EMASYA, iktidara mahrem şekilde sahip olmanın yöntemlerinden biri

EMASYA, iktidara mahrem şekilde sahip olmanın yöntemlerinden biri

Taraf Gazetesi'nin ortaya çıkardığı millete yönelik Balyoz Darbe Planı'nın odağındaki isim Orgeneral Çetin Doğan'ın ses kayıtlarında atıflar yaptığı Emniyet Asayiş Yardımlaşma (EMASYA) protokolüne Niğde'den de tepki yağıyor.

İbrahim Koyuncu'nun Haberi

Sivil toplum kuruluşları ve aydınlar, böyle bir uygulamanın, ne mevcut anayasal ve yasal düzenlemelere ne de evrensel hukuk devleti ilkelerine ve demokrasi anlayışına uygun olmadığına dikkat çekiyorlar.
EMASYA'nın, devlet içinde devlet olmak için kanunsuz ortaya çıktığı; protokolün, iktidara mahrem bir şekilde sahip olmanın yöntemlerinden yalnızca biri olduğunu ifade eden aydınlar, Türkiye şeffaflaştıkça, demokrasinin üzerindeki ayıp örtülerinin de bir bir kalktığını vurguladı.

Demokratik hukuk devletinde, askerin sivil otoritenin emrinde olduğuna vurgu yapan sivil toplum kuruluşları, askerin asli görevinin milli savunma, yurdun dışarıya karşı müdafaası olduğunu hatırlattı.

Niğde Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Nafiz Tok, konuyla ilgili açıklamasında, iç güvenlik meselesinin esas itibarıyla askerin görev alanına girmediğini ifade etti. Tok, ancak iç güvenliği sağlayan kolluk kuvvetlerinin yetersiz kaldığı doğal afet, isyan gibi büyük toplumsal kargaşaların ortaya çıkması durumunda yine sivil otoritenin karar ve talebiyle askerin olaylara müdahale edebileceğini belirtti. Zaten İller İdaresi Kanunu'nun 11. maddesinin de bdurumu düzenlediğine işaret eden Doç. Dr. Nafiz Tok, "Kanun böyle derken, EMASYA protokolünün 9. maddesi, kanuna aykırı bir şekilde sivil otoritenin (mülki idare amirinin) talebi olmaksızın askerin durumdan vazife çıkarıp harekete geçebileceği, olayları değerlendirip, izleyebileceği ve duruma el koyabileceğini belirtiyor. Bu durumda da kanuna aykırı bir protokolle askeri otorite sivil otoritenin üstüne çıkarılmış oluyor ki bu durum, demokratik bir hukuk devletinde hiç bir şekilde kabul edilemez. Çünkü düzenleme ne hukuki ne de demokratiktir. Daha da vahimi durumdan vazife çıkararak toplumsal kargaşaların gerçekleşmesinden önce tedbir alınması bahanesiyle farklı toplum kesimlerinin fişlenmesi, sınıflandırılması hiçbir şekilde kabul edilemez." dedi.

"PROTOKOL, İKTİDARA MAHREM ŞEKİLDE SAHİP OLMANIN YÖNTEMLERİNDEN YALNIZCA BİRİ"

Niğde Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. İshak Torun ise EMASYA'nın, devlet içinde devlet olmanın gereği olarak ortaya çıkmış gibi göründüğünü kaydetti. Bu protokolün, iktidara mahrem bir şekilde sahip olmanın yöntemlerinden yalnızca biri olduğunu ifade eden Yrd. Doç. Dr. İshak Torun, "Türkiye şeffaflaştıkça, demokrasinin üzerindeki ayıp örtüleri de bir bir kalkıyor. Ayıbın ortadan kalkması, onun üzerine ışığın tutulmasına, yani ondan kamuoyunun haberdar edilmesine bağlı görünüyor." diye konuştu.

Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Süleyman Tuzcu da EMASYA protokolünün demokrasi için vahim bir durum olduğunu kaydetti. Tuzcu, şöyle dedi:

"Dünya standartlarında demokrasiye ulaştırmak isityorsak valilerin de üzerinde bir yetki topluma zarar verecek konuma gelebilir. Emasya protokolünün incelenip tadil edilmesi gerekir. Eğer darbe planları doğru ise halkla devlet karşı karşıya getirilebilir. Modern siyasetle olan dikta rejmi çağrıştırmalarının üzerine gidilmesi gerekir. Demokratik yapı daha bir güçlenmeli düzenle yapılmalıdır. Kurumlar arası çatışmayı sağlayacak hangi kurum olursa olsun, maksatlı çatışma yapıyorsa biz bunun karşısındayız.Yanlış yapanlar var ise bunun hesabını yargı önünde vermelidir."

"EGEMENLİK BİLA KAYD-U ŞART MİLLETİNDİR"

Memur-Sen Niğde İl Başkanı Celalettin Özüdoğru da Türkiye Cumhuriyeti'nin kurtuluş, kuruluş ve var oluş temelini oluşturan 'Egemenlik bila kayd-u şart milletindir' ilkesini önceleyen ve önemseyen bir sivil toplum örgütü olarak, ülke ve insanlar adına en önemli taleplerinin, çağdaş demokrasinin bütün kurumları ve kuralları ile tam ve koşulsuz bir şekilde hayata geçirilmesi olduğunu vurguladı. Özüdoğru, şöyle devam etti:

"Bunun ön şartı ise demokratikleşmeye dönük adımlarımızın sayısını ve hızını artıracak sivil idare ve irade ürünü yeni bir anayasaya sahip olmaktır.Bu yüzden halka karşı yapılmak istenen bütün darbelere ve halka karşı yapılan her türlü oyunlara karşıyız. Darbe planlarına ve yapılanmalarına zemin teşkil eden EMASYA'nın halen varlığını sürdürmesinden Memur-Sen olarak rahatsızız. Amasya genelgesiyle 'Kuvay-ı Milliye' ruhunu harekete geçirerek 'Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir.' diyen bu millet, iradesine EMASYA Protokolü'yle ipotek konulmasını hak etmemektedir.En kısa zamanda Emasya Protokolünün iptalini istiyoruz."

Aslında EMASYA Protokolü diye bir protokolün olmadığını ifade eden sivil toplum aktivisti ve yazar Recep Korkut ise EMASYA konusunda yürüyen tartışmanın gözden kaçan bir boyutuna dikkat çekti. Recep Korkut açıklamasında şunları söyledi:

"Öncelikle şunu ifade etmek gerekir ki 'EMASYA Protokolü' diye bir protokol yok. EMASYA direktifi vardır. Bu da Genelkurmay'ın içindeki idari bir durumdur.

İkinci önemli nokta, tartışmalarda geçen "Genelkurmay Başkanlığı ile İçişleri Bakanlığı Arasında 5442 Sayılı İl İdaresi Kanunu 11/D Maddesi gereğinde alınması gereken müşterek tedbirlere ilişkin protokol"dür ve bu durum isim tashihi değildir. Kesinlikle metinlerin hukuki vasfında değişiklik vardır. Bu husus uygulamaya da yansımaktadır. Üçüncüsü, eğer değişiklik istenirse bu ayrı ayrı prosedürlere tabidir. Çünkü ikisinin konumu çok ayrı ve birbirine karıştırılıyor. Yukarıdaki protokolün kanuna ve demokrasiye uygun olmayan maddelerinin kaldırılması gerekmektedir.

Dördüncü önemli nokta, bu protokol ortadan kalksa da EMASYA uygulanmaya devam edecek. Çünkü EMASYA direktifi, Genelkurmay'ın kendi birliklerine verdiği emirden ibaret. Kamuoyundaki haklı eleştiriler EMASYA direktifine yönelik değil bu protokoldeki kanuna aykırı maddelere yöneliktir. Ayrıca, 2002 yılındaki Mülki İdare Şurasında da müzakere edilen ve sonuç raporuna da geçen, hukuka aykırılığı belirtilen EMASYA değil, bu protokoldür."