Cafer Bey’i ağlatan özürlü kumaşlar
Aklım ereli beri namazımı kılmaya çalışıyorum.
Bu arızalı, kusurlu kumaş parçaları gibi, onlar da eksik ve kusurlu gerekçesiyle öte âlemde yüzüme çarpılırsa ne olur benim halim! İşte ben buna ağlıyorum."
Cafer Bey, kumaş ticareti yapan bir esnaftır. Etrafında dürüstlüğü, çalışkanlığı, fedakârlığı, yardımseverliği ile nam salmıştır. Elde ettiği kazancının bir kısmını muhtaçlara ve özellikle de fakir talebelere dağıtmaktadır. Kendisi böyle hayırsever olduğu gibi etrafındaki esnaf arkadaşlarını da bu hayır yola girmeleri için teşvik etmektedir. Her yönüyle o, herkesin sevip saydığı örnek bir esnaftır.
Cafer Bey, bir gün dükkânında otururken yanına geçen gün bir top kumaş sattığı Mustafa Bey gelir. Mustafa Bey'in simasında biraz kızgınlıkla karışık bir şaşkınlık vardır. Selam verip içeri girer. Hal ve hatırdan sonra Cafer Bey'e,
- Geçenlerde sizden aldığım kumaş topu içinde özürler vardı. Bana kusurlu mal satmışsınız, der.
Cafer Bey, bu duruma çok şaşırır. Çünkü onun en çok dikkat ettiği husus müşterisini aldatmamaktır. Hemen yanına müşteri temsilcilerini çağırır ve müşteri temsilcilerinin birisinin yanlışlıkla özürlü kumaş topunu Mustafa Bey'e verdiği ortaya çıkar. Cafer Bey, özür dileyerek Mustafa Bey'e kumaş topunu yenisiyle değiştireceğini söyler.
Niçin ağlıyordu?
Aradan kısa bir zaman geçtikten sonra birden Cafer Bey'in gözleri dolu dolu olur ve ağlamaya başlar. Mustafa Bey, bu ağlamalara kendisinin sebep olduğunu düşünerek,
- Aman efendim, bu kadar üzülmeye değmez. Böyle hatalar olur. Sizin ne kadar güvenilir bir esnaf olduğunuz böyle ufak bir şeyle sarsılmaz. Kendinizi bu kadar harap etmeyin, der.
Ancak Cafer Bey'in ağzından orada bulunan herkesi şaşırtan şu sözler dökülür:
- Ben ona ağlamıyorum. Aklım ereli beri namaz kılıyorum. Ya bu arızalı, kusurlu kumaş parçaları gibi, onlar da eksik ve kusurlu gerekçesiyle öte âlemde yüzüme çarpılırsa ne olur benim halim! Ben ona ağlıyorum.
Evet, Cafer Bey'in bu sözleri bizim için çok büyük dersler ihtiva ediyor. Nitekim insan, namaz kapısını zorlamakla kendini ahirete ehil hale getirir ve cennet hayatının binlerce senesi bir anına denk olmayan Cenab-ı Hakk'ın cemalini müşahede imkânını elde eder.
Bu öyle büyük bir payedir ki, ayrı bir hususiyet ister ve bu hususiyeti de namaz temin eder. Basiretli insanlar, namazı en büyük ganimet bilir; Efendimizin beyanı içinde nefsanî ve şehevi arzularına denk ciddi bir istek ve arzu ile namazı özler, ona iştiyak duyar.
Namazını özene bezene kıl!
Rabbimiz, her tarafta kendine mahsus ses ve solukla bize kendini anlatıyor. Biz ise ötelerden sızıp gelen O'nun ışığının gölgesini görmekle tatmin oluyor, kalp huzuruna eriyoruz. Zira bu güzellik, bütün güzelliklerin, bütün renklerin, bütün nizam ve intizamların kaynağını teşkil ediyor.
