Erdem AKÇA
Hz. İdris’e (AS) Gelen Sayfalar
Kutsal Metinlerin Aydınlatıcı Mahiyeti ve Kutsal Olmayan Metinlerin Karanlık Yapısı-3
Kutsal metinlerden birisi de Hz. Peygamber’in (ASM) bildirdiği üzere Hz. İdris’e (AS) ait sayfalardır. Hz. İdrîs’in (AS) suhufundan bir bölüm şu şekildedir:
“Bundan sonra İdrîs, bir kitaptan konuşmaya başladı. İdris şöyle dedi: ‘Sâdıklığın çocukları, dünyanın seçilmişi ve doğruluk ile dürüstlük ağacı hakkındadır. Çocuklarım, size bunlara dair konuşacağım ve bunları size açıklayacağım. Ben, İdris’im. Bana gösterilenin sonucunda, göksel rü’yetimden ve kutsal meleklerin seslerinden bilgi edindim ve gökteki levhada hikmet sahibi oldum.” Sonra İdris, bir kitaptan konuşmaya başladı ve şöyle dedi:
“Hüküm ve sadıklık sabırla beklerken, ilk haftanın yedinci gününde doğdum. Fakat benim ardımdan ikinci haftada büyük bir sapkınlık çıkacak ve sahtekarlık alıp yürüyecek. O hafta, ilk olanın sonu gerçekleşecek ve insanoğlu bundan kurtulacak. Fakat ilk olan tamamlandığında, adaletsizlik büyüyecek ve ikinci hafta süresince O, hükmünü günahkârlar üzerinde yerine getirecek.[1]
Arkasında üçüncü haftada, bitişi esnasında, sadık hüküm ağacından bir adam[2] seçilecek ve onun ardından sonsuza dek Sadıklık Ağacı[3] bitecek. Bunun ardından dördüncü hafta da tamamlanırken kutsalın ve sadığın rüyetleri görülecek. Nesiller boyu neslin düzeni[4] tesis edilecek ve onlar için bir mesken inşa edilecek. Sonra beşinci hafta tamamlanırken, ihtişamın ve hâkimiyetin evi[5] sonsuza dek yükselecek. Ondan sonra altıncı haftada, içindeki herkes kararacak, hepsinin kalbi hikmeti unutmuş olacak ve içinden bir adam yükselecek.[6] Tamamlanışı esnasında o, hâkimiyetin evini[7] ateşle yakacak ve seçilmişin tüm ırkı dağılacak. Arkasından yedinci haftada, sapkın bir nesil yükselecek. İşleri bol ve sapkın olacak. Tamamlanışı esnasında, ezelî sadıklık bitkisinden sadıklar seçilecek ve onlara Onun tüm yaratılışının yedili öğretisi verilecek.
Arkasından zalimler üzerine hüküm ve adalet getirmek için kılıç verileceği bir başka hafta daha, sadıklığın sekizincisi olacak. Bitişiyle doğruluklarıyla meskenlerine sahip olacak sadıkların eline günahkârlar verilecek. Yüce Melîk’in evi kutlamalar için sonsuza dek tesis edilecek. Bunun ardında dokuzuncu haftada, sadıklığın hükmü tüm dünyaya açıklanacak. Küfre dair her iş dünya üzerinden yok olacak. Dünya yıkım için işaretlenecek ve bütün insanlar dürüstlük yolunu bekleyecek. Bunun arkasında, onuncu haftanın yedinci gününde, Gözcüler’e infaz edilecek ebedî hüküm olacak ve meleklerin arasından sonsuz geniş bir gök ortaya çıkacak.
