Dört köşe büyüme

Dört köşe büyüme

Türkiye, yılın üçüncü çeyreğindeki yüzde 4,4'lük büyüme oranı ile OECD içinde en fazla büyüyen ikinci, G-20 içinde ise dördüncü ülke oldu.

Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı'na (SETA) göre, beklentilerin üzerinde gelen büyümenin arkasında bankacılık ve kamu maliyesinde meydana gelen olumlu gelişmeler, FED açıklamalarının etkisinin sınırlı kalması ve Türkiye'nin ihracat pazarının esneklik kabiliyetinin olması yatıyor.

Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı (SETA) Ekonomi Direktörü Prof. Dr. Erdal Tanas Karagöl tarafından hazırlanan "Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH) 2013 - 3. Çeyrek Değerlendirmesi"ndeki bilgilere göre, küresel ekonomideki belirsizlik önemli ölçüde azalmış olmasına rağmen gelişmiş ülkeler, yüksek ekonomik büyüme gerçekleştiremedi ve gelişmekte olan ülkelerin gerisinde kaldı.

Türkiye ekonomisi ise yılın 2. çeyreğinden itibaren yeniden yükselişe geçti ve hedeflenenin üzerinde ekonomik büyümenin sinyalini verdi.

SETA'nın beklenti anketine göre, Türkiye'nin 3. çeyrekte yüzde 4,2 oranında büyüyeceği tahmin edilirken, söz konusu büyüme oranı beklentilerin de üzerinde gerçekleşti ve yüzde 4,4 oldu. Gerçekleşen ekonomik bü­yümenin kaynağının ise iç talepte ve özel sektör harcamalarında meydana gelen artış olduğu görüldü.

Türkiye böylece, yılın 3. çeyreği ile birlikte 2009 yılı son çey­reğinden itibaren 16 çeyreklik dönem boyunca aralıksız pozitif ekonomik büyümesini sürdüren nadir ülkelerden biri oldu. SETA, gerçekleşen bu büyüme oranı ve 9 aylık dönemde gerçekleşen yüzde 4 büyüme ile birlikte, 2014-2016 Orta Vadeli Program'da (OVP) hedeflenen yüzde 3,6 büyüme hedefinin aşılacağını öngörüyor.

Türkiye, Avro Bölgesi'ndeki 17 ülkenin tamamından daha fazla büyüdü

Değerlendirmeye göre, yılın 3. çeyreğinde G-20 ülkeleri içerisinde en yük­sek ekonomik büyüme oranına sahip olan ülke yüzde 7,8 ile Çin oldu.

Dünyanın ikinci büyük ekonomisi olan Çin'deki ekonomik büyümenin de beklentilerin altında gerçekleşmesi, küresel ekonomideki yavaşla­manın önemli bir göstergesi olarak ortaya çıktı. Endonezya yüzde 5,6 ekonomik büyüme oranı ile ikinci, Hindistan yüzde 4,8 ile üçüncü en yük­sek büyüme oranına sahip olan ülke oldu. Türki­ye ise yüzde 4,4 oranında büyüyerek, G-20 için­de en hızlı büyüyen ülkeler arasında 4. sırada yer aldı.

Gelişmiş ülkelerin birçoğunda negatif büyüme gerçekleştirirken, yükselen piyasalar içinde yer alan Türkiye ekonomisi, pozitif ekonomik büyüme gerçekleştirerek gelişmiş ülkelerden önemli ölçüde ayrıştı. Türkiye, yılın 3. çeyreğinde Avro Bölgesi'ndeki 17 ülkenin tamamından daha yüksek bir ekonomik bü­yüme oranına ulaştı. Türkiye, OECD ülkeleri içinde de Şili'nin ardından en yüksek büyü­me oranına sahip 2. ülke oldu.

"Merkez Bankası, politika faizini artırmayarak doğru bir tutum sergiledi"

Değerlendirmenin sonuç kısmında ise şu görüşlere yer verildi:

"Küresel ekonomilerde gerçekleşen ekonomik büyüme oranları, Avro Bölgesi ülkelerinde sorunların devam ediyor olması ve 2013 yılında başta Ortadoğu'da meydana gelen gelişmeler, Türkiye ekonomisi için de OVP'de ekonomik büyüme hedefinin düşürülmesini beraberinde getirmiştir. Buna karşın Türkiye ekonomisindeki başta bankacılık ve kamu maliyesinde meydana gelen olumlu gelişmeler, FED açıklamalarının etkisinin sınırlı kalması ve Türkiye'nin ihracat pazarının esneklik kabiliyetinin olması, küresel belirsizlikten sınırlı ölçüde etkilenmesine katkı sağlayarak, pozitif ve beklentilerin üzerinde ekonomik büyümeyi beraberinde getirmiştir.

Kamu maliyesindeki disiplinin sürdürüleceğinin göstergesi olan 2014-2016 OVP'si ve ekonominin 5 yıllık sürecini öngören 10. Kalkınma Planı, ekonomik büyümenin istikrarlı bir şekilde sürdürülmesine katkı sağlamışlardır.

Diğer yandan, küresel düzeyde para politikalarına ilişkin artan belirsizlik nedeniyle sermaye akımlarında zayıflama gözlenmiştir. Böyle durumlarda sermaye çıkışlarının ve döviz kurundaki yükselişin faizlerde artırıma gidilerek önlenebileceği beklenirken, Merkez Bankası doğru bir tutum sergileyerek politika faizinde herhangi bir artırıma gitmemiştir. Bu da faizlerin daha yüksek oranlara ulaşmamasına ve dolayısıyla ekonomideki canlılığın artmasına katkı sağlamıştır."

AA