Emrolunduğun şeyi, çatlatırcasına söyle!

Emrolunduğun şeyi, çatlatırcasına söyle!

Ayet meali

A+A-

Bismillahirrahmanirrahim

Cenab-ı Hak (c.c), Hicr Sûresi 90-99. ayetlerinde meâlen şöyle buyuruyor:

90, 91-Nitekim, o taksîm edicilere (kendilerini sakındırdığın azâbı) indirmişizdir. (*) Onlar ki, Kur’ân’ı kısım kısım ayırdılar (bir kısmına hak, bir kısmına bâtıl dediler).

92, 93-Artık Rabbine yemîn olsun ki, onların hepsine, yapmakta oldukları şeylerden mutlaka soracağız!

94, 95-Öyle ise emrolunduğun şeyi, çatlatırcasına söyle (açıkça anlat)(**) ve müşriklerden yüz çevir! Şüphesiz ki biz, o alay edenlere karşı sana yeteriz.

96-Onlar ki, Allah ile berâber başka bir ilâh edinirler. Artık (âkıbetlerini) ileride bileceklerdir!

97-And olsun biliyoruz ki, onların söyleyip durdukları şeyler yüzünden gerçekten senin göğsün daralıyor.

98-Öyle ise Rabbine hamd ile tesbîh et ve secde edenlerden ol!

99-Ve sana ölüm gelinceye kadar Rabbine kulluk et!

(*)“Taksim ediciler”den murad: Hac ve panayır vakitlerinde sokakları taksîm ederek, insanları İslâm’dan men‘ etmeye çalışan Mekke müşrikleri veya Tevrât ve İncîl’i taksîm ederek işlerine gelmeyen âyetleri kabûl etmeyen yahudi ve hristiyanlardır. (Beyzâvî, c. 1, 535)

(**) “Evet Kur’ân’ın üslûbları (ifâde tarzları) hem garîbdir (alışılandan farklıdır), hem bedî‘dir (eşsizdir), hem acîbdir (hayret vericidir), hem mukni‘dir (iknâ‘ edicidir). Hiçbir şeyi, hiçbir kimseyi taklîd etmemiş, hiç kimse de onu taklîd edemiyor. Nasıl gelmiş, öyle; o üslûblar tarâvetini (tâzeliğini), gençliğini, garâbetini (başkalarına benzememeyi) dâimâ muhâfaza etmiş ve ediyor. (...) (Kur’ân’ın kelimeleri) âdetâ basit, me’lûf (alışılmış) birer kelime iken, latîf (çok güzel) ma‘nâların defînelerine birer anahtar vazîfesini görüyor. İşte ekseriyetle üslûb-ı Kur’ân’ın geçen tarzlarda ulvî (pek yüksek) ve parlak olduğundandır ki, bazen bir bedevî Arab bir tek kelâma meftûn olur (tutulur). Müslüman olmadan secdeye giderdi. Bir bedevî, فاَصْدَعْ بِمَا تُؤْمَرُ [Öyle ise emrolunduğun şeyi, çatlatırcasına söyle!] kelâmını işittiği anda secdeye gitti. Ona dediler: ‘Müslüman mı oldun?’ ‘Yok!’ dedi, ‘Ben şu kelâmın belâğatına (hârika ifâdesine) secde ediyorum!’ ” (Zülfikār, 25. Söz, 9-13)