Habibi Nacar YILMAZ
Lisedeki Sorumuz
Lise ve bazı dengi okullardaki "Farkındalık Sohbetleri ve Seminerleri" devam ediyor. Her program, aslında bize yeni şeyler katıyor, bu sayede yeni tecrübeler kazanıyoruz. Kırk dakikaya kadar süren programı ara vermeden ve dikkati dağıtmadan sürdürebilmek de önemli. Aksi, beraberinde başka sıkıntıları netice veriyor. Hem dikkatleri canlı tutmak hem akılları doyurabilmek, sohbetten sonra seni dinleyenlere "Ben yeni şeyler öğrendim, bu sohbetten sonra, artık değişeceğim." dedirtebilmek çok önemli. Bunun için de önce kendi nefsimizi muhatap almak; bu anlattıklarımın ilk muhatabı kendim diyebilmek, Risale-i Nurların bize verdiği bir ders.
Kendi nefsine dinletemediğin bir dersi, başkasına anlatmaya başta Saff Suresinin "Yapmadığınız şeyleri niçin söylüyorsunuz?" mealindeki 2. âyeti engel. Gerek derslerde, gerek okullarda sohbetten önce bu fakiri sıkıntı basar. İçimden "Bu okuduğum veya anlattıklarımı kendim yaşıyor muyum ya da ne derece yaşayabiliyorum?" diye kendimi sigaya çekmeye, test etmeye çalışırım.Bîhakkın yaşamakta zorlandığım bir şeyi anlatırken ses tonumda değişiklikler olduğunu fark ederim.
Yaşamadan anlatılan şeyleri, teybin anlatmasına benzetirim hep. Anlatmaya gelince, teypten daha iyi Müslüman yoktur herhalde. Ben teyp olmadığıma göre, anlatacağım hakikatlerin memeri (gelip geçilen yeri) değil, mazharı (yaşayarak göstereni) olmalıyım değil mi?
Bize verilen süreyi iyi kullanmak, göze bakıp kalbe hitap edebilmek de önemli. Bununla ilgili hatıralarımız da var. Bir okula gittiğimizde müdür arkadaş "Hocam buraya Diyanetten hoca arkadaşlar geliyor, ne öğrenciye dinletebiliyorlar ne de sükûneti sağlayabiliyoruz. Böyle olacaksa, mahcup oluruz." demişti. Bunu derken de kendi mahcup olmuştu. Bu fakir de "Hocam merak etmeyin, çok verimli sohbet olacak." demiştik. Sohbete de katılan idareci arkadaş programdan sonra takdir ve hayretini ifade ederken bile heyecanlanmıştı ve devamını istemeye başlamıştı.
Başka bir arkadaş "Hocam sizin bu anlattıklarınızın kaynağını merak ettim, çok farklı şeyler anlattınız." diye sormuştu. Bir okulda 40 yaşlarında coğrafya öğretmeni bir arkadaş sohbeti ağlayarak dinlemişti. Küçük Sözler merkezli anlattıklarımız, herkes için bir ilaç gibi.
Bu yazıyı yazdığımız hafta, Trabzon, Araklı ilçesinde iki okula gittik. İdareci arkadaşlar, fevkalâde bir ilgiyle karşıladılar. Fakat hepsinde, acaba öğrenciler sessizce dinleyebilecek mi endişesi vardı. Onlara "Hocam merak etmeyin, asayiş bize ait." diyebiliyoruz. Asayişi sağlamada da ilk hitabınız önemli. Öğrenciye değer veren yaklaşımlar, onları onure eden hitaplar, sohbet boyunca süren diyaloglar, alışılmadık örnekler zaten onları motive etmeye ve dikkatli dinlemelerini temine yetiyor. Bilgiçlik kokan üstlenci tavırlar ve ifadeler itici oluyor.Bu hakikatlere sizden çok ben muhtacım tavrı gerekiyor. Bunu, karşındakiler senin her hâlinden anlıyor. Onların bazı karşı sualleri veya yardımcı ifadelerinden ders çıkarmak da mümkün. Ders alabildikten sonra, her şey insana üstatlık yapıyor. Denemesi de külfetli değil hem.
Son bir lise dersimizde, ismimizin anlamını soran öğrencilere "Habib" kelimesinin sevgili anlamına geldiğini anlattıktan sonra onlara "Kimin sizi sevmesini istersiniz?" diye sorduk. Sualimizi, biraz daha açarak "Allah'ın sizi sevmesini istemez misiniz?" diye sürdürdük.Elbette, dediler. O zaman bunun gayet basit bir formülü var, dedim. Allah Kur'an'da benim sevdiğim zat olmak istiyorsanız, benim sevdiğim zâta benzemelisiniz, buyuruyor. Peki, biz onun sevdiği zâta ne kadar benziyoruz, daha doğrusu ona benzemek için ne yapmamız lazım?
Yine de daha daha evvel uğradığımız bir okulda, vecize olarak duvara asılan "Tut dilini, kurtar ahiretini." hadis-i şerifini anlattım. Evet, dilini tutmak lazım. Başka gözünü, kulağını, kalbini, elini, ayağını da tutmak lazım, diye ilave ettim. üstad da bu hadisi izah sadedinde, bize ilk önce doğruluk ve devamında yalan söylememek lazım, demiyor mu? Çünkü yalan, gıybet, dedikodu küfür sıfatlardan ve bir mü'minin ağzına yakışmayan amellerden.
Allah'ın sevdiği zâta benzemek, onun gibi yaşamakla mümkün.Peki, o zât ne yapmış başka?
Allah'ın Rububiyet ve Saltanatına karşı nasıl mukabelede bulunmuş?
-"Âeme tecelli eden esma-i kutsiyye-i İlâhiyenin bütün tecelliyatını tatmış, tanımış; bunlara karşı iman, zikir ve fikirle mukabele etmiş, tefekkürle mukabelede bulunmuş.
-"Cenab-ı Mün'im-i Hâkiki'nin bütün nimetlerinin her bir çeşitlerine karşı şükür ve küllî ibadetle mukabelede bulunmuş."
Evet dostlar, Hazret-i Peygamberin (ASM) asıl sünnetleri, bunlar ve bunlar üzerine bina edilen ibadetler ve âdetleridir.
İnsan bunlarda ilerlediği yani o zâta benzediği nispette insan olur.Biz de hakikî insan olmanın yollarını anlatmaya, bir iz bırakmaya çalışıyoruz akıllarda. Dua olmadan mümkün mü bu hizmet? Yok. O zaman dua bekliyoruz.
Selam ve dua ile.
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.