Beşerin zulümâtlı isyanına kâinât kızıyor

Beşerin zulümâtlı isyanına kâinât kızıyor

Günün Risale-i Nur dersi

Bismillahirrahmanirrahim

ONDÖRDÜNCÜ SÖZ’ÜN ZEYLİ
...

ALTINCI SUÂLİN TETİMMESİ VE HÂŞİYESİ: Ehl‑i dalâlet ve ilhâd, mesleklerini muhâfaza ve ehl‑i îmânın intibâhlarına mukàbele ve mümânaat etmek için, o derece garip bir temerrüt ve acip bir hamâkat gösteriyorlar ki, insanı insaniyetten pişman eder.

Meselâ: Bu âhirde beşerin bir derece umumiyet şeklini alan zulümlü, zulümâtlı isyanından, kâinât ve anâsır‑ı külliye kızdıklarından ve Hàlık‑ı arz ve semâvât dahi, değil hususî bir Rubûbiyet, belki bütün kâinâtın, bütün âlemlerin Rabbi ve Hâkim’i haysiyetiyle, küllî ve geniş bir tecellî ile kâinâtın heyet-i mecmuasında ve Rubûbiyet’in dâire‑i külliyesinde nev-i insanı uyandırmak ve dehşetli tuğyanından vazgeçirmek ve tanımak istemedikleri kâinât Sultan’ını tanıttırmak için emsâlsiz, kesilmeyen bir su, hava ve elektrikten; zelzeleyi, fırtınayı ve Harb‑i Umumî gibi umumî ve dehşetli âfâtı, nev-i insanın yüzüne çarparak onunla hikmetini, kudretini, adâletini, kayyûmiyetini, irâdesini ve hâkimiyetini pek zâhir bir sûrette gösterdiği hâlde; insan sûretinde bir kısım ahmak şeytanlar ise, o küllî işârât‑ı Rabbâniye’ye ve terbiye‑i İlâhiye’ye karşı eblehâne bir temerrüt ile mukàbele edip diyorlar ki: “Tabiattır; bir mâdenin patlamasıdır, tesâdüfîdir. Güneş’in harâreti elektrikle çarpmasıdır ki, Amerika’da beş saat bütün makineleri durdurmuş ve Kastamonu Vilâyeti cevvinde ve havasında semâyı kızartmış, yangın sûretini vermiş.” diye mânâsız hezeyanlar ediyorlar.

Dalâletten gelen hadsiz bir cehâlet ve zındıkadan neş'et eden çirkin bir temerrüt sebebiyle bilmiyorlar ki: Esbap yalnız birer bahânedirler, birer perdedirler. Dağ gibi bir çam ağacının cihâzâtını dokumak ve yetiştirmek için bir köy kadar yüz fabrika ve tezgâh yerine küçücük çekirdeği gösterir: “İşte bu ağaç bundan çıkmış.” diye Sâni'inin o çamdaki gösterdiği bin mûcizâtı inkâr eder misillû bazı zâhirî sebepleri irâe eder. Hàlık’ın ihtiyar ve hikmet ile işlenen pek büyük bir fiil‑i Rubûbiyet’ini hiçe indirir. Bazen gayet derin ve bilinmez ve çok ehemmiyetli, bin cihette de hikmeti olan bir hakikate fennî bir nâm takar. Güyâ o nâm ile mâhiyeti anlaşıldı, âdileşti, hikmetsiz, mânâsız kaldı.

İşte gel! Belâhet ve hamâkatin nihâyetsiz derecelerine bak ki: Yüz sahife ile târif edilse ve hikmetleri beyân edilse ancak tamamıyla bilinecek derin ve geniş bir hakikat‑i mechûleye bir nâm takar; mâlûm bir şey gibi: “Bu budur.” der. Meselâ: Güneş’in bir maddesi, elektrikle çarpmasıdır.

Hem birer irâde‑i külliye ve birer ihtiyar‑ı âmm ve birer hâkimiyet‑i nev'iyenin ünvânları bulunan ve “Âdetullâh” nâmıyla yâdedilen fıtrî kanunların birisine, hususî ve kasdî bir hâdise‑i Rubûbiyet’i ircâ eder. O ircâ ile, onun nispetini irâde‑i ihtiyariyeden keser; sonra tutar tesâdüfe, tabiata havâle eder. Ebû Cehil’den ziyâde muzâaf bir echeliyet gösterir. Bir neferin veya bir taburun zaferli harbini, bir nizâm ve kanun‑u askeriyeye isnat edip; kumandanından, pâdişahından, hükûmetinden ve kasdî harekâttan alâkasını keser misillû âsî bir dîvâne olur.

Hem, meyvedâr bir ağacın bir çekirdekten icâdı gibi, bir tırnak kadar bir odun parçasından çok mûcizâtlı bir usta, yüz okka muhtelif taamları, yüz arşın muhtelif kumaşları yapsa; bir adam o odun parçasını gösterip dese: “Bu işler, tabîi ve tesâdüfî olarak bundan olmuş.” O ustanın hârika sanatlarını, hünerlerini hiçe indirse, ne derece bir hamâkattir. Aynen öyle de…

Bediüzzaman Said Nursi
Sözler

HABERE YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.