Görev başındaki memura iltifat da rüşvet
islam rüşvetin her türlüsünü yasaklamıştır
Prof. Dr. Süleyman Uludağ'ın yazısı
İslam, rüşvetin bütün şekillerini ve yollarını yasaklamıştır. Peygamberimiz, ‘Allah rüşvet alana da verene de lanet etsin’ buyururken, resmi görevlilere iş yaptırmak için onları öven sözler dahi rüşvet sayılmıştır.
Kamu işlerinde devlet memurlarının vatandaşlara sağladıkları yasadışı kolaylıklar ve yardımlar karşılığında aldıkları para veya mal anlamına gelen rüşvet, insanlığın ezeli dertlerinden ve ahlaki hastalıklarından biridir.
Haksız çıkar sağlama, vatandaşlar arasında eşitliği ve kamu düzenini bozma, yasaları ve kuralları ihlal etme gibi pek çok kötülüğü ve şerri içinde barındırdığı için dinen günah, ahlaken ve hukuken suç sayılmıştır.
Peygamberin men ettiği hediyeler
İslam dini rüşvet almanın bütün şekillerini ve yollarını yasaklamış ve haram kılmıştır.
Hz. Peygamber: “Allah rüşvet alana da verene de lanet etsin.” buyurmuştur. Rüşvet, riba ve tefecilik gibi lanetlidir. Alanı da vereni de er geç rezil eder, başını belaya sokar. Kısa vadede kazanmış görünseler de uzun vadede mutlaka başlarına bir bela gelir, zarar etmekten ve hüsrana uğramaktan kendilerini kurtaramazlar.
Hz. Peygamber vergi toplamak için sahabeden birini görevlendirdi. Görevli gitti, vergileri topladı. Resul-i Ekrem’in huzuruna geldi. “Şunlar topladığım vergiler, bunlar da bana verilen hediyeler,” dedi. Hz. Peygamber “Vergi toplayan bir tahsildar olarak onlara gitmeseydin sana hediye verirler miydi?” dedi ve bu hediyeleri şaibeli görüp el koydu.
İşi ehil olana vermek bir emirdir
Vatandaşlar arasında eşitsizliğe yol açacak ve kamuya zarara sokacak şekilde memurların yaptıkları yardımlara karşılık verilen her hediye ve bahşiş rüşvettir. Zaten rüşvet genellikle hediye, bahşiş ve ikram şeklinde verilir.
Resmi kurumların açtıkları ihaleleri kazanmak için verilen hediyeler de rüşvettir, ihaleye fesat bu şekilde karışır. Düzene ve kurallara uymayacak bir biçimde resmi görevlilere iş yaptırmak için onları öven ve onlara iltifat yağdıran kişi de sözlü rüşvet vermiş sayılır. Buna rüşvet-i kelam denir. Bunun da İslam ahlakında yeri yoktur. Normal olarak kamu hizmeti gören kişilere iş bittikten sonra teşekkür etmek ise nezaketin gereğidir. Rüşvet en büyük toplumsal hastalık ve onulmaz yaradır. Fakat yolsuzluklar ve suiistimaller bunlardan ibaret değildir.
Kamu hizmeti görmek için memur ve işçi alınırken ehliyet ve liyakat ilkesine bağlı kalınmayıp eşe dosta ve tanıdıklara öncelik verilmesi, her türlü iltimas, adam kayırma ve torpil de kamu yetkisini suiistimal etmek ve yolsuzluk yapmaktır, rüşvet gibi günah ve haramdır.
Allah Resulü: “İşler ehil olmayanlara verildiği zaman kıyametin kopmasını bekleyin.” diyor. Yüce Allah da emanetleri ehline vermemizi emrediyor.Kamu görevlileri ehil olmayanlara verilince sosyal, siyasi ve iktisadi kıyametin kopması, krizlerin çıkması kaçınılmaz olur.
Sporda şike de büyük günahtır
Kamu görevlilerinin mazeretsiz ve izinsiz iş yerinden erken ayrılmaları, mesai saatleri içinde gereken ciddiyetle çalışmamaları, işlerini ihmal etmeleri yolsuzluğun ve suiistimalin başka bir şeklidir. Bu hususların da vebali ağırdır. Bu durumda alınan para ve ücret helal değildir.
Ölçü ve tartıda hile, alırken fazla, verirken eksik ölçme ve tartma, sportif faaliyetlerde şike, danışıklı dövüş İslam’da büyük haramlar olarak kabul edilmiştir. Kusurlu ve defolu mal üretmek ve bunları kusursuzmuş gibi satmak, malın kusurunu ve defosunu gizlemek, söylememek, marka sahtekarlığı yapmak haramdır, ahlaksızlıktır.
‘Bizi aldatan bizden değildir’
Alınan borcun ve veresiye alınan bir malın bedelinin zamanında ödenmemesi zulümdür, günahtır.Bir malın fahiş kârla satılması, müşterinin kandırılması ve zarara uğratılması büyük günahlardandır. Pazarlardaki malı yüksek göstermek için üretilen malları, özellikle gıda maddelerini piyasaya sürmemek, piyasada az miktarda bulunan malları toplayıp depolamak, mal kıtlığı meydana getirmek, bu malların fiyatları yükselince pazara sürmek ihtikârdır (spekülasyon) ve haramdır. İnsanların, özellikle fakir fukaranın aciz ve çaresizlerin rızkıyla oynamak İslam dışı olduğu kadar da insanlık dışı bir davranıştır. Asla vicdana ve ahlaka sığmaz.
İslam’da iş ahlakı, ticari ahlak, meslek ahlakı ve siyasi ahlak çok önemlidir. İbadet hayatı ile söz konusu ahlak iç içedir, birbiriyle bağlantılıdır.
Peygamberimiz: “Bizi aldatan bizden değildir.” buyuruyor. Buna rağmen bugün iş, ticaret ve siyaset ahlaki bakımdan iyi durumda olduğumuzu maalesef söyleyemeyiz. Bu bakımdan Müslüman toplumlar gayrimüslim toplumlara örnek olma vaziyetinde ne yazık ki değillerdir.
Kötülüğü düzeltmek müminin görevi
İslam dini bir düzen, güven ve huzur dini olduğu kadar da ahlak, hak ve hukuk dinidir. Ahlak kurallarına uyulmadan, hak ve hukuk gözetilmeden, adalet sağlanmadan, eşitlik ilkesine uyulmadan, suiistimaller ve yolsuzluklar önlenmeden, sosyal düzen ve huzur temin edilemez. İslam’da def-i mefsedet, celb-i menfaatten önce gelir. Yani adaleti, eşitliği ve hukuku tesis etmek için önce zulmü, imtiyazları ve haksızlığı ortadan kaldırmak gerekir.
Haksızlık ve yolsuzlukla mücadele her müminin görevidir. Peygamber Efendimiz buyuruyor ki: “Bir kötülüğü ve yolsuzluğu gören onu eliyle ortadan kaldırsın, buna gücü yetmezse diliyle ortadan kaldırmaya çalışsın. Buna da gücü yetmezse o işin kötü olduğu düşüncesini kalbinde bulundursun. İmanın en zayıf olanı budur.”
Star