Eski gök ayrılacak ve gidecek, yeni bir gök gelecek ve tüm göksel güçler, sonsuza dek, yedi kat daha fazla parlayacak. Ardından benzer şekilde sadıklık ve dürüstlük içerisinde ebediyen var olacak başka haftalar da olacak. İlelebet günahın adı artık anılmayacak.[8]
[Dikkat edilirse metindeki “hafta” tabiri semboliktir. Bilinen yedi günlük periyodik dönem değildir. Metin Hz. İdris (AS) öncesi ve sonrası ile bütün insanlığın ömrünü “10 hafta” olarak göstermektedir. Hz. İdris kendini “ilk haftanın yedinci günü doğmuş” olarak ifade etmektedir. Ayrıca “Benim ardımdan ikinci haftada büyük bir sapkınlık çıkacak ve sahtekârlık alıp yürüyecek. O hafta, ilk olanın sonu gerçekleşecek” cümlesi sembolizmi teyit eder. Çünkü bir haftanın yedinci günü doğuş, haftanın son günü doğmak demektir. Hafta o gün itibarıyla biter. Fakat Hz. İdris, “İkinci haftada ilk haftanın sonu gerçekleşecek” diyor. Hakikatte ilk hafta bitince ikinci hafta başlar. Bu girift cümlelerden Hz. İdris’in suhufunda “hafta” ifadesinin 1000 yıllık veya farklı rakamdan meydana gelen bir dönem, bir periyod olduğu ve sahip olduğu içerik ve etkinin diğer hafta içinde de devam edebildiği anlaşılmaktadır. Eğer Hz. Peygamber’in (SAV), sadık bir rüyaya dayanarak ifade ettiği “Hz. Âdem’den kıyamete kadarki süre 7000 yıldır” cümlesi baz alınırsa, buradaki 10 haftanın her biri 700 yıllık bir zamanı ifade eder.
Bu çerçevede cümlelere bakılırsa Hz. İdris (AS), ilk 700 yıllık periyodun sonlarına doğru dünyaya gelmiştir. Hz. İdris’in (AS) vefatından sonra “sapkınlık ve sahtekârlık çoğalacak”, Hz. Nuh (AS) ve Tufan hadisesi insanlığın 700-1400. yılları arasında zuhur edecektir. Metinde tufan hadisesi “O hafta, ilk olanın sonu gerçekleşecek ve insanoğlu bundan kurtulacak.” şeklinde ifade edilmiştir.
İnsanlığın 1400-2100’lü yıllarını ifade eden 3. dönemin sonunda “sadık hüküm ağacından bir adam seçilecek ve onun ardından sonsuza dek Sâdıklık Ağacı bitecek” denilmektedir. Burada bahsedilen kişi, Hz. İbrahim’dir (AS). Ki Kur’anda Onun “Vec’alli lisâne sıdkın fi’l-âhirîn”[9] (Allah’ım, bana ardımdan, insanlık dünyasında sıdkı, sıddıkıyeti ve sadakati ile anılmayı nasip et!) şeklinde bir duası aktarılır. Duasının makbul oluşu da “Vezkur fi’l-kitâbi İbrahim innehu kâne sıddîkan nebiyya”[10] (Kitapta İbrahim’i de an! Hakikaten o sıddîk bir nebi idi) şeklinde ifade edilir. Bu manada Hz. İdris’in (AS) suhufunun bildirdiği üzere “sâdıklık ağacı” ile ifade edilen sadakat hakikatinin sembolü, Hz. İbrahim’dir (AS). Ayrıca bu metin, rüya sembolizmine tam uygun olarak hakikati, bir ağaca benzetiyor. Evet hakikat, kökü varlık âleminde sâbit olan, dal ve budakları Misal âleminde, meyveleri Ahirette bir ağaçtır. Sadakat da sabit bir hakikat olduğu için metinde “sâdıklık ağacı” şeklinde ifade edilmiştir. Metne diğer yönden bakılırsa “onun ardından sonsuza dek Sâdıklık Ağacı bitecek” deniliyor. Bir insanın ardı, “sırtı ve beli” dir. Sırt ve bel ise, geleneksel tıpta ve Kur’anda bildirildiği üzere, üreme hücrelerinin yaratıldığı beden bölgesidir. Bu çerçevede bu cümle Hz. İbrahim’den (AS) doğacak ve sadakati ile meşhur olacak bir çocuğa işarettir, diye anlaşılabiliyor. Ki bu çocuk Kur’anda “Vezkur fi’l-kitabı İsmail innehu kâne sâdıka’l-va’di ve kane resulen nebiyya”[11] (Kitapta İsmail’i de an! Hakikaten o vaadinde sâdık idi ve o resul bir nebi idi) denilen Hz. İsmail’dir (AS). Hz. İbrahim’e (AS) Meryem suresinde “sıddık nebi” denilmesi, aynı surede Hz. İsmail’e (AS) “vaadine sâdık resul bir nebi” denilmesi, nübüvvete göre risaletin daha ileri bir seviyede bulunması, sıddıkıyete göre sâdıkıyetin daha ileri bir seviye olması gösterir ki “sâdıklık ağacı” Hz. İsmail (AS) olmalıdır. Sadakat hakikatinin sembolü, Hz. İsmail’dir (AS). Ayrıca Hz. İsmail (AS) ve nesli ile sonsuza dek sâdıklık ağacı bitecek denilmesi, Onun neslinden gelecek, hayatı sıdk ve sadakat esasları üzere geçecek, “emîn” lafzıyla toplumunda tanınacak Ahir Zaman peygamberi, Onun sıddık ve sâdık ümmetine de işaret etmektedir, denilebilir.
