Ahmet Nebil SOYER

Ahmet Nebil SOYER

Yazarın Tüm Yazıları >

Bütün hayat bir teşehhüd, şahid olma seremonisi

A+A-

Bediüzzaman namazın ki miraç olduğuna göre, her durağı dolu dolu yaşanması gereken, özellikle duyularak, hissedilerek, dramatik tablolar hayal ederek kılınması gerektiğini anlatır. Abdest Allah’ın huzuruna gelinceye kadarki safhanın akabinde kulun kıbleye durup, Bismillah hattı veya asansörü ile bir anda Allah ile yüz yüze gelmesi ve O’na duyduğu veya duyması lazım gelen saygı ve azameti anlatması ciddi tablolar ihtiva eder. Fatiha, sahnenin açılışıdır. Yedi bölümlük bu surenin her kelimat-ı kudsiyesi sonsuz bir sinema sahnesi gibidir. Bu birinci kelimede Rab, alem ve hamd kelimeleri var. Sayısız alemleri birbiri içinde birbiri ile bağlantılı, hayata hizmet ettirmek için istihdam eden ve bu azametli faaliyetin kurgusu kendine ait olduğuna göre kendi sanatını terbiye faaliyetini seyreden büyük göz O’dur. Rububiyet fiilinin içindeki ona bağlı filler anlaşılmaya kalkılsa kulun “Elhamdülillahirabbilalemin” demesi anında donup kalması gerekir. Türkçede bir deyim vardır ya, “dondum kaldım” işte öyle.

Sözlükte “şehâdet getirmek, tahiyyata oturmak; şahitlik istemek” anlamlarına gelen teşehhüd, namaz kılarken kelime-i şehâdeti ihtiva eden Tahiyyat duasını okumayı ifade eder. Sahâbe ve tâbiîn dönemlerinde “tahiyyetü’s-salât, hutbetü’s-salât” adlarıyla anılan tahiyyata daha sonraki dönemlerde bu metnin sonundaki kelime-i şehâdetten dolayı teşehhüd ismi verilmiştir. Hz. Peygamber (asm) teşehhüdü namazlarda okumuş ve okunuş biçimini Kur’an’dan bir sûre öğretir gibi ashabına öğretmiştir. Büyük sahabeler tarafından nakledilen ve aralarında küçük farklar bulunan teşehhüd ibareleri ümmet tarafından benimsenmiştir.

Teşehhüd metni şöyledir:
“Et-Tahiyyâtü li’llâhi ve’s-salavâtü ve’t-tayyibât es-selâmü aleyke eyyühe’n-nebiyyü ve rahmetu’llāhi ve berekâtüh es-selâmü aleynâ ve alâ ibâdi’llâhi’s-sâlihîn eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve resûlüh.”

Başta geçen tahiyyat, salavat ve tayyibat hakkında değişik açıklamalar yapılmış olmakla birlikte ekser tarafından benimsenen bunların sırasıyla kavlî, bedenî ve malî ibadetler şeklindeki yorumudur.

Tahiyyat duasının anlamı şöyledir:
“Bütün tâzimler, övgüler, mülkler, kavlî, bedenî ve malî ibadetler Allah’a mahsustur. Ey Peygamber! Sana selâm olsun, Allah’ın rahmeti ve bereketi üzerine olsun. Selâm bize ve Allah’ın sâlih kullarına olsun. Kesin olarak bilir ve beyan ederim ki Allah’tan başka tanrı yoktur ve şehâdet ederim ki Hz. Muhammed Allah’ın kulu ve elçisidir.”

Resûl-i Ekrem’in mi‘rac gecesinde tahiyyat, salavat ve tayyibat kelimeleriyle Cenâb-ı Hakk’a tâzimde bulunduğu, O’nun da buna selâm, rahmet ve berekât kelimeleriyle mukabele ettiği, Resûlullah’ın gördüğü bu iltifat karşısında selâmın bütün peygamberler, melekler ve insanlar üzerine olmasını temenni ettiği, bunun üzerine bütün melekler kelime-i şehâdeti söylerler. Bu sebeple teşehhüd duasını okumanın, kulun mi‘racla sıkı bağı bulunan namaz ibadetinin belirli bölümlerinde mi‘rac gecesinde gerçekleşen bu olayın hâtırasını yâdetmesi ve bu vesileyle Allah’a tâzimlerini sunması, Resûlullah’a selâmlarını ve bağlılığını bildirmesi, Allah’ın kendisine, cemaate, meleklere ve sâlih kullara rahmetle muamele etmesini dilemesi gibi bir anlam taşıdığı kabul edilmiştir. Bediüzzaman Allah ile kulların mukabil tavırlarını anlatır.

