Dengeler bozuluyor
İnsan, ruh ve bedenden mürekkep bir varlık olarak yaratılmış ve bu şekilde bir bütünlük ve denge kazanmıştır.
Mürsel Gündoğdu'nun yazısı:
Bu dengenin beden lehine bozulması günümüz insanında tarifi mümkün olmayan bir yıkıma sebebiyet vermiştir.
İnsanın iki boyutlu bir varlık olarak yaratılışı onu en aşağıdan en yukarıya kadar ulaşabileceği bir potansiyelin sahibi yapmıştır.
Balçıktan oluşan yanı onu sürekli aşağıya doğru çekmeye çalışmaktadır. Zira balçık, akan hayat nehri içinde hep dibe çöken taraftır.
Ruh yönü ise insanı her daim yücelere kanatlandırmak isteyen kısmı temsil eder. Mahkûm olduğu beden içinde çırpınıp durarak bir an önce asıl ait olduğu yere gitmek isteyen ve bu yüzden huzursuzlaşan ruhumuzdur.
İnsanoğlu, eksi sonsuzdan artı sonsuza ulaşabileceği bu büyük imkânı içerisinde barındıran bir varlıktır. İnsanın diğer yaratılmışlardan farkı ve üstünlüğü bu iki zıt kutbun tam da merkezinde bulunmasından kaynaklanmaktadır.
Hayatımızın anlam kazanması, kişilik ve karakterimizin yaratıldığımız fıtrat üzerine inşa edilmesi tamamen bu iki yönümüzün dengede tutulmasıyla ilgili bir durumdur.
Ruhumuzun haklarını tam gerçekleştirmek maksadıyla bedenimizin haklarını ihmal etmek doğru olmadığı gibi, bedenimizin haklarını korumak için de ruhumuzun haklarının ihlal edilmesi doğru değildir. Her ikisi arasında birbirini tamamlayan ve bütünleyen gerçek bir denge hâsıl olmalıdır.
İnsandaki bu dengenin son tahlilde madde lehine bozulması hayatımızı alt üst etmeye yetmiş de artmıştır bile. Zira her şeyin değeri artık maddeyle ölçülmeye başlamıştır.
En önce aşkı ve sevgiyi kaybettik. Aşk ve sevgi, günümüzde kendisine giydirilen maddi elbiseler nedeniyle artık yüreklerimizi göklere kanatlandırmıyor aksine bir balçık gibi ruhlarımızın kanatlarını kırıp bizleri yere çökertiyor. Durum o kadar vahim bir hal aldı ki bu günlerde utancımızdan aşk ve sevgi kelimelerini kullanamaz olduk.
Dostluk ve arkadaşlık gibi insanlığımızı yücelten kavramlar da maalesef maddi çıkarlar üzerine bina edildiği için günümüzde ruhumuzu en çok çöküntüye uğratan kavramlardan birisi haline gelmiştir.
Yaptığımız ibadetlerin de çıkar elde etme amacı güttüğü zaman ne kadar yavanlaştığını üzülerek müşahede etmekteyiz.
Oysa ruhumuzun gıdası olan bütün bu güzel hasletlerin bizi elimizden tutup yükseklere kanatlandırması gerekirken bizler hala ekseriyetle yalanın, riyanın, sahtekârlığın kol gezdiği kulvarlardayız ne yazık ki.
İbadet, karşılık beklemeden sırf Allah rızası için yapılırsa gerçek anlamını kazanır ve bizi dengede tutar. Dostluk ve arkadaşlık ta öyledir. Bu nedenle Yunus Emre;
“Cennet cennet dedikleri
Üç beş köşkle birkaç huri
İsteyene ver onları
Bana seni gerek seni”
Diye haykırmış, Mecnun da yanıp tutuştuğu Leyla’yı aşkın gerçek anlamını kavradıktan sonra karşısında görünce;
“Ben Leyla’ma gidiyorum, çekil önümden Leyla” demiştir.
Yüce kitabımız Kuran, dünyaya taparcasına bağlanan ve maddeye gereğinden fazla düşkün olanları uyarmıştır;
”Andolsun ki, onları hayata karşı insanların en düşkünü olarak bulursun. Allah'a eş koşanlardan her biri, ömrünün bin yıl olmasını ister. Oysa uzun ömürlü olması hiç kimseyi azaptan uzaklaştırmaz. Allah, onların yaptıklarını eksiksiz görür”( Bakara Suresi 96).
Buna karşılık İslâm, ruhbanlığı ve dünyadan el etek çekmeyi de uygun görmez. Yüce Allah, insanın emrine verdiği rızıklardan ve ziynetlerden belli ölçüler içinde istifade etmesi gerektiğini belirtir;
"Ey Âdemoğulları! Her mescide gidişinizde güzel elbiselerinizi giyin. Yiyin, için, fakat israf etmeyin. Çünkü Allah israf edenleri sevmez. De ki: Allah'ın kulları için yarattığı süsü ve temiz rızıkları kim haram kıldı…? ( Araf Suresi 31–32).
Dünyayı ve dünyanın içinde barındırdığı maddi âlemin zevklerini ve karşı konulmaz cazibesini öncelediğimiz bu günlerde Kuran’ın ortaya koyduğu dünya ve ahiret dengesini yeniden dikkate alabilmek, çağımızın getirdiği büyük yıkım karşısındaki bizlere en büyük kalkan olacaktır şüphesiz.
Her şeyin maddi karşılığa tahvil edildiği bu dönemde, maddenin esaretinde kıvranan toplumumuzun gözlerini yeniden manevi âlemin alanlarına açmak ve o âlemin güzelliklerine yöneltmek ne kadar da elzem görünüyor.
Bozulan bu dengeyi yeniden dengeleyebilmek ümidiyle…
Rotahaber
