzel eserlerini bugüne taşımanın ve bugünü zenginleştirmenin Postmodernite’nin hedefi olduğunu kaydetti.

İNSANI MERKEZE ALAN BİR ANLAYIŞ…

Postmodernite hakkında yazılmış makalelerden bölümler okuyan Kavaklı, Batı toplumunun şiddet, ırkçılık, yaşlıları terk etme ve uyuşturucu gibi sorunları reddederek üçüncü dünya ülkelerine karşı ilgisiz olduklarını ifade etti ve Thomas Pynchon’ı da Postmodern Romancılara örnek gösterdi. Ali Erkan Kavaklı, postmodern duruşunu şu sözlerle açıkladı:
“Ben Batılı değilim. Bu nedenle kendi kültürümle ve sanatımla beslenen bir Postmodernite oluşturmam gerektiğine inandım. Çok metincilikten ve değişimcilikten yanayım. Elitten halk demokrasisine geçilmesi gerektiğine inanıyorum. ‘Sanat sanat içindir’ tezini reddederek faydalı olmayı esas ediniyorum. İnsanın Yaratıcı ile barışık bir anlayış geliştirmesi gerekir. İnsanın merkezde olduğu bir inancı savunuyorum. Didaktiğim. Eskimeyen yeninin peşindeyim. Yeni bir düşünce, yeni bir sanat anlayışı geliştirmekten yanayım.”

DUYGUSAL ZEKÂ SAVAŞI ENGELLEYEBİLİR Mİ?

İnsan zekâsı üzerine iyi düşünmek gerektiğini belirten Kavaklı, aklımızı başımıza aldığımızda ve kültür kodlarını yeniden fark ettiğimizde kardeş savaşlarına son verebileceğimizi dile getirdi ve konuşmasını şu sözlerle tamamladı:

“Savaşlar, bu kodlardan bizi uzak tutmak içindir. Duygusal zekâ, kalp zekâsıdır. Bu zekânın geliştirilmesi kavgaları yok eder. Aslında bu türden sistem eleştirisi bizde çok yeni değildir. Mehmet Âkif’in çok net medeniyet eleştirileri vardır. ‘Zulmü Alkışlayamam’ şiiri de bunlardan biridir. Necip Fazıl da yine bu eleştiriyi yapabilenlerdendir.”

Bugünkü siyasî kavgaların, ülke içindeki ve dışındaki savaşların duygusal zekânın dikkate alınmamasından kaynakladığını vurgulayan Ali Erkan Kavaklı, Bestami Yazgan, Yunus Emre, Mehmet Âkif ve Necip Fazıl’dan şiirler okudu.

YAZI SANATINA GETİRDİĞİ ESNEKLİK

Konuklar arasında bulunan yazar İhsan Kurt, Türkiye’deki aydınların hangi görüşten olursa olsun, Batı’yı eleştirirken Batı’nın kavramlarından kurtulamadıklarına dikkat çekti ve Postmodern anlayışın da yine Batı kaynaklı bir düşünce sistemi olduğunu belirtti. 
Sanatalemi köşe yazarlarından Şenol Tombaş’ın Postmodern Roman’ın tam karşılığının ne olması gerektiğine ilişkin sorusu üzerine Ali Erkan Kavaklı; insan merkezli bir medeniyet düşüncesinden hareketlenen felsefe ve anlatım benimsemekle ortaya konulan eser olduğunu kaydetti. Postmodernite’nin yazı sanatına bir esneklik kazandırdığını sözlerine ekledi.

ESKADER Başkanı Mehmet Nuri Yardım’ın Postmodern edebiyatçıların Türkiye’de kimler olabileceği sorusuna ilişkin olarak Kavaklı, Hilmi Yavuz ve Elif Şafak’ın birer örnek olabileceğini kaydetti. Ali Erkan Kavaklı’nın 18 roman, 13 kişisel gelişim, 4 hikâye ve 2 şiir antolojisi olmak üzere yayımlanmış 29 eseri bulunuyor. 

Dikkatle takip edilen toplantıya iştirak edenler arasında, İhsan Kurt, Bestami Yazgan, Yusuf Dursun, Şerif Aydemir, Recep Şükrü Apuhan, Enver Yorulmaz, Murat Başaran, Ali Hakkoymaz, Erol Mermer, Gül Şen, Hüseyin Saka, İbrahim Güleç, Atilla Şahiner, Ayhan Güldaş, Tahsin Yılmaz, Mehmet Sait Fidan, Hüseyin Büyükaslan ve Aydın Başar da vardı. Toplantı hâtıra fotoğraflarının çekilmesiyle son buldu.