Ailenin merkezinde kim var?

Aile, insanlık tarihi boyunca yalnızca neslin devam ettiği bir kurum olmamış, aynı anda inancın, ahlakın, merhametin, edebin ve kültürün nesilden nesle aktarıldığı en önemli müessese olmuştur. Bu sebeple ailede meydana gelen her değişim, zaman içerisinde bütün toplumu etkisi haline getiren bir dönüşüme sebep olmaktadır.

Prof. Dr. Nevzat Tarhan aile ile ilgili bir programda aile yapısında yaşanan değişime ilişkin değerlendirmelerinde şöyle bir hususa dikkat çekmişti:

“Aile erkek merkezlilikten kadın merkezliliğe, kadın merkezlilikten de çocuk merkezliliğine getirildi.” Bugün ise bu değişimin yeni ve üzerinde çok daha ciddi düşünülmesi gereken bir safhasıyla karşı karşıya olduğumuzu düşünüyorum. Çünkü artık bazı çevrelerde çocuk merkezlilikten de özür dileyerek “köpek merkezliliğine” doğru giden bir anlayışın işaretleri görülüyor.

Bu ifadeyi ağır bulanlar olabilir. Fakat geçen yıl aile çevremizden dinlediğim küçük bir hadise, üzerinde uzun uzun düşünmem gereken ürpertici bir sebep oldu.

Bir apartman sakini köpeğiyle birlikte asansörün önüne geliyor. Asansörün düğmesine basıyor, köpeği içeri bindiriyor ve ona âdeta küçük çocuğuyla konuşur gibi:

“Oğlum, benim işim var, yukarı gelemem. Seni yukarıda annen bekliyor.” diyor.

Ardından köpeği asansörle yukarı gönderiyor. Sonra telefonunu çıkarıp eşini arıyor “Oğlumuzu gönderdim, kapıda kalmasın, al.”

İnsan bu manzarayı duyunca ister istemez soruyor: “Biz nereden nereye geldik?”

Bir hayvana merhamet etmekten, onu koruyup gözetmekten, onu “oğlum”, “kızım”, “evladım” diye adlandırıp eşleri de onun “annesi” ve “babası” konumuna yerleştiren bir anlayışa nasıl geldik? Burada mesele köpek düşmanlığı değildir. Hayvana merhamet başka, hayvanı insanlaştırmak başka, bir canlıyı sevmek başka, onu ailesindeki evladın yerine konumlandırmak bambaşka bir şeydir.

Anne, baba ve evlat kavramları sıradan hitap şekilleri değildir. Bunlar aileyi, nesli, akrabalığı ve insanın yaratılıştan gelen bağlarını ifade eden çok kıymetli kavramlardır. Bu kavramların giderek anlam değiştirmesi, kanaatimce toplumun aile algısında yaşanan daha büyük bir dönüşümün işaretlerindendir.

Elbette tek bir olaydan hareketle bütün toplumu aynı şekilde değerlendirmek doğru olmaz. Fakat benzer örneklerin giderek daha da yaygınlaşması üzerinde düşünmemiz gereken bir gerçektir.

Üstelik meseleye İslam’ın koyduğu ölçüler açısından baktığımızda çok daha dikkat çekici bir tabloyla karşılaşıyoruz.

İslam hayvanlara karşı merhametsizliği asla öğütlemez. Tam tersine, Resûlullah (s.a.v.) susuzluktan kıvranan bir köpeğe su veren kişinin Allah’ın mağfiretine mazhar olduğunu bildirmiş, bir kediyi hapsederek açlıktan ölmesine sebep olan kişinin ise azaba uğradığını haber vermiştir. Yine Mekke’nin fethinde Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem ordunun güzergahında yavrularıyla olan bir köpeğin ve yavrularının zarar görmemesi için ordunun yönünü değiştirmiştir. Yine kedileri çok sevip onlarla haşir neşir olan Hz. Ebu Hüreyre’yi tebrik etmiş ve ona kedilerin babası anlamına gelen Ebu Hureyre lakabını takmıştır. Dolayısıyla Müslümanın tavrı hayvana eziyet etmek değil, ona merhamet etmektir.

unnamed.png

Kur’an-ı Kerim’de de köpek mutlak anlamda kötülenen bir hayvan değildir. Ashab-ı Kehf anlatılırken onların köpeğinden söz edilir (Kehf, 18/18). Mâide suresinin 4. ayetinde ise eğitilmiş av hayvanlarının yakaladıkları avların hükmü açıklanır.

Fakat İslam’ın hayvana merhameti emretmesi, insan ile hayvan arasındaki bütün sınırları ortadan kaldırdığı anlamına gelmez.

