Dr. Bilal TANRIVERDİ
Risale-i Nur Perspektifinden Dijital Hafıza ve Unutulma Hakkı
İnternetin en büyük kabiliyetlerinden biri hatırlamaktır.
Fakat bu kabiliyet, aynı zamanda dijital çağın önemli hukuk problemlerinden birini doğuruyor.
Bir kişi yıllar önce yaptığı bir hata, hakkında yayımlanmış eski bir haber, sona ermiş bir dava veya artık güncelliğini kaybetmiş bir olayla ömrünün sonuna kadar tanımlanabilir mi?
İnsan değişebilir.
Hayat değişebilir.
Hukukî durum değişebilir.
Fakat arama motoruna bir isim yazıldığında on beş yıl önceki bir haber birkaç saniye içinde yeniden bugüne taşınabilir.
İşte burada hukuk yeni bir soruyla karşı karşıyadır: Geçmişte doğru ve hukuka uygun biçimde yayımlanmış bir bilgi, ila nihaye aynı kolaylıkla erişilebilir olmak zorunda mıdır?
Bu sorunun cevabı bizi “unutulma hakkı”na götürüyor.
Unutulmak, Geçmişi Silmek Değildir
Öncelikle önemli bir ayrım yapmak gerekiyor.
Unutulma hakkı, insanın geçmişini yeniden yazma hakkı değildir.
Gerçekleşmiş bir olayın hiç gerçekleşmemiş sayılması da değildir. Tarihi yok etmek hiç değildir.
Mesele, geçmişte yayımlanması hukuka uygun olan bir bilginin zaman geçtikten sonra kişinin bugünkü hayatı üzerinde ölçüsüz bir etki doğurup doğurmadığıdır.
Kişisel Verileri Koruma Kurulu, 23 Haziran 2020 tarihli ve 2020/481 sayılı kararında unutulma hakkını bu çerçevede ele alıyor. Kurul, geçmişte hukuka uygun ve doğru biçimde yayımlanmış bilgilerin zamanın geçmesiyle erişimden kaldırılmasının veya yeniden gündeme getirilmemesinin talep edilebilmesini bu hakkın kapsamı içinde değerlendiriyor.
Türk hukukunda ayrıca “Unutulma hakkı” adıyla müstakil bir hüküm bulunmasa da Anayasa’nın kişisel verilerin korunmasına ilişkin düzenlemeleri ile KVKK’nın silme, yok etme ve ilgili kişinin haklarına ilişkin hükümleri bu korumanın hukukî zeminini oluşturuyor.
Burada çok önemli bir kelime var:
Zaman.
Çünkü bilgi aynı bilgi olsa bile zaman içinde taşıdığı anlam değişebilir.
On beş yıl önce kamu yararı taşıyan bir haber, bugün aynı kişinin bütün hayatını tanımlayan bir dijital etikete dönüşebilir.
Bir İnsan Arama Sonucundan mı İbarettir?
Anayasa Mahkemesinin 2016 tarihli N.B.B. kararı bu konuda Türkiye açısından temel kararlardan biridir.
Başvuruya konu olayda, yaklaşık on dört yıl önce yayımlanan ve kişinin geçmişte aldığı bir mahkûmiyete ilişkin haberler internet arşivinde erişilebilir durumda kalmıştı.
Anayasa Mahkemesi; haberin güncelliğini kaybetmesini, kişinin siyasi veya medyatik bir kişiliğe sahip olmamasını ve bilginin artık kamu açısından kolay erişilebilir olmasını gerekli kılan üstün bir yararın bulunmamasını dikkate aldı. Sonuçta kişinin şeref ve itibarının korunması hakkının ihlal edildiğine karar verdi.
Kararın asıl önemi ise şu noktadadır:
Mahkeme, unutulma hakkını tarihin silinmesi şeklinde anlamıyor.
Aksine internet haber arşivlerinin basın özgürlüğünün koruması altında bulunduğunu özellikle vurguluyor. Çözüm bazen haberin tamamen yok edilmesi değil; kişinin adıyla haber arasındaki bağlantının zayıflatılması, kişisel verilerin anonimleştirilmesi veya belirli erişim yollarının sınırlandırılması olabilir.
Dolayısıyla mesele yalnız “Bu haber doğru muydu?” sorusundan ibaret değildir.
Bir başka soru daha vardır: Bu doğru bilginin yıllar sonra kişinin karşısına aynı ağırlıkla çıkarılmasında hâlâ kamu yararı var mı?
