Görmedin mi Allah, bir bulutu nasıl sürüyor, arasından yağmur çıkıyor

Görmedin mi Allah, bir bulutu nasıl sürüyor, arasından yağmur çıkıyor

Ayet meali

A+A-

Bismillahirrahmanirrahim

Cenab-ı Hak (c.c), Nur 43-44. ayetlerinde meâlen şöyle buyuruyor:

43 . Görmedin mi ki şübhesiz Allah, bir bulutu nasıl sürüyor; sonra arasını birleştiriyor; sonra da onu bir yığın hâline getiriyor da arasından yağmurun çıktığını görüyorsun. Ve (Allah) gökten, oradaki dağ (gibi bulut)lardan bir dolu indirir de onu dilediğineisâbet ettirir, dilediğinden de onu çevirir. (Bu bulutların) şimşeğinin parıltısı neredeyse gözleri(n nûrunu) alır. (*)

44 . Allah, gece ile gündüzü (ard arda) evirip çevirir. Şübhesiz ki bunda, basîret sâhibleri için elbette bir ibret vardır.

(*) “Şu âyet, mu‘cizât-ı rubûbiyetin (Allah’ın terbiye ediciliğindeki mu‘cizelerin) en mühimlerinden ve hazîne-i rahmetin en acîb perdesi olan bulutların teşkîlâtında (meydana gelmesinde) yağmur yağdırmaktaki tasarrufât-ı acîbeyi (acâib icrâatları) beyân ederken, güyâ bulutun eczâları cevv-i havada (hava boşluğunda) dağılıp saklandığı vakit, istirâhata giden neferât misillü (askerler gibi) bir boru sesiyle toplandığı gibi emr-i İlahî ile toplanır, bulut teşkîl eder. Sonra küçük küçük tâifeler bir ordu teşkîl eder gibi, o parça parça bulutları te’lîf edip (birleştirip), kıyâmette seyyar dağlar cesâmet (büyüklük) ve şeklinde ve rutûbet cihetinde kar ve dolu keyfiyetinde olan o sehab (bulut) parçalarından âb-ı hayâtı (hayat suyunu) bütün zîhayâta (canlılara) gönderiyor.

Fakat o göndermekte bir irâde, bir kasıd görünüyor. Hâcâta (ihtiyaçlara) göre geliyor; demek gönderiliyor. Cevv berrak, sâfî, hiçbir şey yokken bir mahşer-i acâib (acâib bir toplanma yeri) gibi dağvârî (dağ gibi) parçalar kendi kendine toplanmıyor, belki zîhayâtı (canlıları) tanıyan birisidir ki, gönderiyor. İşte şu mesâfe-i ma‘neviyede Kadîr, Alîm (sonsuz kudret ve ilim sâhibi), Mutasarrıf (tasarruf edici), Müdebbir (tedbir görücü), Mürebbî (terbiye edici), Mugîs(yardım edici), Muhyî (hayat verici) gibi esmâların matla‘ları (isimlerin tecellî yerleri) görünüyor.” (Zülfikār, 25. Söz, 50)