Genç Saidlere bir mektup-3

Mektubumuza; geleceğe ışık tutan, istikbali kucaklayan ve bize “Bundan sonra” stratejisi veren aşağıdaki satırlarla devam edelim: 

“Onun için bundan sonra Risale-i Nur'un tekmil-i izahı ve haşiyelerle beyanı ve ispatı size tevdi edilmiş, tahmin ediyorum. Bir emaresi de şudur ki:
Bu sene çok defa ihtar edilen hakikatleri kaydetmek için teşebbüs ettimse de çalıştırılamadım. “

Buradan çıkan mesaj:
1-Bu cümlelerde dört temel görev belirtilmektedir.
a)Tekmili, b)İzahı, c)Haşiyelerle beyanı, d)İspatı
Bu dört çalışma tarzının ayrı ayrı incelenmesi gerekiyor.

2-Öncelikle tevdi edilen bir görev var. Görevi devralanlar ise “Genç ve kuvvetli çok Saidler”

3-Bediüzzaman, teşebbüsünü ve” ihtar edilen hakikatleri kaydetmek” görevini yapamamanın hikmetini düşünür. Sene içinde  “çalıştırılamadım” ifadesi ile tanımlar. Bu izahın ardından, görevinde devam ve ısrar isteyen  bir yaklaşım beklenirken, farklı bir mecraya ve tevdi etmeye kapı açıyor. Bu görevini tevdi edeceği  Saidlerin yapacağını söylüyor. Inkıtaı, inkişafa dönüştürecek yeni bir süreç olarak algılıyor ve teşebbüsü nefsinden bağımsız ve destekçi rolünde  başlatıyor.

Birinci paragrafla tevdi edilen hizmetin gerekçesini, ikinci paragrafta kendisinin "çalıştırılamadım” ifadesindeki hikmetli bakışa dayandırıyor.
“Çalıştırılamadım” derken, bir mazeret ve kendinde mahfuz tutacağı bir tarz üzerinde durmuyor. Kendini merkeze koymuyor.Ayrıca suçlu da aramıyor.
“Çalıştırılamadım”ın müspet hikmetleri üzerinde duruyor. Bir anlamda çalıştırılacak “Genç ve kuvvetli çok Saidlere” meydan açıyor bu vesileyle.

Bize bu manaları tedai ettiren Üstad, kendi uhdesindekini devreden ve tevdi eden bir mürşittir. İrşadının sistematiği ve davanın sürekliliğine hamlettiği değer; vekalet, halife ya da şahıs merkezli bir hizmet devri anlamında asla değildir. Bu metot ve hizmet tarzı, aynı zamanda bugüne kadar İslam coğrafyasında şahısçılık, şahsa yüklenen imaj, itibar ve kutsiyet üzerinden bir fikri takdim metodunun da bittiğini ortaya koymaktadır.

Bu kudsi ruhun yaşaması, hayata geçmesi, istibdat ve suiistimal kokan yerleşik kültürlerden kurtulmakla mümkündür. Bu dava ruhu ve şuuru, yeni ruhların Risalelerin yeni metodları ile hayat  bulması anlamında yorumlaması da gerçekten çok manidar.

Başarısız insanların bilinen savunma psikolojileri vardır. Daha doğrusu saldırma psikolojileri. Genelde, başarısızlıklarına sürekli gerekçe ve suçlu ararlar. Hep şartları, olayları ve kişileri bahane ederek, kendince niyet okuyuculuğu yaparlar. Korku duvarları örerek vehimleri tahrik eden modern zamanların alışılmış beşeriliğini kullanırlar. Bugün cari zihniyet ve rejimin ana teması bu kurgu üzerine kuruludur.

Böylesi menfi ve tahrip edici tutunma psikolojisine, aynı zamanda  yüzyılımızın beşeri hastalığına en   iyi cevap, yine yukarıdaki iki kısa paragraftan geliyor.

Bediüzzaman’ın müspet hareketi tanzim eden bu pozitif düşüncesi ve bakışı, aynı zamanda göreve layık insanları arama, istikbale yatırım yapma ve kendini vazgeçilir görmeye dayalı bir muvaffakiyet ve mahviyet metodudur.

“Çalışamıyorum, çalıştırılmıyorum, şeytan taşlamaktan tavafa fırsat kalmıyor” türü yaklaşımlar ve indi savunma tarzları ise, Risale-i Nur’un kültüründe ve geleneğinde yoktur. Çünkü şevk kırıcı, ümit kırıcı ve “yapılamaz, edilemez, biz yapamayız, çok zor” kanaatini oluşturan her beyan, müspet inkişafın seretanıdır/kanseridir. Çünkü ümitsizlik, bir kanserdir. Üstadın benzetmesi böyle.

Üstadın böylesi bir daralmışlık sendromuna çok ciddi itirazları ve reddiyesi var:
“Neden dünya herkese terakki dünyası olsunda bizim için  tedenni dünyası olsun?”mealindeki  karşı duruşu her daim geçerlidir ve müteşebbis ruhların sorgulayıcı ruhlarına bir aşıdır, kamçıdır.

Öncelikle manevi terakkiden başlayacaksak, bunun marifetle başlayacağını, muhabbetle devam edeceğini hepimiz biliyoruz.

Bediüzzaman, “Varsın muasırlarım beni dinlemesinler” derken, aynı yüzyılı ve şartları yaşayıp, dinlemeyen, sadece inleyen, paylaşmayıp sadece inhisar eden, itiraz kaydı koyarken aslında engelleyen ve anlamayan her nefse hitap etmiyor mu? Buna biz de dahiliz. Yoksa bizim nefsimiz tezkiye mi oldu?

Engel olan sadece “Muasırlar”mı? Nefis engeli kapsamına, desise-i şeytaniye bahsindeki altı temel arızanın muhatabına insanlar da girmiyor  mu?
Ya da Üstadın düşman/engel/tahrip gördüğü “cehalet, zaruret, ihtilaf” birer sıfat olarak herkese şamil mi, yoksa bir başkası için mi anlaşılacak?
 
Ya da, buyruk düzenlerdeki  “çalışmıyorlar, kimse çalışmıyor” ithamı altında şekillendiğimiz bu yer kürede, buyruk sahibinin  görevini yapamamasının ve  beceriksizliğinin faturasını bir başkasına ödetme ruh hali karşısında, risalenin hikmet, paylaşım ve  görev şuuru ile sorumluluğunu  bir başkasının şahsında yenileme ve devamlılık esaslı müspet  sistematiğini görmezlikten mi geleceğiz?
Düşündürücü  haller olarak değerlendirilebilir.

Beşeri nefis açısından baktığımızda, insanların  gösterdiği  gevşeklik veya görev  hakkını verememe durumlarında  vebal altından kendini kurtama refleksleri yanı sıra  kendini “daim ve kaim” bilip, vazgeçilmez görme psikolojisine/handikabına mukabil , Bediüzzaman “çalıştırılamamayı”, görevini başkasına tevdi etmenin bir işareti saymaktadır. Tecdit bu olsa gerek. Hücre yenilemesi adeta.
Biri beşeri ve nefsi, diğeri ise tefekkür ve teşebbüs dolu.

Bediüzzaman’ın  yüksek ideal, basiret ve mahviyeti burada saklı.
Burada, hadiselerden, hikmetlerden nefsimiz adına istiaze dersi çıkarma, onu kusurlu görmenin yanı sıra, başkasına ait müspet ve geliştirici faaliyetlere ve teşviklere vesile kılma yaklaşımını da görmekteyiz.

[email protected]

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.