Dalâletten halâsın, Allah’ın rahmetine vüsulün en kısa yolu var mı?

Dalâletten halâsın, Allah’ın rahmetine vüsulün en kısa yolu var mı?

Rahîm, Raûf ve zü’l-Minen Hazretlerinin inayet ve lütuflarından olarak, tevbe ve istiğfar gibi kullarına ihdâ eylediği, miftâh-ı kerem ve ihsana, çok günahkâr ve terbiyesiz olan ben sefil Yusuf

A+A-

Risale Haber-Haber Merkezi

(Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin Barla Lâhikası adlı eserinden bölümler.)

Risale-i Nur’un ehemmiyetli bir şâkirdi olan Yusuf’un bir fıkrasıdır.

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ وَبِهِ نَسْتَعِينُ 1

Rahîm, Raûf ve zü’l-Minen Hazretlerinin inayet ve lütuflarından olarak, tevbe ve istiğfar gibi kullarına ihdâ eylediği, miftâh-ı kerem ve ihsana, çok günahkâr ve terbiyesiz olan ben sefil Yusuf Toprak, bütün fezâyıh ve i’tisaflarıma rağmen, tevessül ettikçe bana fazlından verdiği mazhariyetin kıymetini takdir etmek, ona şükreylemek şöyle dursun, bilakis küfran-ı nimet, defâatle nakz-ı ahd, irtikâb-ı kizb ve hıyanet eylediğim için, derin kasavete, kesif zulmete, müthiş dalâlete hakkıyla mâruz kalan kalbimin, ruhumun aldığı müzmin ve münkis yarayı tedavi çaresini taharri yolunda aklımı, zevkimi kaybetmiş, adeta çılgın bir hale girmiştim. Başvurduğum her tabib-i mânevîden aldığım ilâçlar, yaramı tedaviye, aklımı iknâa, lehfemi iskâta kâfi gelmedi.

Bizzarure, 2 قُلْ يَاعِبَادِىَ الَّذِينَ اَسْرَفُوا عَلٰى اَنْفُسِهِمْ âyet-i celilesinin mefhumuna tevessülen, me’lûf olduğum denâetlerden mütehassıl koyu lekeleri kal ve tathîre ve tarik-i Hakta sebata muîn olacak bir rehberi ararken, ortada hiçbir sebeb-i zahirî olmadığı halde, memleketimden Kastamonu’ya nefyim, şüphesiz, nefsime giran gelmiş ve hattâ yeis ve teessüfe kapılmıştım. Bilmiyordum ki, bu nefyimle,

وَعَسٰۤى اَنْ تَكْرَهُوا شَيْئًا وَهُوَ خَيْرٌ لَكُمْ وَعَسٰۤى اَنْ تُحِبُّوا شَيْئًا وَهُوَ شَرٌّ لَكُمْ وَاللهُ يَعْلَمُ وَاَنْتُمْ لاَ تَعْلَمُونَ 3

فَعَسٰۤى اَنْ تَكْرَهُوا شَيْئًا وَيَجْعَلَ اللهُ فِيهِ خَيْرًا كَثِيرًا 4

âyetlerinin sırrına mazhar edecek ve iltiyamı, ümit ve imkânsız gördüğüm mânevî yaralarımın tedavisine muktedir doktorların ve yanlarındaki kuvvetli mualecenin eserini, varlığını ve ism-i Hayy ve Hakîmin cilvesini şefkaten göstermek suretiyle, bana minnet üstünde minnet-i uhrevî yapmak içindir. Bu mülevves ahlâkımla ben neciyim ki, bu ihsân-ı azime nail olayım diye şaştım. Fakat, lehü’l-hamd ve’l-minne,

7 مَنْ طَلَبَنِى وَجَدَنِى 5 وَكَانَ بِالْمُؤْمِنِينَ رَحِيمًا 6 يَجِدِ اللهَ غَفُورًا رَحِيمًا

gibi işârât-ı celîle hatırıma gelmekle, bir derece mütesellî oldum.

Ey yaramın doktoru ve ey dalâlet uçurumunda yuvarlanan ruhumun halâskârı, ve ey İlâhî ve kudsî yolların rehberi; Evvelden hiç muarefemiz yokken, seni kal’a üstünde ilk ve tesadüfen gördüğümde “Dalâletten halâsın, Allah’ın rahmetine vüsulün en kısa yolu var mı?” diye sordum. “Çok kısa bir çare-i Kur’âniye vardır” diye buyurdunuz. Fakat dalâletim, gafletim, enâniyetim itibarıyla bu kısa ve merdâne cevaptaki hikmet-i azîme, nebeân-ı rahmete dikkat etmedim. Ruhuma ihanet ederek aldırmadım. Ve felâket-i mâneviyede bir müddet daha kalmış oldum.