İnternetin Hafızası ile İnsanın Değişme Hakkı Arasında
Avrupa hukukunda da aynı tartışma uzun süredir devam ediyor.
Avrupa Birliği Adalet Divanının 2014 tarihli Google Spain kararı, arama motorlarının yalnızca tarafsız birer adres defteri olmadığını; kişisel verileri bulduklarını, indekslediklerini ve kişinin adı üzerinden erişilebilir hâle getirdiklerini ortaya koydu.
Mahkeme, belirli şartlarda kişinin kendi adıyla yapılan aramalarda bazı bağlantıların sonuç listesinden çıkarılmasını talep edebileceğini kabul etti.
Burada da dikkat edilmesi gereken nokta şudur: İndeksten çıkarmak ile bilgiyi yok etmek aynı şey değildir.
Bir gazete haberi arşivinde kalabilir.
Fakat kişinin ismi arama motoruna yazıldığında o haberin sürekli ilk karşılaşılan kimlik bilgisine dönüşmesi başka bir meseledir.
Bu ayrım, dijital çağda insanın korunması bakımından oldukça önemlidir.
2018’de uygulanmaya başlayan Avrupa Birliği Genel Veri Koruma Tüzüğü’nün 17. maddesi de açıkça “silme hakkı (unutulma hakkı)” başlığını taşır. Fakat bu hak mutlak değildir. İfade ve bilgi özgürlüğü, hukukî yükümlülükler, kamu yararı, bilimsel veya tarihî araştırmalar ve hukukî talepler gibi durumlarda silme hakkı sınırlandırılabilir.
Avrupa Veri Koruma Kurulunun arama motorlarına ilişkin rehberi de aynı nedenle unutulma hakkını otomatik bir silme işlemi olarak değil, temel haklar arasında yapılması gereken bir denge değerlendirmesi olarak ele almaktadır.
Demek ki hukuk ne sınırsız bir dijital hafızayı ne de sınırsız bir unutmayı kabul ediyor.
Aradığı şey ölçüdür.
Risale-i Nur: İnsan Bir Hatasından İbaret Değildir
Meseleye Risale-i Nur perspektifinden bakıldığında ise hukukî tartışmanın arkasındaki daha temel insan problemi görülür: Bir insan yaptığı tek bir fenalıkla bütünüyle tanımlanabilir mi?
Bediüzzaman, Yirmi İkinci Mektup’ta çok dikkat çekici bir ölçü ortaya koyar:
“Mü’min kardeşinden sana gelen bir fenalığı, bütün bütün ona verip, onu mahkûm edemezsin.”
Bu ifade elbette modern anlamdaki “unutulma hakkı”nı düzenleyen bir hukuk normu değildir.
Fakat insanı değerlendirme biçimi bakımından son derece önemli bir ahlâkî ilke ortaya koymaktadır: İnsan, tek fiiline indirgenemez.
Bir insan hata yapmış olabilir. Fakat o insan yalnız o hatadan meydana gelmez.
Hayatının önceki ve sonraki dönemleri vardır.
İyilikleri vardır.
Değişimi vardır.
Pişmanlığı vardır.
Telafisi vardır.
Yeni bir başlangıç yapabilme imkânı vardır.
Risale-i Nur’da aynı bölümde, geçici bir hadiseye uzun süreli kin ve düşmanlıkla karşılık vermenin insaf ve vicdanla bağdaşmadığı da ifade edilir.
Dijital çağın problemi tam da burada ortaya çıkıyor: İnsan unutabilir. Toplum unutabilir. Fakat algoritma unutmaz.
Ve unutmadığı bilgiyi yıllar sonra aynı insanın karşısına yeniden çıkarabilir.
Bu durumda teknoloji, insanın geçmişini yalnız hatırlamakla kalmaz; bazen onu sürekli yeniden üretir.
Dijital Tecessüs
Kur’ân-ı Kerîm’in Hucurât Sûresi’ndeki ölçüsü de dijital çağ bakımından yeniden düşünülmeye değerdir: “Gizlilikleri araştırmayın…” / Ey iman edenler! Zannın çoğundan sakının; çünkü bazı zanlar günahtır. Gizlilikleri araştırmayın, birbirinizin gıybetini yapmayın; herhangi biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? Tabii ki bundan tiksindiniz! Allah’a itaatsizlikten de sakının. Allah tövbeleri çokça kabul etmektedir, rahmeti sonsuzdur./
Diyanet’in Kur’an Yolu tefsirinde bu yasak; insanların gizli hâllerini, kusurlarını ve özel durumlarını araştırmak anlamındaki tecessüs çerçevesinde açıklanmaktadır. Aynı âyet zanna dayalı hüküm vermeyi ve gıybeti de birlikte yasaklamaktadır.
