Çözüm sürecinde Bediüzzaman gibi isimler yol gösteriyor

Çözüm sürecinde Bediüzzaman gibi isimler yol gösteriyor

Yeni Şafak yazarı çözüm süreci ile ilgili Bediüzzaman gibi isimlerin yol gösterdiğini söyledi

A+A-

Risale Haber - Haber Merkezi

Yeni Şafak yazarı Ergün Yıldırım Diyarbakır'da yapılan “Kürt Meselesine İslami Çözüm” çalıştayı münasebetiyle yazdığı "Çözüm sürecinde İslam" başlıklı yazısında Bediüzzaman Said Nursi gibi isimlerin İslami anlayışın otantik kaynaklarından beslenip, tarihsel tecrübelerinden faydalanarak ve modern dönem arayışlarıyla sentezleyerek yol gösterdiklerini ifade etti.

"Çözüm sürecinin ana öznesi Kürt meselesidir. Bu özne etrafında sözü olan ve kelamına kulak kesilmesi gereken İslamiyet’tir. Çünkü bu topraklarda bu kadar çok kavmi, dili, mezhebi ve çıkarları ortak bir üst aidiyet idealitesiyle bir arada tutmayı başaran ana dünya görüşü İslam olmuştur." diyen Yıldırım, mevcut problemin de İslami parametrelerle çözülebileceğinin altını çizdi.

Ergun Yıldırım'ın yazısının ilgili kısımları şöyle:

Çözüm sürecinde İslam

Çözüm sürecinin ana öznesi Kürt meselesidir. Bu özne etrafında sözü olan ve kelamına kulak kesilmesi gereken İslamiyet’tir. Çünkü bu topraklarda bu kadar çok kavmi, dili, mezhebi ve çıkarları ortak bir üst aidiyet idealitesiyle bir arada tutmayı başaran ana dünya görüşü İslam olmuştur. Yine bu topraklarda İslamiyet’in barış, kardeşlik, uhuvvet, dayanışma ve adalet ilkeleri yüzyıllarca işlerlik kazanmış ve Milletin ruhuna sinmiştir.
...

İslami siyaset anlayışı

İslami siyaset anlayışının ana parametreleri, Kürt sorununa da uyarlanabilir. Nedir bu parametreler? Öncelikle millet olmak. Belli değerler, tarihsel tecrübeler ve inançlar etrafında oluşan bir sosyolojik ve siyasal tahayyüldür millet olmak. İçinde çeşitli kavimleri/etnisiteleri, dilleri, mezhepleri vs. bulunduran bir konsepttir. Bu yönüyle “ulus”dan ayrışır. Ulus, bahsettiğimiz çoğullukları inkar eden bir siyasal birliktir. Bu siyasal birlik sosyolojiyi de mas eder. Bundan dolayı Kürtlerin dili, tarihi, varlığı vs. mas edilerek inkara gidildi ulus anlayışı ile. İslamiyet’te siyaset ulus devletin ötelerine uzanır. Bundan dolayı son yüzyılın tarihiyle çizilen sınırlarla kayıtlamaz kendisini. 1920’li yıllarda ünlü İslam düşünürü Said Halim Paşa dünya devlet adamalarına yazdığı mektuplarda bu konuya işaret eder. Osmanlının parçalanmasıyla sorunların derinleşeceğini söyler ve “İslam beldeleri arasında sınırların geçerliliği yoktur” önermesinde bulunur. 

Hakikaten İslam için belde, dar, vatan, memleket, toprak vs. ulus devlet siyasal öngörüleriyle tanımlanmaz. İslam beldeleri arasındaki sınırların bir geçerliliği yoktur. Sadece Nakşibendilik açısından konuya bakmamız yeterlidir. Nakşibendiliğin Mevlana Halidi Bağdadi ile beraber Mezopotamya, Kafkaslar ve Anadolu tamamıyla sarmalanır. Nakşilik hiçbir ulus devlet sınırına dahil olmaz. İslam toplumlarının içine yerleştiği beldeler arasındaki sınırlar hiçbir zaman sosyolojik geçerliliğe sahip olamadılar. Siyasal düzenlerin ulus devlet yapılarıyla bu sınırlar konuldu. Kürtler en başta olmak üzere İslam toplumları bu yapay sınırlara direniyor. Çözüm yeni sınırlar ihdas etmekten geçmez. Tam tersine sınırları yok sayarak millet tahayyülü ile sosyolojik gerçekliği kabul edip yeni açılımlara yönelmektir.

İslami çözümün üçüncü özelliği kardeşliktir. Müslümanların kardeşliği, eşit vatandaşlık siyasal düşüncesinin ve hukuk parametresinin sosyolojik temellerini anlatır. Üst siyasal yapıda çoğul kimlikleri eşit vatandaşlık temelinde teminata alırken, alt sosyolojik ilişkilerde Müslümanların kardeşliği çok büyük bir temel oluşturmaktadır. Müslüman kardeşliği, soylarımız, kavimlerimizi, etnistelerimiz ve dillerimiz kendimize hapishane haline getirmeyi aşar. Ortak millet ve ortak vatan üzerinde bu sınırların ötelerine geçerek beraber yaşamamızın dini varoluşsal anlamını meydana getirir. 

İslam’ın varlığının önemi

İslami çözüm her çeşit cemaat, parti, ideoloji vs. ötesinde genel İslami anlayışın otantik kaynaklarından beslenir, tarihsel tecrübelerinden faydalanır ve modern dönem arayışlarıyla sentezler. Said Halim Paşa, Muhammed İkbal, Bediüzzaman Said Nursi ve Mehmet Akif Ersoy modern İslam düşüncesinin tecrübelerini yansıtırlar ve bu konuda önemli müktesabatlarıyla bizlere yol gösterirler. Yüzyıl öncesinde, milletin dağılarak çeşitli ulus devletlere dönüştükleri ve milliyetçilik ideolojileriyle de meşrulaştıkları bir tarihi dönemde İslami çözümün perspektiflerini ana hatlarıyla ortaya koyarlar.

Çözüm sürecinin ana öznesi Kürt meselesidir. Bu özne etrafında sözü olan ve kelamına kulak kesilmesi gereken İslamiyet’tir. Çünkü bu topraklarda bu kadar çok kavmi, dili, mezhebi ve çıkarları ortak bir üst aidiyet idealitesiyle bir arada tutmayı başaran ana dünya görüşü İslam olmuştur. Yine bu topraklarda İslamiyet’in barış, kardeşlik, uhuvvet, dayanışma ve adalet ilkeleri yüzyıllarca işlerlik kazanmış ve Milletin ruhuna sinmiştir. Şimdi yine barışa, kardeşliğe, dayanışmaya ve millet olmaya ihtiyaç duyduğumuz bir dönemde katkı sağlayacak ana dünya görüşü İslam’dır. İslamiyet’in genel bir dünya görüşü olarak çözüm sürecine sunacağı katkı büyüktür. Büyük ana kitle Türklerin rızası için de yine İslam’ın varlığı önem taşır. Çünkü bu memlekette Türkler, Kürtleri kendi sosyolojik varlıklarının vazgeçilmez parçaları olarak görmesinde İslam’ın büyük bir etkisi vardır. Türkler, İslamiyet aracılığıyla Kürtlerin farklılıklarına açık bir algılama bilinci içinde olabilirler.

HABERE YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
3 Yorum