Vaktâ ki, Risale-i Nur hattâ enhâr-ı Nur demesine şâyeste olan mektuplardan, yine tesadüfen elime geçen bir nüshayı görünce ve münderecatındaki hakaike dalınca, inayet-i Rabbânî, mu’cizat-ı Kur’ânî, himemat-ı Sübhânî, kerâmât-ı ruhânî eseri olmalıdır ki, kasî kalbime, âsi ruhuma, gafil aklıma, mağrur vicdanıma, sakîm düşünceme tak diye bir tokmak vuruldu. Bir intibah halkası takıldı. Hemen düşündüm. “Ulemanın midâd-ı aklâmı, şühedanın kanından mübecceldir” ve

9 اَلْعُلَمَاۤءُ وَرَثَةُ اْلاَنْبِيَاۤءِ 8 عُلَمَاۤءُ اُمَّتِى كَأَنْبِيَاۤءِ بَنِى اِسْرَاۤئِيلَ

gibi hadislerle Hazret-i İsâ’nın (a.s.) Havâriyûna, Hazret-i Muhammed’in (a.s.m.) Ensara tekliflerini ve onların icabetini hatırladım. Adeta, fetret devri denmeye sezâ olan bu zamanda, irsiyet-i Nübüvvet makamında, i’lâ-yı kelimetullah uğrunda maddeten uğraşan seyl-i dalâletle kapanmış olan râh-ı Hakka çığır açan bir recül-ü fedâkâra iltihak ve muavenet etmek ve bu vesileyle fırsatı ganimet bilerek, zulümattan nura mazhar olmak lüzumunu his ve intikal ettim. Pek âdi bir mahlûk olduğum ve kalbime müstevli, ağır dalâlet darbesi, kalın perdesi altında hasta bulunduğum için, fazileti, mâneviyatı anlamam. Zira, fazileti takdir edebilmek, fazileti bilmekle mümkündür. Yalnız, bunca mesâvi ve mütereddit hareketlerimle huzur-u sâmilerine lütfen kabulümde, yüksek ruhunuzdan yağan samimî şefkat, hakikî refet, halîmâne iltifat, kerîmâne hüsn-ü kabulünüz beni birtakım ümitlere, ihtiyarsız muhabbetlere sevk ve büyük sürurlara gark etti. Ancak Allah’ın en âciz, en aşağı, en günahkâr, en zâlim bir mahlûkunu arkadaşlığına kabul ve tahammül eden, bir şahsiyet-i alelâde olamayıp, kuvvetli püştibane, fütur götürmez bir mesnede mâlik olmak lâzım geldiğini teyakkun edebildim.

11 وَابْتَغُوا اِلَيْهِ الْوَسِيلَةَ وَجَاهِدُوا فِى سَبِيلِهِ 10 وَحَسُنَ اُولٰۤئِكَ رَفِيقًا

Riyakârlık olmasın, selim fikrinizden, ciddî tavrınızdan, Kur’ân’a ittibâ ve temessük yolundaki doğru irşadınızdan, hakikî sözlerinizden, samimî telkininizden, umumî hayırhah hissiyatınızdan kalbime, mecruh ruhuma uzanan tîğ-i şifa, neşter-i ümidin tesiriyle dilşad ve mutmain oldum. Türlü türlü evhamın açtıkları menfezlerden, rahnedar kalan ruhuma tamam ve muvafık buldum. Zira,

12 وَاتَّبَعُوا النُّورَ الَّذِى اُنْزِلَ مَعَهُ 
13 وَالَّذِينَ يُمَسِّكُونَ بِالْكِتَابِ
14 وَاعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللهِ جَمِيعًا
15 وَمَنْ يَعْتَصِمْ بِاللهِ فَقَدْ هُدِىَ اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ
16 فَقَدِ اسْتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقٰى
17 وَنُنَزِّلُ مِنَ الْقُرْاٰنِ مَاهُوَ شِفَاءٌ وَرَحْمَةٌ
18 هٰذَا بَياَنٌ لِلنَّاسِ وَهُدًى وَمَوْعِظَةٌ لِلْمُتَّقِينَ
19 تِلْكَ حُدُودُ اللهِ
20 قَدْ جَاۤءَكُمْ مِنَ اللهِ نُورٌ وَكِتَابٌ مُبِينٌ
21 وَاَنَّ هٰذَا صِرَاطِى مُسْتَقِيمًا
22 مَنِ اتَّبَعَ رِضْوَانَهُ سُبُلَ السَّلاَمِ

ve saire gibi hakikatler dimağıma yerleşti. Elbette bu keyfiyet bana hacc-ı ekber, râh-ı saâdet, ömr-ü ebed, tayr-ı devlet, enfâl-i ganimet sebebi olunca, sürurumdan ne kadar kabarsam ve siz halâskâr ve hakîm-i derdime, ne kadar teşekkür ve izhar-ı mahmidet eylesem hakkım olmaz mı? İşte bu vesiledir ki, beni Kur’ân dellâlının, Risale-i Nur Müellifinin şakirtliğine tahsis ve kabul ettirmek gibi, azîm lütuflarına mazhar kılan Rabb-i Rahîmime karşı, dünyada kaldığım ve imkân bulduğum müddetçe kalemimi, hayatımı bu uğurda istimal etmeye söz ve karar verdirdi.