İşte kul, bu kadar güzelliklere kaynaklık teşkil eden cennet ve cemalullahı müşahede liyakatini namaz sayesinde kazanıyor. O halde o, namaza gereken önemi göstermek ve onu özenip bezenerek kılmak zorundadır. Allah Resulü, bu ihtimamı anlatırken, "Namazınızı veda namazı kılıyor gibi kılın" buyuruyor. Dolayısıyla bize düşen görev namazımızı Rabbimize arz ediyor şekilde özene bezene, doya doya ve duya duya kılabilmektir.
Netice itibariyle kusurlu eda edilmiş amel, kusurlu satılmış mal gibidir. O ayıplı malı satanın yüzüne çarptıkları gibi kusurla ve eksik amel de onu işleyenin yüzüne çarpılacaktır. O halde insan amellerini ciddi ve samimi bir şekilde eda edip yerine getirmelidir.
SÖZÜN ÖZÜ
1. Namaz bizi Rabbimize yakınlaştırır.
2. Kusurlu eda edilmiş amel, kusurlu satılmış mal gibidir.
3. Namazın hakkını vererek onu doya doya ve duya duya kılmaya çalış.
BİR SORU-BİR CEVAP
Hızır (aleyhisselam) hâlâ yaşıyor mu?
Soru: Hızır (aleyhisselam) kimdir? Bir peygamber midir? Hâlâ yaşadığı, aramızda dolaştığı söyleniyor, doğru mudur? Zeliha Karahan
Kaynaklarımıza baktığımızda pek çok ulemanın Hızır'ın (aleyhisselam) peygamber olduğunu söylediklerini biliyoruz. Ancak bununla beraber peygamber olmadığını söyleyenler de olmuştur. Hz. Hızır, Hz. Musa zamanında yaşamış ve kendisiyle görüşmüştür. Nitekim bu husus Kur'an-ı Kerim'de Kehf Suresi'nde anlatılır.
Yaşayıp yaşamadığı meselesine gelince; bu hususta farklı görüşler vardır. Bazı hadislere dayanarak ölmediğini, kıyamete kadar yaşayacağını söyleyen âlimler olduğu gibi vefat ettiğini kabul edenler de vardır.
Ancak çağımızın büyük âlimlerinden Bediüzzaman Said Nursi, hayat tabakalarını beş kısma ayırarak Hz. Hızır'ın kendi hayat tabakasında yaşadığını söyler. Şöyle ki, hayat mertebeleri beştir:
1. Bizim hayatımızdır. Bizim hayatımızın devam edebilmesi için, yemek, içmek ve hava almak gibi zaruri ihtiyaçları görmek zorundayız.
2. Hz. Hızır ve Hz. İlyas (a.s) hayatlarıdır ki, bir anda birkaç yerde bulunabilirler. Yemek içmek zorunda olmamakla beraber, istedikleri zaman yerler, içerler ve beşeri duruma girerler.
3. Hz. İdris ve Hz. İsa (a.s) hayatlarıdır. Bu zatlar beşeriyet ihtiyaçlarından uzaklaşmışlardır. Melek hayatına benzer bir mertebeye çıktıklarından, bizimle hiç münasebetleri olmaz.
4. Şehitlerin hayatıdır. Kur'an'ın ifade ettiği gibi, şehitlere ölüler demek doğru olmaz. Çünkü onlar öldüklerinin farkında olmadığından, kendilerini hayatta bilmektedirler. Ve kabir ehlinden daha yüksek bir mertebede yaşamaktadırlar.
5. Kabir ehlinin hayat mertebeleridir. Ölülerin bile kendilerine münasip bir hayat mertebesinde oldukları Kur'an'ın ifadeleriyle sabittir.
İşte bu ifadelerden anlaşıldığı gibi, Hz. Hızır (a.s) hayattadır. Fakat bizim yaşadığımız hayat mertebesinde olmadığı için hayatı hakkında ihtilaflar olmuştur.