İnsanlığın 2100-2800 yılların arasındaki dördüncü hafta tamamlanırken sâdakat ve sıdkın mahsulü olan ilim ve hikmet insanlık dünyasında görüleceği metinde “dördüncü hafta da tamamlanırken kutsalın ve sadığın rüyetleri görülecek” şeklinde belirtilir. Abdülkadir Geylani’nin Gavsiye Risalesi’nde belirtildiği üzere “Şuhud ve rü’yet ilimsiz olmaz.” Evet şuhûd, ilme dayanır ve hakikati görmektir; rü’yet ise hikmete dayanır ki, sebepler dünyasının işleyişinde mükemmel boyutta hakkı görmektir. Ki hikmetin en mühim vasfı, kudsiyet taşıması ve bencilliğin kaynağı olan nefsani arzulara boyun eğdirmesi ve onları teslim almasıdır.
İnsanlığın 2800-3500. yılları arasını ifade eden beşinci hafta hakkında “beşinci hafta tamamlanırken, ihtişamın ve hâkimiyetin evi sonsuza dek yükselecek” deniliyor. Buradaki ihtişamın ve hâkimiyetin evi, Süleyman mabedi ve Beyt-i Makdis’tir. Bu çerçevede tarih, M.Ö. 1000 yıllarına tekabül etmektedir. Bu tarih insanlığın 3500. yıllarına tekabül ettiğinden insanlığın başlangıcı M.Ö. 4500 yıllarına tekabül eder diyebiliyoruz. Bu manada diyebiliriz ki dördüncü hafta sonlarında kutsalın ve sâdığın rü’yetlerini görme, bahsi Hz. Musa’nın (AS) Tur Dağı’ndaki taleb-i rü’yet meselesine tekabül etmektedir. Bu çerçevede Hz. Musa (AS) ile Hz. Süleyman (AS) arasında yaklaşık olarak 700 yıllık bir zaman söz konusudur ve Hz. Musa (AS) M.Ö. 1700 yıllarında yaşamıştır, diyebiliyoruz. Bu çerçevede üçüncü haftanın sonunda seçilen ve ardından sâdıklık ağacı bittiği bahsedilen Hz. İbrahim (AS) dönemi M.Ö. 2400 yıllarına tekabül etmektedir. Hz. Nuh (AS) dönemi ise 2. haftanın ortalarına tekabül ettiğinden M.Ö. 3500 yıllarına karşılık gelmektedir. Bu çerçevede insanlığın başlangıcı M.Ö. 4500 yıllarına tekabül etmektedir ki, matematik ve genetik bilimi açısından da bu rakam son derece makul ve makbul bir paleontolojik tarihtir.
