1. HABERLER

  2. İSLAM

  3. Bulutları ölü bir beldeye sevk etmişiz, o yere ölümünden sonra hayat vermişizdir
Bulutları ölü bir beldeye sevk etmişiz, o yere ölümünden sonra hayat vermişizdir

Bulutları ölü bir beldeye sevk etmişiz, o yere ölümünden sonra hayat vermişizdir

Ayet meali

A+A-

Bismillahirrahmanirrahim

Cenab-ı Hak (c.c), Fatır Sûresi 9-10. ayetlerinde meâlen şöyle buyuruyor:

9-Ve Allah O (Rabbiniz)dir ki, bulutları hemen harekete geçiren rüzgârları gönderdi. Sonra onu (o bulutları) ölü bir beldeye sevk etmişizdir de, onunla o yere ölümünden sonra hayat vermişizdir. İşte (öldükten sonra) dirilme de böyledir!

10-Kim izzet (şan ve şeref) istiyorsa, o hâlde (bilsin ki), izzet tamâmıyla Allah’ındır. Güzel söz O’na yükselir; sâlih amel de onu (o güzel sözü) yükseltir. (*) Kötülüklerle tuzak kuranlara gelince, onlar için (pek) şiddetli bir azab vardır. İşte onların tuzağı yok mu, (bil‘akis) kendisi darmadağın olur.

(*) “Hava unsurunun yüksek ve ehemmiyetli vazîfesi اِلَيْهِ يَصْعُدُ اْلكَلِمُ الْطَيِّبُ [Güzel söz O’na yükselir] âyetinin sırrıyla, güzel ve ma‘nîdâr (ma‘nâlı) ve îmânî ve hakīkatli kelimelerin kalem-i kaderin istinsâhıyla (çoğaltmasıyla) ve izn-i İlâhî ile intişâr etmesiyle (yayılmasıyla) bütün küre-i havadaki melâike ve rûhânîlere işittirmek ve Arş-ı A‘zam tarafına sevk etmek için kudret-i İlâhî kaleminin mütebeddil (değişebilen) bir sahîfesi olmaktır. Mâdem havanın kudsî vazîfesinin, hikmet-i hılkatinin (yaratılış hikmetinin) en mühimi budur. Ve rûy-i zemîni (yeryüzünü) radyolar vâsıtasıyla bir tek menzil (yer) hükmüne getirip nev‘-i beşere (insan nev‘ine) pek büyük bir ni‘met-i İlâhiye olmaktır. 
Elbette ve elbette beşer, bu pek büyük ni‘mete karşı bir umûmî şükür olarak, o radyoları herşeyden evvel kelimât-ı tayyibe (temiz sözler) olan Kelâmullâh’ın (Allah Kelâmı’nın), başta Kur’ân-ı Hakîm ve hakīkatleri ve îmânın ve güzel ahlâkların dersleri ve beşerin lüzumlu ve zarûrî menfaatlerine dâir kelimâtları olmalı ki o ni‘mete şükür olsun. Yoksa ni‘met böyle şükür görmezse, beşere zararlı düşer.” (Emirdağ Lâhikası-II, 88)