Mehmet Selim MARDİN

Mehmet Selim MARDİN

Yazarın Tüm Yazıları >

‘Divan-ı Harb-i Örfi’ üzerine düşünceler

A+A-

Bedîüzzamân Said Nursi 31 Mart hadisesi ile hiçbir ilgisi yoktu. Aksine olayların büyümemesi için elinden gelen her türlü gayreti göstermişti. İsyan hareketini yatıştırmak hususunda büyük hizmeti olmuş, bilhassa Bâb-ı Seraskeride isyan eden sekiz taburu bir nutukla itaate getirerek, yüzlerce zabitleri muhakkak ölümden kurtarmış ve Ayasofya’da elli bin kişi huzurunda irat ettiği nutukla ihtilâli teskin hususunda büyük tesiri olmuş. Bunlar görülmesine rağmen 1909 tarihinde kurulan askeri mahkemede, şimdiki İstanbul Üniversitesinin ana binasında, şeriat istediği gerekçesiyle idam talebiyle yargılanmış, burada dünya hukuk tarihine geçmesi gereken çok harika bir savunma yapmıştır. Bu sıkıyönetim mahkemesinde yapmış olduğu müdafaası daha sonra “İki Mekteb-i Musibetin Şehadetnamesi yahut Divan-ı Harbi Örfi, Said-i Kürdi” adıyla yayınlanmıştır.

dho.jpg

1909 yılında basılan eserin ilk baskısı

Eserin ilk baskısı H.1327 (M.1909) yılında İstanbul’da İkbal-i Millet Matbaası’nda, ikinci baskısı ise H.1328 (M.1910) yılında Artin Asadoryan ve Mahdumları matbaasında  yapılmıştır. Eserin yayıncısı ve önsöz yazarı İçtihad Kütüphanesi sahibi olan Kürdizade Ahmet Ramiz’dir. Bu zatı kısaca tanıtmaya çalışırsak; (D.1878, Lice/Diyarbakır – Ö. 1940'lı yıllar, Suriye).

2-039.jpgKürdizade Ahmed Ramiz

1900 yılına kurulan Kürdistan Azmi Kavî Derneği'nin bir üyesiydi. 1904 yılında, Mısır'daki El-Ezher Üniversitesi'nde okurken, bu ülkede aktif olan Jön Türkler'e katıldı ve Sultan Abdülhamid yönetimi aleyhtarı gösteriler içinde yer aldı. Meşrutiyetin ilan edilmesiyle İstanbul'a döndü ve Kürt Derneği'nin Kürt çocukları için açtığı okulda yönetici oldu. Divançe-i Dehrî diye adlandırılan bir divançe (şiir kitapçığı) yayınladığı için Kastamonu'ya sürgün edildi. 12 Temmuz 1912 tarihinde iktidara gelen Gazi Ahmet Muhtar Paşa hükümetinin çıkardığı aftan yararlanarak tekrar İstanbul'a döndü. Şeyh Said hadisesinden sonra Suriye'ye kaçtı ve 1940'lı yıllarda bu ülkede vefat etti. Mezarı Şam’dadır. Kürdizade adıyla tanınıyordu. H. 1322 yılında (M. 1904) Mısır'da Mevlud-i Nebeviye'nin hikâyesini Kürtçe yazdı.

Araştırma ve Çalışmaları: Hetaya Selef ve Halef (Selef ile Halef'in Hatası), İhtara Dicle ve Fırat Veya Gazîya Havara Mabeyni Nehran (Dicle ve Fırat'ın Uyarısı veya Mezopotamya'nın Yardım Çağrısı), Paşvemana Kürdan veya Kürdistan (Kürtlerin veya Kürdistan'ın Engeli), Himaye Kırına Maarif veya Himaye Nekırına Maarif (Eğitimin Himayesi veya Himaye Edilmemesi) (1)

Bedîüzzamân, eserinin yayınlanmasından 46 sene sonra, bizzat kendi el yazısı ile yaptığı tashihlerde, Ahmet Ramiz’in önsözde geçen bazı tabirlerini düzeltme cihetine gitmiştir. Başlarda şiirinden bir mısra nakledilen ve adı geçen Abdullah Cevdet’in adını tashihinde sadece baş harfiyle belirtmiştir. Ayrıca defaatle nefyolunduğu belirtilen memleketler arasında sayılan Erzurum vilayetini herhalde yanlış bilgiye dayandırıldığı için yazının içeriğinden çıkarmıştır. Bedîüzzamân ayrıca kendi eserinde de olan bazı tabirleri tashih etmiş, bazı paragrafları da tamamen kaldırmıştır.

