İnsanlık için büyük risk

İnsanlık için büyük risk

Uzmanlar, "Ülkemizde de son 10 yılda diyabet sıklığında iki kat artış gözlenmiştir. Kısacası diyabet, pandemi haline gelmiş olan bir sağlık sorunudur" diyor...

Antalya'da düzenlenen "30. Ulusal Nefroloji, Hipertansiyon, Diyaliz ve Transplantasyon Kongresi"nde konuşan Türk Nefroloji Derneği Genel Sekreteri Prof.Dr. Kenan Ateş ise konuşmasında diyabet ve hpertansiyonun kronik böbrek hastalığına etkileri konusunda açıklamalarda bulundu. 21'inci yüzyılın, insanlığın geçmişindeki en diyabetojenik ortam olduğunu, tip 2 diyabet prevalansı son 25 yıl içinde ABD'de iki kat, Hindistan, Endonezya, Çin, Kore ve Tayland'da üç ili beş kat arttığını söyleyen Prof.Dr. Kenan Ateş, "Ülkemizde de son 10 yılda diyabet sıklığında iki kat artış gözlenmiştir. Kısacası diyabet, pandemi haline gelmiş olan bir sağlık sorunudur. Diyabetli hastaların yüzde 20-40'ında KBH geliştiğine göre gelecekte diyabetik böbrek hastalığı sıklığı ve ilişkili sorunlarda daha da artacaktır. KBH'nın diyabetten sonra gelen nedeni de hipertansiyondur. Dünyadaki sıklığı değişmekle birlikte, ülkemizde yetişkinlerin yaklaşık üçte birinde hipertansiyon bulunmaktadır. Farkındalığı, tedavi ve tam kontrol oranları düşük olan bu hastalığın kalp damar hastalıkları ve KBH açısından önemli bir risk faktörü olduğu bilinmektedir. Hipertansiyon böbrek hastalığının nedeni olduğu kadar, ilerlemesinde de rol oynayan en önemli faktördür" ifadelerini kullandı.

HİPERTANSİYON, DİYABET VE OBEZİTEDE 2006'DAN 2011'E NELER DEĞİŞTİ?

Prof. Dr. Kenan Ateş, kronik böbrek hastalığı sıklığı araştırması (CREDIT) hakında da bilgi verdi. Çalışmanın ilk aşamasının 2006 yılında 23 ilde gerçekleştirildiğinin altını çizen Prof. Dr. Kenan Ateş, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Çalışmanın ikinci aşamasında 2011 yılında ilk araştırmaya katılan toplam 4 bin 453 erişkin kronik böbrek hastalığının yanı sıra hipertansiyon, diyabet ve obezite bakımından tekrar değerlendirildi. Çalışma grubunda 2006 yılına göre ortalama sistolik kan basıncı 4.5, diyastolik kan basıncı ise 4.3 mmHg daha düşük bulundu. Kan basıncındaki bu azalma tüm yaş, cinsiyet ve yerleşim yeri grupları için geçerli idi. Optimal kan basıncına (120/80 mmHg) sahip bireylerin oranının 2006 yılına göre belirgin olarak arttığı, 160/100 mmHg ve üzerinde kan basıncı değerine sahip bireylerin oranının ise anlamlı olarak azaldığı gözlendi. 5 yıllık sürede Türk toplumunda hipertansiyon sıklığının azaldığı ve 2006'da yüzde 32.7 olan hipertansiyon oranının yaklaşık yüzde 30'a gerilediği saptandı.Yaş ilerledikçe hipertansiyon sıklığının arttığı ve prevalansın kadınlarda erkeklerden, kırsal kesimde yaşayanlarda kentlerde yaşayanlardan daha yüksek olduğu gözlendi. Hipertansiyon prevalansı Akdeniz ve İç Anadolu bölgelerinde en yüksek, Doğu Anadolu bölgesinde ise en düşük bulundu. 2006 yılına göre en çarpıcı değişiklik, Karadeniz bölgesinde hipertansiyon sıklığındaki dramatik azalma idi. Sonuç olarak, Türk toplumunda 5 yıllık sürede kan basıncı kontrolünün belirgin olarak iyileştiği ve hipertansiyon sıklığının azaldığı gözlendi."

"OBEZİTE 30 YAŞ SINIRINDA"

Araştırma sonuçlarına Türkiye'de diyabet oranındaki artış devam ettiğini, obezite konusunda ise yapılan çalışmalarda ortalama vücut kitle indeksinin 2006 yılındaki değerden 0.7 kg/m2 daha yüksek bulunduğunu söyleyen Prof. Dr. Ateş, "Özellikle 30 yaşından küçük bireylerdeki artış en çarpıcı idi. 2006 yılında yüzde 26.5 olan düzeltilmemiş obezite prevalansının yüzde 28.7'ye yükseldiği gözlendi. Obezite sıklığındaki artış büyük oranda kadınlara özgü idi. Kadınların yaklaşık üçte birinin obez olduğu saptandı. 2006 yılına göre diğer çarpıcı değişiklik, kırsal kesimde yaşayanlarda obezite sıklığının kentlerde yaşayanlardan daha fazla artması idi. Obezite prevalansı Karadeniz ve Akdeniz bölgelerinde en yüksek, Doğu Anadolu ve Ege bölgelerinde en düşük bulundu. Sonuç olarak, Türkiye'de obezite sorunu özellikle kadınlarda artarak devam etmektedir" diye konuştu.

Yeni Şafak