İnsanlığın 3500-4200. yıllarına karşılık gelen M.Ö. 1000-300 yılları arasına tekabül eden altıncı hafta için “altıncı haftada, içindeki herkes kararacak, hepsinin kalbi hikmeti unutmuş olacak ve içinden bir adam yükselecek. Tamamlanışı esnasında o, hâkimiyetin evini ateşle yakacak ve seçilmişin tüm ırkı dağılacak.” Buradaki kader tarafından seçilen kişi, (dikkat edilsin, sadık hüküm ağacından seçilmiyor!) dünyaya meyledip kalbi kararan, İsrailiyyet (Allah’ın kudsiyetini kalplere sirayet ettirme ve gösterme) makamını kaybeden Yahudileri cezalandıran Babil kralı Nabukadnetzar II’dir. Ki Beyt-i Makdis’i yakmış, Süleyman Mabedi’ni M.Ö. 586 yılında yıkmıştır. Bu çerçevede yedi günden meydana gelen metindeki “hafta” tabirini 700 yıl olarak algılamamamızın doğru olduğu da tarih bilimi çerçevesinde teyit edilmiş olmaktadır. Metinde “Tamamlanışı esnasında o, hâkimiyetin evini ateşle yakacak” denilmesi göstermektedir ki, hafta olarak verilen periyod ileri ve geri şekilde 250-300 yıl kadar esneme payı gösterebilmektedir. Çünkü 6. haftanın tamamlanışı M.Ö. 300 yıllarına tekabül ediyor. Oysa Babil kralı Nabukadnetzar II, M.Ö. 586 yılında Süleyman Mabedi’ni yıkmıştır.
İnsanlığın 4200-4900. yıllarına karşılık gelen M.Ö. 300-M.S. 400 yıllarına tekabül eden yedinci hafta için “yedinci haftada, sapkın bir nesil yükselecek. İşleri bol ve sapkın olacak. Tamamlanışı esnasında, ezelî sadıklık bitkisinden sadıklar seçilecek ve onlara Onun tüm yaratılışının yedili öğretisi verilecek” denilmektedir. Buraya dikkat edilirse bu devrenin bitişinde ki, M.S. 400 yıllarına tekabül etmektedir, “Yaratılışın yedili öğretisi verilecek sâdıklar çıkacağı ve seçileceği” ifade ediliyor. Ki yaratılışın yedili sistemi, Kur’an’ın özeti olan Fatiha suresidir. Kur’anda Seb’u’l-mesânî” (Tekrarlanan yedi âyet ) adıyla anılır. Kur’anda ayrıca 7, 70 ve 700 âyetleri işlenerek yaratılışın yedili düzenini fâş eder. Hz. İdris’in (AS) suhufundaki bu cümle, Hz. Peygamber (SAV) ve Asr-ı Saadet sürecine dair “ıstıfa hadisesi” nin başlangıcını M.S. 400 yılları olarak göstermektedir. Ki Murat Sarıcık Hoca’nın “Hübel Putu” merkezli yaptığı araştırma, daha öncesinde Haniflik üzere olan Mekke halkına şirkin girişi ve yayılmaya başlamasının tam zamanını ifade eder. Ki Hz. Peygamber’in (SAV) ecdadı Ka’b bin Lüeyy, Mekke’ye şirki sokan Amr bin Luhay ve fitnesine karşı çok mücadele etmiş, şirkin yayılma hızını engellemeye çalışmıştır. Bu çerçevede kendisine neslinden “Ahmed” isimli bir resulün gelip şirki kaldıracağı ilham edilmiş, kendisi bunu bir beytinde
(Yani, "Füc'eten, Muhammedü'n-Nebî gelecek, doğru haberleri verecek.") diyerek ifade etmiştir.[12]
Hz. İdris (AS) de tam bu süreci haber vermektedir. Birinci haftaya dair metinde, insanlığa dair haftaların izlerinin diğer haftanın içinde bitişi belirtildiği, altıncı haftada görüldüğü üzere hafta içeriği ile ilgili tarihler 250-300 kadar esneyebildiği, ayrıca insan ömrünü de 10 haftalık bir süreç olarak okuduğumuzda ceninlik, bebeklik, çocukluk, büluğ çağı, gençlik dönemi, rüşd çağı v.b. on dönemden meydana gelen insan ömrünün haftaları ve dönemlerinin uzunlukları farklı farklı olduğuna nazaran insanlık dünyasına dair haftaların uzunlukları da 700 yıldan fazla veya az olabilmektedir sonucuna intikal edebiliyoruz. Bu çerçevede meseleye yaklaşılırsa yedinci haftanın sonunun, tarihî bilgilerin de yardımı ve eşliğinde, M.S. 610-632 yılları arasında gelen İslamiyet ve Kur’an vahyi dönemine kadar uzayabildiği de görülmektedir. Ayrıca metinde “tüm yaratılışının yedili öğretisi” nin sâdıklara verilmesinden bahsedilen haftanın da “yedinci hafta” olması tam bir tevafuk ve kasdî bir ifadedir.