Bu manayı Bediüzzaman tahiyyat ile ilgili yaptığı şerhde anlatır.

Evet, nasıl ki, Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâm اَلتَّحِيَّاتُ  kelimesiyle bütün zîhayatın ibâdât-ı fıtrîyelerini niyet edip takdim ediyor.

Öyle de, tahiyyatın hülâsası olan اَلْمُبَارَكَاتُ kelimesiyle de, bütün medar-ı bereket ve tebrik ve bârekâllah dediren ve mübarek denilen ve hayatın ve zîhayatın hülâsası olan mahlûklar, hususan tohumların ve çekirdeklerin, danelerin, yumurtaların fıtrî mübarekiyetlerini ve bereketlerini ve ubudiyetlerini temsil ederek, o geniş mânâ ile söylüyor.

Ve mübarekâtın hülâsası olan اَلصَّلَوَاتُ  kelimesiyle de, zîhayatın hülâsası olan bütün zîruhun ibâdât-ı mahsusalarını tasavvur edip dergâh-ı İlâhîye o ihâtalı mânasıyla arzediyor.

Ve اَلطَّيِّبَاتُ  kelimesiyle de, zîruhun hülâsaları olan kâmil insanların ve melâike-i mukarrebînin, salâvatın hülâsası olan tayyibat ile nuranî ve yüksek ibadetlerini irade ederek Mâbuduna tahsis ve takdim eder.

Hem nasıl ki o gecede Cenâb-ı Hak tarafından اَلسَّلاَمُ عَلَيْكَ يَۤا اَيُّهَا النَّبِىُّ  demesi, istikbâlde yüzer milyon insanların her biri, her gün, hiç olmazsa on defa اَلسَّلاَمُ عَلَيْكَ يَۤا اَيُّهَا النَّبِىُّ demelerini âmirâne iş'ar eder ve o selâm-ı İlâhî, o kelimeye geniş bir nur ve yüksek bir mânâ verir. Öyle de, Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâmın, o selâma mukàbil اَلسَّلاَمُ عَلَيْنَا وَعَلٰى عِبَادِ اللهِ الصَّالِحِينَ  demesi istikbalde muazzam ümmeti ve ümmetinin salihleri, selâm-ı İlâhîyi temsil eden İslâmiyete mazhar olmasını ve İslâmiyetin umumî bir şiarı olan mü'minler ortasındaki اَلسَّلاَمُ عَلَيْكَ - وَعَلَيْكَ السَّلاَمُ  umum ümmet demesini râciyâne, dâîyâne Hâlıkından istediğini ifade ve ihtar eder.”

“Evet Nasıl ki Resul-i Ekrem Aleyhisselatü vesselam “Ettahiyyatu kelimesiyle bütün zihayatın ibadat-ı fıtriyelerini niyet edip takdim ediyor.”

Her canlı kendisine verilen küreyi arzdaki görev bölüşümüne göre vazifelidir ve bu işi isteyerek canla başla yapar. Bunlar aynı zamanda onların ibadetleridir. Peygamberimiz (asm) bu bütün varlığın sahibi olan Allah’ın fonksiyonel canlılarının ibadetlerini Allah’a sunar. Çünkü onların varlıkları bu vazifeleriyledir.

Bediüzzaman namazın bütün duraklarında ifa edilen ilahi nükteler taşıyan cümleleri tahlil eder onlara genişlik ve tefekkür zenginliği kazandırır.

”Sonra teşehhüd edip, oturup bütün mahlûkatın tahiyyât-ı mübârekelerini ve salâvât-ı tayyibelerini kendi hesâbına o Cemîl-i Lemyezel ve Celîl-i Lâyezâle hediye edip ve Resûl-i Ekremine selâm etmekle bîatını tecdid ve evâmirine itaatini izhâr edip ve imânını tecdid ile tenvir etmek için şu kasr-ı kâinatın intizam-ı hakîmânesini müşâhede edip Sâni-i Zülcelâlin vahdâniyetine şehâdet etmek.”

