1. HABERLER

  2. İSLAM

  3. Güneş ve ay bir itâat ve heybet altında ayrı bir yörüngede yüzerler
Güneş ve ay bir itâat ve heybet altında ayrı bir yörüngede yüzerler

Güneş ve ay bir itâat ve heybet altında ayrı bir yörüngede yüzerler

Ayet meali

A+A-

Bismillahirrahmanirrahim

Cenab-ı Hak (c.c), Yasin Sûresi 37-40. ayetlerinde meâlen şöyle buyuruyor:

37-Onlar için (kudretimize) bir delil de gecedir. Ondan gündüzü soyup alırız; bir de bakarsın ki, onlar karanlıkta kalıvermiş kimseler olurlar.

38-Güneş de kendine mahsus bir yörünge içinde akıp gider. Bu, Azîz (kudreti dâimâ üstün gelen), Alîm (herşeyi hakkıyla bilen Allah)’ın takdîridir.

39-Aya da (kendi yörüngesinde birtakım) menziller takdîr ettik; nihâyet (bir menzilinde de eğrilmiş) eski hurma dalı gibi olmuştur. (*)

40-Ne güneşin aya yetişmesi (ona çarpması) kendisine (takdîr edilen nizâma) lâyıktır, ne de gece, gündüzü geride bırakıcıdır. Çünki her biri (bir itâat ve heybet altında ayrı) bir yörüngede yüzerler.

(*) “Evet kamerin (ayın) takdîri ve tedvîri (vazîfelendirilmesi ve döndürülmesi) ve tedbîr ve tenvîri (aydınlatılması) ve zemîne ve güneşe karşı gāyet dakīk (ince) bir hesabla vaziyetleri, o kadar hayret-fezâ (hayret verici), o derece hârikadır ki, onu öyle tanzîm eden ve takdîr eden bir Kadîr’e (sonsuz kudret sâhibine) hiçbir şey ağır gelmez. ‘Onu öyle yapan, herşeyi yapabilir!’ fikrini, temâşâ eden (seyreden) her bir zîşuûra (şuûr sâhibine) ders verir. 
Hem öyle bir tarzda güneşi ta‘kīb ediyor ki, bir sâniye kadar yolunu şaşırmıyor, zerre kadar vazîfesinden geri kalmıyor. Dikkatle bakana: سُبْحاَنَ مَنْ تَحَيَّرَ ف۪ي صُنْعِهِ الْعُقُولُ [Akılların, san‘atında hayran kaldığı Zât (olan Allah, her türlü noksanlıktan) münezzehtir] dedirtiyor. Husûsan Mayısın âhirinde (sonunda) olduğu gibi, bazı vakitte ince hilâl şeklinde Süreyyâ (takım yıldızlarının) menziline girdiği vakit, hurma ağacının eğilmiş beyaz bir dalı sûretini ve Süreyyâ bir salkım sûretini gösterdiğinden, o yeşil semâ perdesi arkasında, hayâle nûrânî (nûrlu) büyük bir ağacın vücûdunu (varlığını) tahayyül (hayâl) ettirir. Güyâ o ağaçtan bir dalının bir sivri ucu, o perdeyi delmiş, bir salkımıyla berâber başını çıkarmış, Süreyyâ ve Hilâl olmuş ve sâir yıldızlar da o gaybî (görünmez) ağacın meyveleri olduğunu hayâle telkīn eder. İşte كاَلْعُرْجُونِ الْقَد۪يمِ*[Eski hurma dalı gibi] teşbîhinin (benzetmesinin) letâfetini (güzelliğini), belâğatını (ifâdesindeki hârikalığı) gör!” (Mektûbât, 3. Mektûb, 12)