Bediüzzaman’dan gelen mektupları bizden bile saklardı

Bediüzzaman’dan gelen mektupları bizden bile saklardı

İnna lillah ve inna ileyhi raciun: Halil İbrahim Çöllüoğlu ağabeyin evlad-ı manevisi İlhan Yüksel vefat etti

A+A-

Ömer Özcan-RİSALEHABER

Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin merhum talebelerinden Halil İbrahim Çöllüoğlu ağabeyin Risale-i Nur'da ismi geçen evlad-ı manevisi İlhan Yüksel vefat etti.

Cenazesi bugün Cuma namazını müteakip Muğla'nın Milas ilçesi Gümüşkesen Camiinden kalındı ve defnedildi.

RİSALE-İ NUR’DA GEÇİYOR

"Risale-i Nur'un erkân-ı mühimmesinden Halil İbrahim'in ondört yaşındaki evlâd-ı manevîsi, Risale-i Nur dairesindeki masum şakirdlerin dairesinde inşâallah ehemmiyetli mevki alacak. Ve o küçük şahsiyette parlak, büyük bir şakird ruhu görünüyor. Mektubunda çocukça konuşmamış; gayet müdakkikane büyük bir âlim gibi konuşması bizi çok sevindirdi. Mâşâallah, Bârekellah dedirdi." (Kastamonu Lahikası, 260)

halilibrahimcolluoglu.jpgHALİL İBRAHİM ÇÖLLÜOĞLU’NUN RİSALE-İ NUR’U TANIMASI

İlme ve kitaba müştak bir zat olan Halil İbrahim Çöllüoğlu’nun Han’ına bir gün Isparta’dan bir müşteri gelir. Aslı Bitlis Adilcevazlı olan ve Bediüzzaman’ın “Âhiret kardeşim Âdilcevazlı Kürt Bekir Ağa” dediği ümmi fakat kutuplar derecesinde hizmetleri bulunan bu zat çerçi esnafıdır; yani köy ve pazarları dolaşarak ufak tefek tuhafiye eşyası satan seyyar bir satıcı... Heybesinde hep taşıdığı Risale-i Nur eserlerinden Han sahibi Halil İbrahim Çöllüoğlu’na birkaç parça bırakır… Bu kitaplardan birisinin, 10. Söz Haşir Risalesi olduğu Bediüzzaman’ın Eskişehir’de mahkemeye karşı Halil İbrahim’i müdafaa için söylediği ifadelerinden anlaşılıyor. 

İlme ve okumaya çok meraklı olan Halil İbrahim ağabey kitapları okuyunca adeta büyülenir. Hemen ‘Han’ içerisinde bir odayı kütüphane olarak tahsis eder ve hizmete başlar. Daha sonra da Barla’da bulunan Bediüzzaman hazretlerine bir ziyarette bulunur. 

MANEVİ EVLADI İLHAN YÜKSEL ANLATIYOR

1929 Milas doğumluyum. Elektrik Yüksek Mühendisiyim, 1954 İTÜ  (İstanbul Teknik Üniversitesi) mezunuyum. Muhtelif kurumlara çalıştım, şimdi emekliyim. Bazen Milas’ta bazen de İzmir’de ikamet ederim…

Halil İbrahim Çöllüoğlu aslında benim eniştem oluyor, Halam Naciye Hanım’ın kocasıdır. Onların çocukları yoktu… Biz üç kardeşiz… Üçüncü kardeşim doğunca 5-6 yaşlarımda iken beni kucaklayıp evlerine manevi evlat olarak alıp götürdüler. O yaştan itibaren ilkokul-ortaokul son sınıfa kadar eniştem Halil İbrahim Çöllüoğlu ile beraberdim hep. Onların elinde, onların yanında büyüdüm. En az on sene kadar beraberdik… İTÜ’ye 1944’de gittim. Yalnız resmen onların üzerine geçmedim ben, onun için soyadım farklıdır. Manevi evlatlarıydım. Halam Naciye Hanım da dindar bir kadındı. Sadi Özgen; Halil İbrahim Çöllüoğlu’nun bir kız evlatlığı vardı, onun oğludur. Sadi’yi de üstüne almamıştı rahmetli. 