Bediüzzaman’ın veya başka bir müellifin; zamanın şartlarına göre kendi eserinde tashih yönünde tasarrufta bulunması, ekleme veya çıkartmalar yapması kadar makul bir hak olamaz. Ancak şartlar göz önünde bulundurulmadan, Bediüzzaman’ın eski eserlerinden diye, yapılan tashihleri görmezden gelerek yayınlanan eserler bir sorumluluk ve vebal getirmektedir. Orijinal diye basılan eserin en azından dipnotlarına, yapılan tashihlerinin de ilave edilmesi gerekir. Bu görüşlerimizi dile getirirken hiçbir müesseseyi tenkit etme gibi bir niyetimiz yoktur. Ancak bir durum tespiti de yapmak zorundayız.

Yapılan bir diğer yanlışta; Bediüzzaman’ın kontrolünden geçen ve tashih etmediği tabirlerin kitabı neşre hazırlayanlar tarafından tashih edilme görevidir. Bu tasarruf da bir hatadır. Her hâlükârda Üstadın taksimatına kanaat etmeliyiz.

Bediüzzaman’ın tashihinden geçen teksir nüshasının sadece kapak bilgileri ile günümüzde basılan eser arasındaki gereksiz tasarrufları gözlemlemek mümkün. Kitabın ön kapak bilgileri aynen şöyle geçer:

İki Mekteb-i Musîbetin Şehâdetnâmesi
yâhûd
Dîvân-ı Harb-i Örfî ve Saîd-i Kürdî
(Kırk altı sene evvel tab’ edilmiş hakîkatli bir eserdir. Fakat müellifi o zaman Türkçe iyi bilmediğinden, kısa cümlelerle şiddetli bir zamandaki ibâreleri çok dikkatle ancak anlaşılabilir.)
Naşir
Kürdizade Ahmed Ramiz

3-016.jpg

Bediüzzaman’ın tashihinden geçen Divan-ı Harb-i Örfi risalesinin ön kapağı

Bazı yayınevleri bu konularda hassasiyet göstermişlerse de bazıları hala hatalarını devam ettirme ısrarlarını sürdürmektedirler. Bediüzzaman’ın tashihinden aynen geçtiği tarzda yani 1955 yılındaki 64 sayfalık Osmanlıca orijinal nüshasına sadık kalınarak bu eserin yayınlanması hakkın teslimi olacaktır. Bu konuda çok ayrıntılara girmeden, ciddi bir tetkik ve araştırma yapan Bilal Tunç’un “İki Mekteb-i Musîbetin Şehâdetnâmesi” adlı çalışmasını nazarlara sunuyoruz. Eser konusunda yapılan ifrat ve tefriti gözler önüne belgeleri ile ortaya koymuş olması takdire şayan bir araştırmadır. Merak edenler araştırmaya bu linkten ulaşabilirler: (2)

Temennimiz özellikle Bediüzzaman’ın eski eserlerinin çok ciddi bir taramadan geçirilerek, tashih edilmiş hali ile yeniden yayınlanmasıyla gereksiz tartışmalardan kurtulmasıdır. Bu sayede de Bediüzzaman’ın da hatırasına saygımızı göstermiş olacağız.

4-008.jpg

Divan-ı Harb-i Örfi risalesinin önsöz sayfası.

KAYNAKLAR
1-www.bgst.org
2-http://www.risaletashih.com/index.php/en/musahhah-metinler/58-iki-mekteb-i-musibetin-sehadetnamesi

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
8 Yorum