Habibi Nacar YILMAZ

Habibi Nacar YILMAZ

'Haza Min Fadli Rabbi'nin Ne Kadar Farkındayız?

Trabzon'daki küçük de olsa mağazamızda Orta Doğu kökenli kavimleri farklı ama ekserisi millet-i İbrahimiyeden olan kardeşlerimizi kısa süreli de olsa misafir ediyoruz. Uzungöl'de ise daha geniş bir mekânda sohbetler yapılıyor.

Dükkâna alışveriş için gelen bu kardeşlerimizden en fazla "haza" ve "tenzilat" kelimelerini işitiyoruz. "Haza kem?" Yani "Bu kaç lira?" demek. Ürünün fiyatını böyle soruyorlar. Fiyatını öğrendikten sonra da tenzilat istiyorlar.

Onlarla ortak kullandığımız ve kelime bazlı anlaştığımız çok ortaklıklarımız var. Özürden tut telafiye, devamında aklımıza hemen gelebilen vaaz, rica, sabır, akıbet, ahir, noksan, haber, edebiyat, hava, mümkün, memleket, istiklâl, istiklâ, ciddi, irfan, namus, iffet, ahlâk, Ahmet, Mehmet, Osman, Bekir, asıl, edep, dünya, mazi, muzdarip, hasta, zahmet, merhaba, hizmet, esnaf, fiil, kader, çehre, şair, şiir, menfaat, kitap, dost, düşman gibi bir çırpıda sayabileceğimiz 500'ün üzerinde ortak kullandığımız kelimeler var.

Ortak dediğimiz, çeşitli vesilelerle dilimize girmiş ve bizim söyleyiş özelliğimizi de kazanmış, böylece kültürümüzün bir parçası ve taşıyıcısı olmuş kelimeler hem de çokça var. Bir insanın sizi etkilemesi ve ikna etmesi, onun kelime bilgisi ve görgüsüne bağlıdır. Risale-i Nurlar, üç dilin en güzel şekilde kullanıldığı bir külliyat olarak dilimize de hizmeti, emsalsiz diyebileceğimiz seviyededir.

Biz, "haza" ile başlayan Neml Sûresinin 40.Âyetinde Süleyman Aleyhisselam'ın sözü olarak geçen âyet üzerinde biraz durmak istiyoruz. Süleyman Aleyhisselam, kendinden önce ve sonra başka hiçbir kimseye kendisi kadar mülk verilmeyen peygamberlerden bir tanesiydi. Cenab-ı Allah onu, peygamberliğinin yanında eşsiz bir hükümdar yapmış; kuşları, rüzgârı, havayı hatta cinleri bile ona musahhar kılmıştı. "Bana benden başka hiç kimsede olmayan bir mülk ver."diye dua eden Süleyman Aleyhisselama, "haza" diyebileceği hesapsız bir mülk verilmişti. İşte, bu kadar mülk verilen Süleyman Aleyhisselam, Belkıs'ın tahtının da bir göz açıp kapayıncaya kadar yanına getirilmesi mucizesi de kendisine ikram edilince, bütün bu nimetlere şükran makamında "Bu Rabbimin fazlındandır." mukabelesinde bulunmuştu.

Özellikle Nur'un ilk talebeleri, nurlardan istifadelerine bir şükran olarak ve üstad da bu âyetin bu kısmının başına elhamdülillah ilave ederek birçok yerde kullanıyorlar. Mesela, 28. Mektub'un 7. Meselesinin sonunda hususen maişet ve diğer bazı konularda fevka'l me'mul mazhar olduğu bazı nimetleri zikirden sonra "İşte, bu hâl gayet kuvvetli bir işaret-i gaybiyedir ki biz istihdam olunuyoruz. Hem rıza dairesinde hem inayet altında bize hizmet-i Kur'an yaptırılıyor." cümlelerinden sonra, "Elhamdülillahi haza min fadli Rabb'i" deniliyor.

Yine "Zındıkaların rağmına olarak bilâkis Barla, kürsi'yi ders olup Isparta gibi yerler, medrese hükmüne geçti, haza min fadli Rabb'i" cümlesi de var. Mazhar olunan nimetler, bu âyetle 'haza' zamiriyle ifade edildikten sonra; nimetler, nimetlerin asıl kaynağına nispet ediliyor.