Bugün tecessüs yalnız kapı arkasından dinlemek veya bir insanın özel hayatını gizlice araştırmak şeklinde gerçekleşmiyor.
Bir kişinin adını arama motoruna yazıp on beş-yirmi yıl önceki bütün hayatını birkaç dakika içerisinde ortaya dökmek de dijital çağda yeni sorular doğuruyor.
Elbette kamu yararı varsa; bir kişi kamusal görev yürütüyorsa; bilgi güncelliğini koruyorsa; toplumun bilmesi hukuken önemliyse; haber değeri devam ediyorsa unutulma talebi otomatik olarak üstün tutulamaz.
Çünkü bir hukuk devleti insanın itibarını koruduğu kadar toplumun bilgi edinme ve basının haber verme özgürlüğünü de korumak zorundadır.
Unutulma hakkının en zor yanı da budur.
Doğru cevap her olayda aynı değildir.
Beraat Eden İnsan İnternette Mahkûm Kalabilir mi?
Meseleyi daha somut düşünelim.
Bir kişi hakkında soruşturma açıldığını varsayalım.
Haber yayımlansın.
Aradan zaman geçsin ve kişi beraat etsin.
Fakat internette ilk haber yüzlerce yerde kalırken beraat haberi aynı görünürlüğe ulaşmasın.
On yıl sonra işveren kişinin ismini aradığında karşısına yalnız ilk haber çıksın.
Hukuken beraat eden insan, dijital dünyada hâlâ sanık olarak yaşayabilir.
Benzer durum eski borç haberlerinde, disiplin olaylarında, gençlik dönemindeki hatalarda veya yıllar önce sona ermiş çeşitli hukukî uyuşmazlıklarda da ortaya çıkabilir.
İşte unutulma hakkının asıl meselesi burada belirginleşir: Hukukî sonuç sona ermişken dijital ceza devam edebilir mi?
Bu nedenle unutulma hakkı bazen bir bilgiyi ortadan kaldırmaktan çok, bilginin kişinin bugünkü kimliğini tek başına belirlemesine engel olmaktır.
KVKK Kurulu da bu sebeple her olayda kişinin hakları ile kamunun bilgi edinmedeki menfaatinin dengelenmesini istemektedir. İlgili kişi önce arama motoruna başvurabilmekte; talebin reddedilmesi veya cevapsız kalması hâlinde Kurula başvuru veya yargı yolu gündeme gelebilmektedir.
Unutulma Hakkı, İkinci Bir Hayat Hakkıdır
Hukuk geçmişi değiştiremez.
Değiştirmemelidir de.
Fakat hukuk, geçmişin insanın bütün geleceğini rehin almasına sınır koyabilir.
Çünkü hukuk yalnız toplumun hafızasını değil, insanın onurunu ve yeniden başlayabilme imkânını da korur.
Yıllar önceki bir olayın hiçbir güncellik ve üstün kamu meşru yararı kalmadığı hâlde bir insanın adıyla yıllarca dolaşması da ayrıca sorgulanmalıdır.
Risale-i Nur’un insanı tek bir fenalığıyla bütünüyle mahkûm etmeyen yaklaşımı ile modern hukukun unutulma hakkı tam olarak aynı kavram değildir.
Fakat ikisi önemli bir noktada buluşur: İnsan geçmişinden ibaret değildir.
Dijital çağın hukukuna düşen görev, toplumun bilme hakkıyla insanın yeniden başlayabilme hakkı arasında adil bir sınır kurmaktır.
Çünkü internetin her şeyi hatırlaması teknolojik bir başarı olabilir.
Fakat her hatıranın sonsuza kadar insanın karşısına çıkarılması adalet değildir.
Unutulma hakkı gerçeği silme hakkı değildir.
Geçmişin, insanın bütün geleceğine dönüşmesine engel olma hakkıdır.
Ve belki dijital çağın insan onuruna ilişkin en önemli sorularından biri artık şudur: Bir insanın hatasını ne kadar süre hatırlayacağımıza algoritmalar mı karar verecek, meşru hukuk mu?
Yasal (kanuni) olan her kural, ahlaki, adil veya toplumsal olarak meşru olmayabilir. Hukuk felsefesinde pozitif hukuk (yürürlükteki kurallar) ile ideal hukuk / adalet (vicdani, ahlaki, evrensel değerler) ayrımı bu esasa dayanır.
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.