İnsanlığın 4900-5600. yıllarına karşılık gelen M.S. 400-1100 yılları arasına tekabül eden sekizinci hafta için “Arkasından zalimler üzerine hüküm ve adalet getirmek için kılıç verileceği bir başka hafta daha, sadıklığın sekizincisi olacak. Bitişiyle doğruluklarıyla meskenlerine sahip olacak sadıkların eline günahkârlar verilecek. Yüce Melîk’in evi kutlamalar için sonsuza dek tesis edilecek” denilmektedir. Bu kısmın Hz. Peygamber (SAV), İslamiyet ve Kur’an hakkında olduğu barizdir. Metindeki “Yüce Melik’in evi”, Kâbe’dir. Kâbe, İslamiyetin gelmesiyle putlardan temizlendi. Manevi bir kutlama olan, mebrur hac ve makbul umre için tesis edildi. Hac’da Hacerü’l-Esved’e yapılan istilam, bir kutlama selamlamasıdır. Zalimler üzerine çekilen kılıç, hadiste kendi hakkında “Seyfullah” (Allah’ın kılıcı) denilen Halid b. Velid (RA)[13], onun emîri olan ve adaletiyle meşhur Halife Ömer b. Hattab’dır (RA). Eline verilmek tabiri, rüya ilminde, birilerinin yönetiminin başkalarına verilmesi, teslim edilmeleri anlamındadır. Ki bu cümle, insanlık dünyasındaki siyasi harb u darpların daha derinde İlahi iradenin kontrolü altında gerçekleştiğini ve tevhidi sosyal hayatta bu şekilde okumak gerektiğini de ifade etmektedir.
İnsanlığın 5600-6300. yıllarına karşılık gelen M.S. 1100-1800 yılları arasına tekabül eden dokuzuncu hafta için “Bunun ardında dokuzuncu haftada, sadıklığın hükmü tüm dünyaya açıklanacak. Küfre dair her iş dünya üzerinden yok olacak. Dünya yıkım için işaretlenecek ve bütün insanlar dürüstlük yolunu bekleyecek.” denilmektedir. Dünya tarihine baktığımızda sadıklık ağacının sağlam meyveleri olan İslam âlemi, başta Osmanlı devleti olmak üzere Asya, Avrupa, Afrika kıtalarında 30 milyon kilometrekarelik bir sahaya yayıldığı gibi kökeninde semavi olan Hıristiyanlık da Kuzey ve Güney Amerika, Avustralya ve Afrika’nın diğer bölgelerine ulaşmıştır. Yine kökeninde semavi olan Konfüçyanizm, Budizm, Hinduizm, Şamanizm dünyanın diğer bölgelerinde yayılarak metinde ifade edildiği üzere “küfre dair her iş dünya üzerinden yok olmuştur.” Mutlak küfür, yeryüzünde kalmadı denilebilir. Aynı zamanda sadıklık hükmünün bütün dünyaya açıklanması, hakikat ve hakka dayanan Kur’an ve İslamiyet mesajının dünyanın dört tarafında duyurulması manasındadır. Yahudilik, Hıristiyanlık ve diğer semavi dinler berraklıklarını muhafaza edemediklerinden sadıklık hükmünün sembolü olamamaktadırlar. Dünyanın yıkım için işaretleneceği ifadesi, sosyal, manevi ve hakiki bir kıyametin başlangıcının bu hafta içinde olduğunu ifade etmektedir.
*Ki sosyal kıyametlerin başlangıcı olan Fransız İhtilali 1789 yılında bu dönemde gerçekleşti. Milliyetçilik, çok uluslu idarelerin kıyametini getirdi.
