Dedeleri 'savaş', torunları 'barış' için geldi
Avustralyalı askerler, 1915'te on binlerce kilometre öteden Çanakkale'ye akın etti.
Torunları ise dedelerinin aksine savaş değil dostluk için Türkiye'de. Avustralya'nın farklı üniversitelerden gelen bu grubun sloganı: 'Düşman edinmeyin, dost edinin.' Öğrenciler, Türkler ve Anzaklar arasında karşılıklı empati ve anlayışı geliştirebilmenin her şeyden önce hissetmekten geçtiğini düşünüyor.
Avustralyalı ve Yeni Zelandalı askerler İngilizlerin oyununa gelip de mi Türklere karşı savaştı, yoksa İtilaf devletlerinin İstanbul'a kavuşma emellerinin bir parçası olmak mı istedi? Bu sorunun cevabını tarihçilere bırakmak lazım ama bugün gördüğümüz bir gerçek var ki; o da, bir savaş tarihi üzerine dostlukların inşa edilebildiği. Bu dostluğa en iyi örneklerden birini 15 bin kilometrelik mesafeye aldırmadan Melbourne'den gelen 10 üniversite öğrencisi oluşturuyor. Çoğunluğu La Trobe Üniversitesi'nden olmak üzere, Avustralya'nın farklı üniversitelerden gelen bu grubun sloganı: 'Don't make enemies, make friends' (Düşman edinmeyin, dost edinin). Grupta yer alan öğrenciler binlerce askerin ruhundan yükselerek Gelibolu Yarımadası'nı saran atmosferi daha iyi hissedebilmek için geldiklerini anlatıyor. Çanakkale'ye ilk defa bu yıl gelen öğrenciler, Türkler ve Anzaklar arasında karşılıklı empati ve anlayışı geliştirebilmenin her şeyden önce hissetmekten geçtiğini düşünüyor. İstanbul'u da gezen gençler, şehre doyamadıklarını belirtiyor.
La Trobe Üniversitesi Gençlik Kulübü Başkanı (SPARK) Hasan Yılmaz ve Melbourne Üniversitesi Kültürlerarası Diyalog Derneği Başkanı Müjdat Keser, üniversiteler düzeyinde ilk defa gerçekleştirdikleri Çanakkale gezisine olan taleplere yetişemediklerini ve Avustralyalı öğrencilerin bu ilgisine cevap verebilmek için bu geziyi her sene düzenlemeyi kararlaştırdıklarını anlatıyor. Müjdat Keser ve Güner Hüssein, anma törenleri esnasında gördüklerinden çok etkilenmiş. Havaya doğru yükselen alevlerin bir anda rengarenk çiçeklere dönüşmesi, tam da hislerine tercüman olacak bir tablo çıkarmış. Üç günlük ziyaretleri esnasında efsaneleşen ama efsane olmayan hikâyeler dinlemişler. Düşman cephelerin birbirlerine sigara ve bisküvi paketleri fırlatmaları, Anzak askerlerin, dinledikleri ezan sesinin, müezzinin şehadeti üzerine kesilmesi sebebiyle üzüntüye boğulmaları, bugün bile hatırlanan insan hikâyelerine dönüşmüş. Kendilerini en çok etkileyen karelerden biri de; ateşkes esnasında yaralı Anzak subayını kucağında taşımak suretiyle arkadaşlarına emanet eden Mehmetçik'i tasvir eden 'Mehmetçiğe Saygı Anıtı' olmuş.
Avustralya'da bir sivil toplum kuruluşu başkanı olan Mathew Restall ise Avustralya askerlerinin Gelibolu Yarımadası'ndaki Anzak çıkarmasının yıldönümünü anmak amacıyla Avustralya'da her yıl 10-15 bin kişinin toplanarak anma törenleri düzenlediğini fakat hadiseyi bir de Türk bakış açısından değerlendirmek istediğini söylüyor. Restall, "Burada şafak ayininde hissedilen o havayı Avustralya'da hissedemiyoruz. Hem Avustralyalıların hem de Türklerin duygularına tanık olmak istiyoruz" diyor. Bu müthiş hadisede her iki cephenin de cesaret ve fedakarlık gösterdiğinin altını çizen Restall, Türklerle tarihe duyulan şükran ve saygı duygularında buluştuklarını vurguluyor. İstanbul'u da gezen öğrenciler şehre doyamadan ayrılmak zorunda oldukları için üzgünler ama seneye başka arkadaşlarıyla yine geleceklerini söylüyorlar. Türk aileleri tarafından ağırlanan öğrencilerden Restall, eskiden Türkiye denince aklına 'Anzak Koyu'nun geldiğini, bundan sonra ise Türkiye denince aklına 'arkadaş canlısı insanlar'ın geleceğini söylüyor.
Zaman