TEFEKKÜR ATLASI
Dalgaların sahibine teslim ol!
Bu hayatta mücadele etmek zorunda kaldığımız pek çok güçlük vardır. Bunlarla olan mücadelemiz, dalgalı bir denizde yüzerek sahile çıkmaya benziyor. Mücadelenin esas zorluğu da nasıl yüzmemiz gerektiğini bilmememizden kaynaklanıyor.
Dalgalarla boğuşmak yerine, dalgaların üstüne çıkarak yüzmeye çalışsaydık, hem daha az yorulur hem daha az boğulma riskine girmiş olurduk. Bu hayatta yaşadığımız her olay, sürekli üstümüze doğru gelen büyüklü küçüklü dalgalar gibidir. Dalgaların üzerine çıkmak ise denizin ve dalgaların sahibine teslim olmakla mümkündür.
BU HAFTA NE OKUYALIM?
Hayatımızı ideal manada nasıl planlayabiliriz?
Hayat çoğu zaman yanıltıcı biçimde bir tercihler manzumesi gibi görünüyor hepimize. Özellikle fiziksel gerçekliğe müdahale kabiliyeti bu noktada hepimizi yanıltan bir illüzyona dönüşüyor. Hâlbuki ne hayata gelişimiz ne de gidişimiz bizim tercihimiz değil. Hayatın bizi aşan yönlerine teslim olduğumuzun farkında olmayı başarabilsek keşke.
Işık Yayınları tarafından yayımlanan ve Bekir Dündar imzasını taşıyan "Hayatın Cilveleri" isimli kitap, kendi algılarımızın sınırlarında algılamaya çalıştığımız hayat gerçeğine geniş bir perspektiften bakabilmenin gayretini ortaya koyuyor. Olmasını istediklerimizi olması gerekenlerle karıştırdığımızı, istemediklerimizi yok sayma bağnazlığımızı hatırlatıyor bize. Ya hep kaybeden ya da hep kazanan olma modelinin insanı yoldan çıkaran iki damar olduğunu vurguluyor.
Hayatı dünya için harcamanın ne kadar acı olduğunu vurgularken, ahireti kazanabilmek için de dünya hayatının en büyük sermayemiz olduğunu hatırlatıyor yazar. Sınırlı olduğumuzun idrakine varıp iradelerimizin hakkını vermek suretiyle ideal bir hayat planlamanın yollarını da anlatmayı ihmal etmiyor.
Kitapta hangi konular işleniyor?
Kitap giriş bölümü haricinde, iman ve amele dair, hizmet ve infak mülahazaları ve müteferrik olmak üzere üç bölümden oluşuyor. İnsanının özelliklerinden, inkâra veya günaha düşme sebeplerinin tahlillerine, imanla ölmenin nasıl mümkün olacağından, ideal bir müminin hayatında dikkat etmesi gerekli olan esaslara kadar pek çok konuda yaşanmış örnekler eşliğinde aydınlatıcı bilgiler veriyor.
"Gerçek özgürlük hangisi? Nefsin bütün isteklerine karşı çıkmalı mı? Gerçek kişiliğimiz nerede saklı? İbadete vakit bulmak mı, vakit ayırmak mı? Allah kimlere hidayet etmez? Kime ağlamalı, sadece ağlamak yeterli mi? Kaç çeşit Müslüman var? Allah'ın merhameti nasıl tecelli eder? Niçin, ne zaman ve nasıl konuşmalı? Bozulan zaman mı, insan mı? Neden boşanıyoruz" gibi herkesi ilgilendiren pek çok soruya makul düzeyde cevaplar veren eser, soruların ve sorunların yıpratıcılığından sıyrılıp hayata biraz sakin ve dingin düşünceler eşliğinde bakabilme ayrıcalığı sunuyor okuruna.
"Hayatın Cilveleri", hayatın farkına varmak ve bakış açılarını yeniden ayarlamak için okunması gereken önemli bir rehber eser.
BUGÜN