*Ayrıca dünyanın fiziksel kıyametinin başlangıcı sayılan Sanayi İnkılabı 1760’lı yıllarda başladı ki, yine bu dönemdedir.
*Ayrıca Reform ve Rönesans olarak Batı’da dine ve kiliseye karşı bir tepki olarak başlayan ve nihayetinde materyalist bilimi doğuran, dünyada din-bilim savaşı şeklinde sun’i bir algıyı başlatan, yayan, dayayan oluşum da yine bu dönemde başladı. Ki bu sun’î savaşın neticesi, hak ve hakikatin zincirinden kopmak, nefsani arzuların esiri ve kölesi olmak, sınırsız cinsellik ve kontrolsüz öfke ile anarşist, kural tanımaz, ahlaksız ve çürüyen bir nesil ve gençliği meyve vermektir. Ki şu an yaşanan durum tam manasıyla budur. Bu çerçevede “Bunun ardında dokuzuncu haftada “dünya yıkım için işaretlenecek” ifadesi muazzam bir mucizedir. Bilfiil yaşanmaktadır.” Metnin “ve bütün insanlar dürüstlük yolunu bekleyecek” ifadesi, bu kıyametler koparan sürecin ilacının sıdk ve sadakat esaslarına dayandığını bildirmesiyle ferdî ve sosyal inşaın temelini bildirmesiyle hem epistemolojik, hem psikolojik, hem sosyolojik açıdan asıl ve büyük mucizeyi göstermektedir. Üstad Bediüzzaman Osmanlı Devleti’nin yaklaşan kıyametini gördüğü 1911 yılında Şam’da yüz âlimin huzurunda verdiği hutbesinde İslam âleminin ihyasının şartını şöyle ifade eder:
“Sıdk, İslâmiyet'in üssü'l-esasıdır ve ulvî seciyelerinin rabıtasıdır ve hissiyat-ı ulviyesinin mizacıdır. Öyleyse, hayat-ı içtimaiyemizin esası olan sıdkı, doğruluğu içimizde ihyâ edip onunla mânevî hastalıklarımızı tedâvi etmeliyiz.
Evet sıdk ve doğruluk İslâmiyetin hayat-ı içtimaiyesinde ukde-i hayatiyesidir. Riyakârlık, fiilî bir nev'i yalancılıktır. Dalkavukluk ve tasannu, alçakça bir yalancılıktır. Nifak ve münafıklık, muzır bir yalancılıktır. Yalancılık ise, Sâni-i Zülcelâlin kudretine iftira etmektir.
Küfür, bütün envâıyla kizbdir, yalancılıktır. İman sıdktır, doğruluktur. Bu sırra binaen, kizb ve sıdkın ortasında hadsiz bir mesafe var; Şark ve Garp kadar birbirinden uzak olmak lâzım geliyor. Nar ve nur gibi birbirine girmemek lâzım. Hâlbuki, gaddar siyaset ve zâlim propaganda birbirine karıştırmış, beşerin kemâlâtını da karıştırmış.”[14]
İnsanlığın 6300-7000. yıllarına karşılık gelen M.S. 1800-2500 yılları arasına tekabül eden onuncu hafta için “Bunun arkasında, onuncu haftanın yedinci gününde, Gözcüler’e infaz edilecek ebedî hüküm olacak ve meleklerin arasından sonsuz geniş bir gök ortaya çıkacak.
