Habibi Nacar YILMAZ

Habibi Nacar YILMAZ

Cehennem-i Cehl ile Muazzeb Olmak

Bir yazımızda, Risale-i Nur'un dilinin derin olduğunu hem de üç dile hâkim olmadan böyle bir eser külliyatının te'lif edilemeyeceğini anlatmaya çalışmıştım. Bunu her eserde görmek mümkün ama bunun en güzel örneklerinin Muhâkemat adlı eserde olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Bu fakir, Risale-i Nurlardan hangi eseri okumaya başlasam, hem onun manevî tesiri altında giriyorum hem de biraz dilci yönümüz olduğundan, eserin dil ve sanat yönüyle de tahlilini yapmaya çalışırım. Bir defasında, Sözler'i sanat yönüyle tahlil edeyim, diye niyetlenmiştim.Kendimi yüksek voltajlı bir aklıma kapılmışım gibi hissettim. Bunun altından kalkmanın en azından benim için mümkün olmadığını iyice anladım.

Bu günlerde, daha önce defalarca okuduğum Muhâkemat'ı, altı çizilmemiş yeni baskıdan okumaya çalışıyorum. Şaheser bir kompozisyon ve dil çeşnisi içinde buluyorum kendimi. Muhâkemat'ta,üç makale ve bu makalelerin alt başlıkları var.

İlk makale, "İslamiyet'e saykal(cila)vurmanın beyanında" on iki mukaddimeden müteşekkil. Her bir mukaddime, insanı farklı bir hakikatin önüne getiriyor ve zihninde yeni ve özgün ufuklar açıyor. Bunun örnekleri çok.

Mesela, Dördüncü Mukaddimenin"İhsan-ı İlâhiden fazla ihsan, ihsan değildir." cümlesiyle başlayan Hatime'nin her bir cümlesi, islamiyet'e saykal vuruyor ve İslam'a sonradan eklenen ve İslam'ı lekedâr eden hurafat ve fazlalıklardan sıyrılabilmesinin yollarını gösteriyor.

Son cümlesisine bakalım: "Müfessir-i Kur'an olan hadis-i sahiha bize kifayet eder ve mantığın mizanıyla tartılmış olan rivayet-i sahihaya kanaat ederiz." Evet, abartıya, eklemeye mevzu hadise gerek yok. Allah'ın ihsanı neyse kâfidir. Buna kanaat farzdır.

Bu girişi yaptık ama bu yazıyı yazmaya Altıncı Mukaddimenin sonu vesile oldu. Orada üstad, âlem-i İslâm'ın durumunu özetleyen "cehennem-i cehl" tamlamasını kullanıyor ki beni aklımdan yakaladı.Ayrıca bir hadsize haddini bildirmede de bu fakirin imdadına yetişti.

"Biz bu hilkat denilen şeriat-ı fıtriyenin evamirine imtisal edemediğimizden, 'cehennem-i cehl' ile muazzeb olduk."

Şu cümleye bir daha dikkatle bakar mısınız? Her bir kelimesi, bir ameliyat-ı cerrahiye neşteri gibi, âlem-i İslâm'ın cehalet cehennemine düşüşünün ipuçlarını veriyor ve bundan kurtuluş reçetesinin kodlarını şifreliyor.

Bu yazıyı yazdığım günün öncesindeki akşam, önüme düşen iki konuşmayı dinlemiştim. Din hocası kılıklı bu arkadaşlardan biri, üstadın işaret ettiği şeriat-ı fıtriyenin evamirinin tam tersine; âyet-i Kur'an'ın "Sizin için ancak çalışmanızın karşılığı vardır." sarih emrine tam muhalefet edercesine, sahih bir rivayeti çarpıtarak: "Vakıa Suresini okuyun, çalışmanıza, zahmet etmenize, yorulmanıza gerek yok." diye yeminler ediyordu.Âlem-i İslâm, bu hoca kılıklı adamın değil de koca üstadın sadece bu tavsiye ve tespitine kulak verseydi, cehalet cehennemine düşer miydi?

Dinlediğim diğer din hocası ve epeyce yaşlanmış bir bedbaht da üstadın 1923 şartlarındaki kayıtlarını da koyarak ifade ettiği hutbenin Arapça okunması tavsiyesini serrişte ederek üstada hücum ediyordu. Sanki Said Nursi, sadece onu yazmıştı. Hani üstad "Beni skolastik bataklığı içinde saplanmış medrese hocası zannediyorlar." diyor ya. İşte, bu skolastik yani Orta Çağlarda kalmış; üstadın bu değerleri değerlendirmelerini okumamış, habersiz kalmış bedbaht medrese hocası, yarım yamalak bilgisiyle utanmadan üstada hücum ediyordu. Gerçekten İslâm dünyasının düştüğü bu cehennem-i cehl öyle bir kuyu ki başta bu hocalar derece derece hepimiz bundan hissedârız.

Sosyal medyada, Cenab-ı Allah ile ilgili absürt, cahilhane ve esassız paylaşımlar yapan birine de hususi olarak "Güzel kardeşim çoğu yorumlarınız boş, afaki ve cehennem-i cehl ile malûl."mesajını yazdım. Güya çok araştırmalar yapmış, yazılar da yazmış arkadaş. Öyle yazdı bana. Ama Allah'ı,nereden ve kimden, nasıl , öğreneceğini öğrenememiş.Yani asıl meselesinden habersiz. İliği baştan yanlış ilikleyince gerisi hep yanlış gelmiş ve tüm bilgi ve açıklamaları çöp olmuş. Allah'ı biz elbette kâinat kitabı, Kur'an ve Peygamber efendimizden; başta Ayet-el Kürsi, Haşir Suresinin son üç âyeti, Hadid Suresinin üçüncü âyeti olmak üzere, çoğu âyetin sonlarını bilmeden, Hazret-i Peygamberin dualarını, Cenab-ı Allah'ı vasfeden yakarışlarını öğrenmeden, Cenab-ı Allah'ı tanıyabilir miyiz? Allah'ı zâtı ile tanımaya çalışınca elbette meçhul ve menkur olur. Neyi anlarsan anla Allah, o değildir; çünkü sen ve zihnin mahluktur.

"Cehennem-i cehle" düşmemek için iyice bilmediğimiz konu ve kişilerle ilgili konuşmadığım gibi yorumlarınızda da bildiğim kadarıyla kalır, ileri gitmemeye çalışırım.

Evet dostlar, Muhâkemat'ın düşünmeden geçilecek bir cümlesi yok gerçekten. Hususen, yukarıda yazdığım ve bizi cehennem-i cehle düşüren sebeplere işaret eden cümle üzerinde şahıs, devlet ve devletler olarak durmamız; nerede hata yaptık, nerede eksik kaldık, düşünmemiz gerekiyor. Velhasıl, "şeriat-ı fıtriyenin evamirine" imtisal şart. Cenab-ı Allah'ın nusretini bu şarta bağlamış, başka olmuyor.

Selam ve dua ile.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.