Tahiyyatta oturma esnasında bütün yaratılanların mübarek görevlerini ve nezih salavatlarını, temsilcisi olduğu varlıkların adına Allah’a sunup hediye edip, temsil görevini ifa eder insan. Çünkü varlıklar yaptıkları işleri ancak onları şuurlu bir şekilde temsil eden birisi kanalıyla Allah’ın katında ifade edebilirler. İnsan namazda bütün varlığın temsilcisi olarak bu görevi yapar. Namaz çok ulvi bir görevdir, çünkü insan kendilerinden istifade ettiği varlıkların fiillerini şuurlu şekilde temsil etmeli ve Alllah’a takdim etmelidir. Namaz kılmayan bütün varlığın temsil edilmeyen hukukunun hesabını verecektir. Hakkı temsil iken vücudunu beninin tezyinine sarfeden insan büyük sorumluluk altındadır.

Aynı zamanda insan teşehhüdde yani Allah’ın huzurunda peygamber ile arasındaki bağı da güçlendirmektedir. Allah’ın varlıklarını badıheva gitmekten kurtaran tavır, aynı zamanda bütün varlığın hası ve anlamlarının tebeyyün etmesinin nedeni olan peygamberi ile de bağını güçlendirir, çünkü onun ümmeti ve tebliğinin en ciddi temsilcisidir. Her görevli nasıl bağlı bulunduğu resmi makama bağlılığını bir şekilde ifade ederse, aynı şekilde insan da her gün her namazda Peygambere ümmet olduğunu tekrar tekrar söyler ve onun sünnetine bağlılığını teyid eder, devama söz verir. Onun sünnetine sadakat göstereceğini fiilen ifade eder.

Aynı zamanda varlıkların görevini temsil, varlıkların en hasına bağlılığını teyid etmenin yanında bir görevi de, kainat sarayının hikmetle herşeyin yerli yerine konduğu, görüntüyü dramatik olarak hayal edip o dizilişten yerli yerindelikten ilahi bir seyir anlamı çıkarmaktır. Ne kadar zengin anlamlar ihtiva eder teşehhüd. Allah bizi bu şekilde hakkıyla O’nun huzurunda bu muhasebeyi yapanlardan etsin. Dünyanın kirlerinden uzak, teşehhüdün ikliminde bu anlamları derhatır ederek yaşamak işte gerçek namaz budur. Bunlar Bediüzzaman’ın namazının bizim anladığımız kadarı ile safhalarıdır. Mahkemede hakime “bizim davamız namazın davasıdır” diyen adam, devrin en dünyevi yetkilisine de yine namazın toplumdaki algısının dışında “namaz kılmayanın hain” olduğunu söyleyecek kadar yüksek bir sorumluluk ve cesaret örneği göstermiştir.

Bediüzzaman eserlerinin birçok yerinde tekrar tekrar bu teşehhüddeki manayı anlatır:

“Zevi’l-hayat olanların tezâhürât-ı hayatiye denilen, Hàlıklarına tahiyyâtları; ve rumuzât-ı hayatiye denilen, Sâni’lerine tesbihâtları; ve semerât ve gàyât-ı hayatiye denilen, Vâhibü’l-Hayata arz-ı ubûdiyetlerini bilerek müşâhede etmek, tefekkür ile görüp, şehâdetle göstermektir.”

Burada tahiyyattaki görev bütün hayata yansıtılmıştır. İnsan sadece namazın o bölümünde değil günlük hayatında da varlıkların vazifelerini, tesbihatlarını, ubudiyetlerini görmeli ve bu büyük anlam okyanusunda nuranileşmelidir. Bu anlamları düşünerek dünyanın kirli yüzünden ancak insan silkinebilir.

Ağaçlar ve yaprakları da tahiyyat görevlerini yaparlar, zikrederler. Mana ne kadar genişletiliyor, bütün kainatı kuşatıyor. Adeta bütün hayat bir teşehhüd mütalaasıdır.

“Mâdem ağaçlar, birer cesed oldu; bütün yapraklar dahi diller oldu. Demek her biri, binler dilleri ile havanın dokunmasıyla "Hû, Hû" zikrini tekrar ediyorlar. Hayatlarının tahiyyâtıyla Sâniinin Hayy-ı Kayyûm olduğunu ilân ediyorlar.”