Fazlaca söz söylemeye salâhiyetim ve o mertebeye istihkakım olmadığından, şimdilik kısa kesiyorum. Hizmetiniz umumî ve müessir, âmâliniz muvaffak, himmetiniz âli ve daim, emeğiniz makbul, sa’yiniz meşkûr, hayatınız mes’ut, ömrünüz efzûn, sıhhatiniz mahfuz olsun. Sonsuz minnettarlığımın kabulünü, mânevî himmet ve teveccühünüzün devamını rica eder, nurla meşgul, nurlu ellerinizi öperim, efendimiz, büyüğümüz. 15 Şubat 1359.

Talebe namzedi, sefil Yusuf Toprak

1 : Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla ve Onun yardımıyla. 
2 : “De ki: Ey günahta aşırı giderek nefislerine zulmetmiş olan kullarım!” Zümer Sûresi, 39:53. 
3 : “Belki sevmediğiniz şey hakkınızda hayırlıdır. Bazan da sevdiğiniz birşey sizin için şer olur. Allah herşeyi bilir, siz bilmezsiniz.” Bakara Sûresi, 2:216. 
4 : “Eğer siz onlardan hoşlanmayacak olsanız bile, olur ki sizin hoşunuza gitmeyen birşeyde Allah pek çok hayır yaratır.” Nisâ Sûresi, 4:19. 
5 : “Kim beni isterse beni bulur.” 
6 : “Mü’minler için Allah çok merhametlidir.” Ahzâb Sûresi, 33:43. 
7 : “Allah’ı çok bağışlayıcı ve çok merhamet edici bulur.” Nisâ Sûresi, 4:110. 
8 : “Âlimler peygamberlerin mirasçılarıdırlar.” Buharî, İlim: 10; Ebû Dâvud, İlim: 1; İbn-i Mâce, Mukaddime: 17; Dârimî, Mukaddime: 32; Müsned: 5:196. 
9 : “Ümmetimin âlimleri, İsrailoğullarının peygamberleri gibidir.” el-Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ: 2:64; Tecrid-i Sarih Tercümesi: 1:107. 
10 : “Onun rızasına ulaştıracak vesileleri arayın ve Onun yolunda cihad edin.” Mâide Sûresi, 5:35. 
11 : “Onlar ise ne güzel arkadaşlardır!” Nisâ Sûresi, 4:69. 
12 : “…Onunla indirilmiş olan nura uyanlar...” A’râf Sûresi, 7:157. 
13 : “Kitaba sımsıkı sarılanlara gelince...” A’râf Sûresi, 7:170. 
14 : “Allah’ın ipine hep birlikte sımsıkı sarılın.” Âl-i İmran Sûresi, 3:103. 
15 : “Her kim Allah’a sığınır ve Onun dinine yapışırsa, işte o küfre düşmekten korunup doğru yola ulaştırılmıştır.” Âl-i İmran Sûresi, 3:101. 
16 : “Allah’a iman eden, hiç kopmayacak bir zincir-i nuranîye yapışır, temessük eder.” Bakara Sûresi, 2:256; Lokman Sûresi, 31:22. 
17 : “Biz Kur’ân’dan mü’minler için bir şifa ve rahmet olan şeyi indiriyoruz.” İsrâ Sûresi, 17:82. 
18 : “İşte bu âyetler, insanlara hakikati apaçık gösteren bir beyan ve takvâ sahipleri için bir hidayet rehberi ve bir öğüttür.” Âl-i İmran Sûresi, 3:138. 
19 : “Bunlar Allah’ın sınırlarıdır.” Bakara Sûresi, 2:187. 
20 : “Gerçekten size bir nûr ve hakkı apaçık bildiren bir kitap gelmiştir.” Mâide Sûresi, 5:15. 
21 : “İşte Benim dosdoğru yolum budur.” En’âm Sûresi, 6:153. 
22 : “Allah, Kendi rızâsına uyan kimseleri selâmet yollarına eriştirir.” Mâide Sûresi, 5:16.

Devam edecek