Tarihî Çöllüoğlu Han’ı Milas’ın en güzel yerindedir

Eniştem Halil İbrahim Çöllüoğlu’nun evleri Milas’ın Hacıilyas Mahallesindeydi. İşlettikleri Çöllüoğlu Han’ı ise şehrin merkezi bir noktasında, Belen Camiinin hemen yakınındadır. Bu han Abdülaziz  Ağa tarafından Ağa Camisinin yakınında 1719-1720 tarihinde inşa ettirilmiş.

han.jpg
Çöllüoğlu Han metruk bir halde iken Milas Belediyesi istimlak edip restorasyona başladı

Çöllüoğlu Han’ı, babalarından iki kardeşe, Ali Çöllüoğlu ve Halil İbrahim Çöllüoğlu’na miras kalmıştı. Bu han kare şeklindedir. 1,5 duvarı ağabey Ali Çöllüoğlu’nun, 2,5 duvarı Halil İbrahim Çöllüoğlu’nundur. Yani yüzde 38’i birinin, yüzde 68’i diğerinin gibi… O Han’ın yeri tam on dönümdür. Her bir kenarı 100 metredir. Milas sıcak bir şehir olduğundan zenginler, ekâbir daima yukarılara çıkmıştır, dolayısıyla Çöllüoğlu Han’ının yeri Milas’ta çok önemlidir. Daha güzel yer yoktur Milas’ta. Belen Camiinin yanındadır Han. Han demek, hayvanlı yolcuların ikamet ettiği otel... Alt kata hayvanlar bağlanır, üst tarafta odalar vardır, orada müşteriler yatardı. Bu Han’ı Milas Belediyesi istimlâk ederek satın aldı. Eski eserleri koruma diye bir şeyler uydurup aldılar. Çocukluğumda bu Han’a çok giderdim. Bilhassa Milas’ın Salı Pazar’larında çok kalabalık olurdu Han. Müşteriler genellikle hayvanla gelirlerdi. 

Rahmetli hoşsohbetti, her gün birşeyler anlatırdı bize

Rahmetli eniştem Halil İbrahim Çöllüoğlu’nun Bediüzzaman’ı tanıması şöyle oluyor: 

Bir rüya görmüş, bir meşale ile birini görmüş rüyasında. Rüyasını birisine açmış, Bediüzzaman’ı tarif etmişler, gördüğün o olabilir demişler. O sıralarda Han’ına Isparta’dan seyyar bir satıcı –çerçi- geliyor. Onun vasıtasıyla Risale-i Nur’u ve Bediüzzaman’ı tanıyor. 

1935 yılında ilk defa Eskişehir’e mahkemeye gittiler, altı ay’a mahkûm oldular. Eskişehir’e hapishaneye giderlerken ben yanındaydım. Altı yaşındaydım ama gayet iyi hatırlıyorum. 

1943 yılında tekrar Denizli’ye aldılar onu. Bir ihbar üzerine Milas’ta kimler var diye liste veriyorlar, toplayıp alıp gittiler hepsini. Ben bu baskın sırasında okuldaydım, eve geldiğimde halam olanları anlatı bana. Dokuz ay sonra bu sefer beraat ederek geri döndüler.

Rahmetli çok konuşkandı, hoşsohbetti, her gün birşeyler anlatırdı bize. Dünyevî hırsı yoktu, Han’a çok müşteri gelsin de çok para kazanayım gibi bir hırsı yoktu. Baba olarak bize Bediüzzaman hocadan çok bahsederdi, başka bir davranışı, zevki yoktu diyebilirim. O hale gelmişti ki, benimle konuşmak yerine şu eserleri yazın, çoğaltın derdi gelenlere. 

Eniştem Çöllüoğlu, Bediüzzaman için canını verirdi. Bize devamlı Risale-i Nur okur anlatırdı. Fakat daha çok, ‘okuyun’ diye değil, ‘yazın’ diye haber gelirdi onlara. Habire yazar, yazar, yazar…  Eski yazı tabi… Sonra onları Bediüzzaman’a gönderirdi. Yazısı da çirkindi, kim okurdu o yazıları bilmiyorum artık. Bana İTÜ’de okurken mektup yazardı, okuyamazdım. Bediüzzaman’dan mektup şeklinde gelirdi risaleler, onları bizden bile saklar, gizlerdi yani. Çok baskı vardı…

Ahmet Feyzi Kul ve Milaslı Mehmet İnce

Ahmet Feyzi Kul diye çok önemli bir Risale-i Nur talebesi vardır, rahmetli ondan çok bahsederdi. Denizli Hapishanedeki hatıralarından bahsederdi bize. Ona kitabı ilk defa o vermiş herhalde.

Bir de; Milaslı Mehmet İnce vardı. Onun da çocuğu yoktu. Nüktedan, konuşkan, çok becerikliydi bir insandı o. Küçük bir dükkânı vardı, unculuk yapardı orada; un alıp satardı. Bir yazı yazardı matbaa gibi; matbaadan daha güzel yazardı, inci gibi yazardı, mükemmel bir yazısı vardı. Çöllüoğlu’yla beraber hapis yatmışlardı beraber.

Rahmetli eniştem 1956’da ben askerde iken vefat etmişti, cenazesinde bulunamadım… Allah rahmet etsin… Şimdi duyuyoruz bütün dünya tanıyormuş onu…
          
colluoglu_mezar.jpg
Halil İbrahim Çöllüoğlu ve eşi Naciye hanımın mezarları başında Şerafeddin Kartal

HABERE YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
3 Yorum