Sadece insan değil melekler de bitkilerin tesbihatlarını Allah katında temsil ederler, çünkü an anlamlı iş varlıkların kainattaki görev bölümünde vazifelerini şevkle yapmalarıdır. Bu yüzden Peygamberimiz (asm) ve namaz kılan bir mümin ve melekler de bu görevleri Allah’a takdim etmelidirler. Teşehhüd ne kadar gittikçe genişleyen bir temsil görevidir, Allah bunu hakkıyla görüp ifa edenlerden etsin.

“Ve bilhassa zeminin tarlasındaki nebâtâta nezâretleri, onların tesbihât-ı mâneviyelerini melek lisâniyle temsil etmek ve onların hayatlarıyla Fâtır-ı Zülcelâle karşı takdim ettiği tahiyyât-ı mâneviyelerini melek lisâniyle ilân etmek; hem onlara verilen cihazâtı hüsn-ü istimâl etmek ve bâzı gàyelere tevcih etmek ve bir nevi tanzim etmekten ibârettir.”

Canlılar da görevlerinin en ideal ve yerindelikle ifa edip yerine getiriyorlar. Öyle ki ifa ederken hem de güzel duruşlar sergiliyorlar. Bunlara “bedii bir tarzda” diyor Bediüzzaman. Ne kadar seyretmekten zevk alıyor ve onu en yerinde kelime ile ifade ediyor. Bedi kelimesi güzelden çok farklı ve en estetik güzel ifade etme şeklidir. Kendisi de Bedii olan bu büyük zat varlıkların duruşlarını, görev ifalarını bedii olarak ifade ediyor. Sütü imal edip sonra insana hürmetle sunan koyun, ürettiği şeftaliyi bir garson nezaketiyle insana sunan ağaç ve diğer nebatlar hepsi bedii estetik güzelliklerle hem duruyorlar hem ifade ediyorlar.

“Elhâsıl: Kâinat sarayında hizmet eden hayvanât, kemâl-i itaatle evâmir-i tekviniyeye imtisâl edip, fıtratlarındaki gàyeleri güzel bir vecihle ve Cenâb-ı Hakkın nâmiyle izhâr ederek, hayatlarının vazifelerini bedî bir tarz ile Cenâb-ı Hakkın kuvvetiyle işlemekle ettikleri tesbihât ve ibâdât, onların hedâyâ ve tahiyyâtlarıdır ki, Fâtır-ı Zülcelâl ve Vâhib-i Hayat dergâhına takdim ediyorlar.”

Hiç tekrara düşmemiş aynı hakikatı farklı yerlerde farklı farklı şekillerde ifade etmiş.

Tahiyyatın yeni bir boyutu da  bize islam ile serfiraz etmiş olan Allah’adır.

“Cümle tahiyyat, ol Hâkim-i Ezel ve Hakîm-i Ezelî ve Rahmân-ı Lemyezelîye elyaktır ki, bizi İslâmiyetle serfiraz ve şeriat-ı garrâyla sırat-ı müstakîme hidayet etmiştir.Öyle bir şeriat ki, akıl ve nakil, dest-bedest ittifak vererek ol şeriatın hakaikinin hakkaniyetini tasdik etmişlerdir.”

Aynı mana bahrından cümleler. İnsanın tahiyyat görevinin, beşer aklının kavrayamacağı bir boyutta olduğunu ifade ediyor.

“İşte bütün o masnuât, bütün onlardan matlûb neticeleri nihayet derecede ve gayet güzel bir sûrette gösterdiklerinden ve ibâdât-ı mahsusa ve tesbihât-ı hususiye ve tahiyyât-ı muayyene ile tâbir edilen evâmir-i tekviniyeye karşı onların itaatleri ve onlardan matlûb olan makàsıd-ı Rabbâniyenin husûlünden hâsıl olan ve iftihar ve memnuniyet ve ferahla, tâbir edemediğimiz maânî-i mukaddese ve şuûn-u münezzeh, o derece âlî ve mukaddestir ki; bütün ukùl-ü beşer ittihad edip bir akıl olsa, yine onların künhüne yetişemez ve ihâta edemez.”

Yeni teşehhüdün şahit olmanın anlam derinliğinden; “Hem hadsiz zîhayatların Hâlıklarına vâsıfâne tahiyyatlarını ve şâkirâne tesbihat hediyelerini anlamak, müşahede etmek ve şehadetle ilân etmektir.”

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
6 Yorum