Evet, nimetler için, nimetlerin asıl kaynağına minnet duyulması icap etmez mi? Evvela,'haza' yani 'bu' zamiri; seninle görülen, senin varlığınla belki vücut bulmuş, görünmesine vesile olduğun bazı nimetler var ama bunların kaynağı yüz kere sen değilsin, demenin ilk basamağı durumunda.

Maalesef bizim iç dünyamıza sızmış, belki benliğimize işlemiş asıl tehlike,'haza' ile remizlenen, bize verilmiş kabiliyetlerimizi kullanmamızla birlikte Rabbimizden gelen ikram ve ihsanı kendimize mal etmemizdir. Yani esbab dairesinde yapılan ve içinde bir icadı değil sadece kesbi, yönelmeyi barındıran küçük bir hissemizle,bize gelen küllî bir sonucu sahiplenme tehlikesi var. İşte,"Min küllî Rabb'i" bu tehlikenin kökünü kesiyor, Karuniyet yönümüze bir neşter vuruyor ve bir peygamber lisaniyle hakkı teslimimize tercüman oluyor.

"Min fadli Rabb'i" (Rabbimizin fadlındandır) âyeti; insanın mazhar olduğu nimetleri kendinin hakiki malı zannetmesi, bir yönüyle onu şirke zorlayan ifrat hâli karşısında insanı dikkate sevk ediyor. Aman diyor, sen sadece bahane yani vesile olduğun gibi; çift sürmen de hazine-i rahmetin kapısını çalmaktır sadece. Senin çift sürmen; işi, fiili, sonucu yapan, yaratan değildir. Evet, Cenab-ı Allah 'ağını sermeden' yatan balıkçıya, tek bir balık göndermiyor. 'Balık yakalama' sonucunu, 'ağ serme' fiilî duasıyla birlikte yaratıyor. Ama deniz kazanında pişirilen balıklar, kayığa doluşurken bilinmelidir ki bu Rabbimin fazlındandır. Başka tüm sözler boş, asılsız ve koftur. "İyi yakaladım, şansım yaver gitti." gibi sözler, olsa olsa gelen nimeti, Rabbinin fazlasından bilmeme hâlinin tercümanıdır.

Senin şansının yaver gitmesi; denizin durgunluğu ve bulutun sakinliğine bağlıdır. Bunların sahibi de sen değilsin. İnsan, bir ani haber veya bir travma sonucunda yitip giden, sonra gelen aklını kendi öz malı, hâliyle akılla güya başardıklarını da kendi hüneri zanneder. Halbuki yeryüzünde, gözünün önünde akıl sağlığı bozuk veya kolunu kıpırdatamayan nice insanlar vardır. Bunu anlamaz veya görmeyiz.

Biraz dikkatli bakabilsek; 'haza' ile işaret edilen nimetlerin 'Rabb'imizin fazlından' olduğunu; çoğu nimetin, işleyişinden bile haberimizin olmadığı kâinat fabrikasının çalışması sonucu vücuda geldiğini rahatlıkla görür ve anlarız. Önümüz, hakikate muttali olmamızı engelleyen, müdakkik bakışı kör eden, tuzaklarla dolu. Bu yazı, o tuzakları bir nebze aşmaya yardımcı olmak için yazıldı zaten.

Evet dostlar, muhatap olduğunuz her olay ve her mevcuda bu dikkatle baktığımızda, her şey için "Haza min fadli Rabb'i" deme zarureti açıkça ortaya çıkmakta. Hele hizmet adına mazhar olduğumuz hangi netice bizim ki? Anlattığın hakikat mi senin? Hakikati anlattığın dil mi, ağız mı, enerji mi, akıl mı senin? Ağzından çıkan kelimeleri karşıya ulaştıran sen misin? Karşıdakine olacak tesiri hiç söylemiyorum bile. Bu yazı için de binlerce kere "Haza min fadli Rabb'i"

Selam ve dua ile.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.