Eski gök ayrılacak ve gidecek, yeni bir gök gelecek ve tüm göksel güçler, sonsuza dek, yedi kat daha fazla parlayacak. Ardından benzer şekilde sadıklık ve dürüstlük içerisinde ebediyen var olacak başka haftalar da olacak. İlelebet günahın adı artık anılmayacak” denilmektedir. Buradaki Gözcüler, helak melekleridir. Kıyamet bir helaktir. İmansız insanlar üzerine kopacaktır. Gözcüler de bu İlahi emrin infazında vazifelidirler. Lut kavminin helakine gelen melekler gibi… Metindeki meleklerin arasından sonsuz geniş bir gök ortaya çıkacak ifadesi, kıyamette dünya gezegeninin parçalanacağı ve bütün genişliğiyle uzayın belireceğini ifade ettiği gibi meleklerin gelişiyle, insanlık açısından rüyalarda görüldüğü üzere, melekût âlemi denilen manevi göğün kapılarının açılacağını da ifade eder. Rüya ilminde gökyüzü, metafizik dünya; yeryüzü ise fizik ve maddi âlem anlamındadır. Yunanca’da physis, toprak demektir. Metaphysis ise, toprak ötesi yapı ve âlem anlamına gelir. Metindeki eski gök ayrılacak ve gidecek, yeni bir gök gelecek ifadesi Kur’andaki “yevme tübeddelü’l-ardu ğayra’l-ardi ve’s-semavat”[15] (O gün yer başka yere ve gökler başka göklere değiştirilir ve dönüştürülür) ifadesiyle hemen hemen aynı hakikati ifade etmektedir. Ardından benzer şekilde sadıklık ve dürüstlük içerisinde ebediyen var olacak başka haftalar da olacak ifadesi, Ahiret hayatının da kendi içinde bölümleri, periyodik safhaları olacağını bildiriyor. Fakat ebedî hayatın sadıklık ve dürüstlük içinde inşa edileceğini bildirmesi Kur’anın mahşer günüyle ilgili şu âyetiyle birebir örtüşmektedir: “Allah, "Bu, doğrulara doğruluklarının fayda verdiği gündür; ebedi ve temelli kalacakları, altlarından ırmaklar akan cennetler onlarındır. Allah onlardan razı olmuştur, onlar da Allah'tan razı olmuşlardır, bu büyük kurtuluştur" dedi.”[16] Kur’an ayeti ebedî Cennet’ten daha üstün hakikat olan rıza-yı İlahî’nin sıdk ve sadakat ile kazanılacağını da bildirmesi, insanlık açısından zirve ufku da beyan etmektedir. Metinde İlelebet günahın adı artık anılmayacak ifadesi, Ahiret hayatında imtihanın bittiği, günah ve sevap meselesinin ortadan kalktığı, hak ve batılın ayrıştığı ve belirdiğini ifade etmektedir. Ki Kur’an kıyameti bu çerçevede “yevmü’l-fasl” (ayrışma günü)[17] olarak ifade eder.
Metinde de detaylı gördüğümüz üzere elde mevcut semavi metinlerden biri olan Hz. İdris’in (AS) suhufundan bu bölüm, sembolik dil ile dolu bir metindir. Gelecek zamanı hakikate uygun şekilde adım adım beyan eder. Gaybî bir dille konuşur. Allamu’l-Guyub olan Allah’ın bir kelamı hüviyetinde olduğunu bildirir.]
(Devam edecek)
[1] İlk bin yılın ardından ikinci bin yılın ortasındaki Tufan hadisesine işaret ediyor. (M.Ö. 2500) (Richard Laurance)
[2] Hz. İbrahim’e (AS) işaret ediyor. Üçüncü bin yılın sonundaki Kral Davud (AS).
[3] Dördüncü bin yılın sonundaki Mesih İsa (AS)
[4] Eski Ahid, Tevrat.
[5] Süleyman Mâbedine işaret ediyor.
[6] Nabukadnedzar II’ye işaret ediyor.
[7] Bâbil Esareti, Kudüs’ün yakılmasına işaret ediyor.
[8] İdris Peygamber’in İki Kitabı, s. 300-306.
[9] Şuara suresi, 84.
[10] Meryem suresi, 41.
[11] Meryem suresi, 54.
[12] İbni Kesîr, el-Bidâye ve'n-Nihâye, 2:244; Kadı Iyâz, eş-Şifâ, 1:364; Ali el-Kari, Şerhu'ş-Şifâ, 1:740; Ebu Nuaym, Delâilü'n-Nübüvve, 1:89-90.
[13] Bkz. İbn Hacer, el-İsâbe, II, 98.
[14] Bediüzzaman Said Nursi, Hutbe-i Şamiye, 3. Kelime.
[15] İbrahim suresi, 48.
[16] Maide surai, 119.
[17] Mürselat suresi, 13.
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.