İhtimal hesabıyla verilen karar
Devlet, din ve vicdan hürriyetinin alanının daraltılmasında serbest, genişletilmesi konusunda yetkisiz...
Anayasa Mahkemesi'nin kararını eleştiren Kırıkkale Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Adnan Küçük, bununla "Dinî özgürlüklerin daraltmasının serbest genişletmenin ise yasaklandığı" anlamını taşıdğını söyledi.
Zaman Gazetesi'ndeki yazısında Anayasa Mahkemesi gerekçesinin "Laikliği inkar eden laik gerekçe" olarak nitelendiren Küçük, şunları dile getirdi:
"Bir diğer gerekçe, başörtüsünü serbest bırakmanın, eğitim ve öğretim kurumlarında çatışmaya yol açabileceğidir. Bu gerekçe, ne bilimsel bir araştırma ve veriye dayanmakta, ne de şimdiye kadar yaşanan toplumsal olgularla bağdaşmaktadır. Sadece belli çevrelerden beslenen korku, vehim ve ihtimallere dayanmaktadır. Oysa Türkiye'de yıllar yılı yaşananlar, hem bu vehmi yalanlamakta, hem de bu korkuların muhtemel olmadığını göstermektedir. Tamamen keyfî bir takdir ile, bu kişiler aşırı dinci olarak yaftalanmakta, bunların da çatışmacı oldukları düşünülmektedir. Demokratik hukuk devleti ve insan hakları hukuku, hak ve hürriyetlerden yoksun kılınmak için hukuka aykırı bir davranışın varlığını zorunlu kılar. Oysa burada başkasına zarar veren bir hukuka aykırı fiil yerine, gelecekte gerçekleşmesi muhtemel zararlardan söz edilmektedir. İhtimal üzerine hukuk inşa edilemez. Edilir ise, orada ne hak kalır ne de hürriyet. Bu mantık doğru ise o zaman herkesin, adam öldürebilir diye, önlem olarak bazı haklarından yoksun kılınmaları gerekir; bu, hukuk devletinin yok olması demektir.
"Karara göre: 'hukuksal kurallar dinsel buyruklar yerine demokratik ulusal talepler esas alınarak aklın ve bilimin öncülüğünde kabul edilir. Hukuksal düzenlemelerin katılımcı demokratik süreçle ortaya çıkan ulusal irade yerine dinsel buyruklara dayandırılması, birey özgürlüğünü ve bu temelde yükselen demokratik işleyişi olanaksız kılar'. Burada, başörtülü öğrencilerin eğitim ve öğretim hakkından faydalanmaları 'hukuksal düzenlemelerin, katılımcı demokratik süreçle ortaya çıkan ulusal irade yerine dinsel buyruklara dayandırılması' olarak değerlendirilmektedir. Oysa, bu değerlendirme, bir gerçeğin çarpıtılmasından başka bir şey değildir. Laiklikte yasak olan, din ve vicdan hürriyetinin alanının daraltılması ya da genişletilmesi değil, dinî bir emrin bir hukuk kuralı haline getirilmesidir. Fakat eğitim ve öğretim hürriyetinin, başörtülü kişiler için de yararlanılabilir hale getirilmesi, bir dinî kuralın hukuk kuralı haline getirilmesi değil, bu hak ve hürriyetin alanının genişletilmesidir. Bunun göz ardı edilmesi demek, 'devletin, din ve vicdan hürriyetinin alanının daraltılmasında serbest, genişletilmesi konusunda yetkisiz olduğu' anlamına gelir. Bu, din ve vicdan hürriyetinin esasen inkar edilmesi anlamına gelir.