Nitekim Resûlullah (s.a.v.), avcılık, hayvancılık, ziraat ve benzeri ihtiyaçlar dışında köpek edinme konusunda ciddi uyarılarda bulunmuş, ihtiyaç olmaksızın köpek besleyen kişinin sevabından her gün bir miktar eksileceğini bildirmiştir. Yine sahih hadislerde, içinde köpek bulunan eve rahmet meleklerinin girmeyeceği haber verilmiştir.

Fıkıh âlimleri de bu hadislerden hareketle meseleyi ayrıntılı biçimde değerlendirmişlerdir. Diyanet İlmihali’nde aktarıldığı üzere avlanma, bekçilik, hayvancılık ve benzeri ihtiyaçlar sebebiyle köpek beslemek câiz görülmüş, ihtiyaç olmadığı hâlde ev içerisinde köpek beslemek ise uygun görülmemiştir. Başta Şâfiî fakihleri olmak üzere bazı İslam âlimleri bunu daha kesin hükümlerle değerlendirmiştir.

Burada dikkat edilmesi gereken ölçü aslında son derece açıktır:

Hayvana merhamet edeceğiz fakat ölçüyü kaybetmeyeceğiz.

Sokaktaki aç bir köpeği doyurmak merhamettir. Susuz bir hayvana su vermek merhamettir. Soğukta kalan bir canlıyı korumak merhamettir. Yaralı bir hayvanı tedavi ettirmek merhamettir.

Fakat merhamet başka, “evlat muamelesi” başka…

Bugün aile kurmanın giderek ertelendiği, çocuk sahibi olmanın kimi zaman bir yük gibi sunulduğu ve doğurganlığın azaldığı bir dönemde, aynı zamanda hayvanların “çocuk” ve “evlat” olarak konumlandırıldığı yeni bir hayat tarzının yaygınlaşması üzerinde düşünmek zorundayız.

Elbette nüfusun azalmasını veya aile yapısındaki değişimi yalnızca evcil hayvan sahipliğine bağlamak doğru olmaz. Ekonomik şartlardan kentleşmeye, bireyselleşmeden çalışma hayatına kadar bu değişimin pek çok sebebi bulunmaktadır. Fakat insanın “aile”, “anne”, “baba” ve “evlat” kavramlarına yüklediği anlamın değişmesi de göz ardı edilmemesi gereken kültürel bir hakikat tır. Çünkü toplumun en küçük fakat en önemli yapı taşı ailedir.

Aile yalnızca birkaç insanın aynı çatı altında yaşaması değildir. Aile; imanın, ahlakın, merhametin, edebin, sorumluluğun ve medeniyet tasavvurunun bir sonraki nesle aktarıldığı yerdir.

Aile zayıfladığında bundan yalnızca anne ve baba etkilenmez, çocuk etkilenir, nesil etkilenir, toplum etkilenir ve nihayetinde milletin geleceği etkilenir.

Bu sebeple meseleyi “Köpekleri sevelim mi, sevmeyelim mi?” seviyesine indirmek son derece yanlıştır. Elbette sevelim. Allah’ın yarattığı hiçbir canlıya zulmetmeyelim, aç bırakmayalım, eziyet etmeyelim. İhtiyaç hâlindeki hayvanı koruyalım ve ona merhamet edelim. Fakat insanı insan, hayvanı hayvan, evladı da evlat olarak bilelim.

Hayvana merhamet ederken aileyi değersizleştirmeyelim. Hayvan sevgisini yüceltirken çocuğu, neslin ipini ve anne-babalık sorumluluğunu ikinci plana atmayalım. Çünkü aileyi korumak yalnızca bugünü veya toplumu korumak değildir. Ailemize karşı sorumluluklarımızı Allah’ın rızasını gözeterek, O’nun emir ve yasakları çerçevesinde yerine getirmek, hem yarınımızı ve neslimizi muhafaza etmek hem de ahiretimiz için üzerimize düşen emanete sahip çıkmaktır.

Rabbim bizlere ailemizin kıymetini bilmeyi, çocuklarımıza ve neslimize sahip çıkmayı, ailemize karşı sorumluluklarımızı rızasına uygun biçimde yerine getirmeyi nasip etsin. Gerek fert olarak gerek milletçe gerekse devlet olarak aileyi tehdit eden tehlikeleri zamanında fark etmeyi ve gerekli tedbirleri almayı nasip eylesin.

Çünkü aile, yalnızca dünyamızı değil, Allah’ın rızasını gözettiğimiz ölçüde ahiretimizi de ilgilendiren bir emanettir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.